Ayağımıza dolanan sosyopati

Dertlerimize mazeret bulmak istersek, ondan kolay ne var; çektiğimiz tüm çileleri “geçiş toplumu” olmamıza bağlarız olur biter. Nasıl olsa iki yüz yıldır bir yerden bir yere geçip duruyoruz. Son olarak da vesayet sisteminden gerçek demokrasiye doğru yürüyoruz. “Yol uzun, geçitler dar, köprüler kıldan ince kılıçtan keskin” der kurtuluruz. Lakin böyle yapmayalım, dertlere doğru teşhis koyalım ve çözmeye çalışalım dedik. Geçiş toplumlarında sosyopatinin mütebariz hale gelmesinin her türlü derdimizin kaynağını oluşturduğunu söyledik. Hemen her yerde onları ve teşkil ettikleri tehlikeyi görüyor, uzun zamandır “sosyopati” konusuna dikkat çekmeye çalışıyoruz. Peki, nedir bu sosyopati, ne zaman mütebariz hale geliyor ve bu durumda neler oluyor?

“Sosyopati” sözüyle, kişilik özellikleri açısından benzer özellikler gösteren bir insan kümesini kastediyoruz. Onların sergiledikleri kişilik özelliklerine, psikolojik bilimlerde “psikopatlık” ya da “anti-sosyal kişilik bozukluğu” adı da veriliyor. Yıkıcılıklarının kendilerini, ailelerini ve yakın çevrelerini aşıp toplum-karşıtı bir hale gelmesi durumunda “sosyopati”den bahsediliyor. Kişilik bozukluklarından kaynaklanan davranışlarıyla toplum-karşıtı özellikler sergileyen kişilere “sosyopat” deniyor.

Sosyopati, evrensel. Sosyopatlar, her toplumda, her tarihsel dönemde az da olsa bulunuyorlar. Toplum karşıtı fikir ve davranışlarıyla kendilerini hemen belli eden sosyopatlar, başkalarına verdikleri zarardan dolayı hiç acı duymamalarıyla, vicdansızlıklarıyla maluller. Ahlaki gelişimleri gibi duyguları, empati yetenekleri de körelmiş. Hem yıkıcı davranışlar sergiliyor hem de hep kendilerini haklı görüyorlar. Kriminoloji tarihinin hemen tamamını onlar işgal ediyor. Eğer suçu, “başkalarına zarar verici, zulümkar tutumlar” şeklinde tanımlarsak, adeta doğuştan suça eğilimliler. Çok kolay, peynir ekmek gibi yalan söyleyebiliyorlar. Amaçlarına ulaşmak için her yolu mubah görüyorlar. Sırf keyifleri gelsin ya da artsın veya heyecan olsun diye yapmayacakları yok. Küçük bir çıkar için bile sıradan insanların asla alamayacağı büyük riskler almaktan çekinmiyorlar. Madde kullanımından, başkalarına işkence etmeye kadar sağlıklı insanının havsalasının alamayacağı yollara tevessül edebiliyorlar. Bilimsel araştırmalar bu kişilik bozukluğunun büyük ihtimalle ailesel (belki genetik) bir geçiş gösterdiğini; her toplulukta bu tür insanların belli bir oranda bulunduklarını ortaya koyuyor. Sırası geldiğinde sosyopatlardan, psikopatlardan yine bahseder, karşılaştığımız bu kişiliklerle başa çıkmak için ne yapmamız gerektiğini ele alırız. Şimdi analizimize dönelim.

Sosyopati evrensel; her toplumda sanki beşer safhasında takılıp kalmış bu kimselerden var. Ama her toplumda öyle kolay etkili olamıyorlar, toplumsal değerleri ifsat edip başa bela kesilemiyorlar. Her siyasi kültürün, her toplumsal düzenin temel misyonlarından birisi de sessiz yığınların haklarını sosyopatlara karşı korumak; sosyopatiyi dizginlemek, mümkünse entegre etmek. Bunu her toplum başaramıyor.

Batı uygarlığını ve toplumlarını birçok bakımdan kıyasıya eleştirdiğimize okuyucularımız tanıktır. Asla onların yolunu izlemeyi ve tam olarak onlar gibi olmayı savunmuyoruz. Elbette biz kendi medeniyet yolumuzdan yürüyeceğiz. Ama teslim etmek zorundayız ki, modern zamanlarda sosyopatiye karşı en başarılı manevraları da onlar yapmış. Devlet-sivil toplum ilişkisi, birçok gerilim hattına rağmen, sözleşmeye dayalı olarak kurulmuş, insan haklarına dayalı bir hukuksal çerçeveye kavuşmuş. Otorite toplumsal ve siyasal süreçlerin neticesinde içselleştirilmiş, sosyopati büyük ölçüde dizginlenebilmiş. Bu toplumlarda kamu görevlisi de sivil yurttaş da yasalardan, o yasaları üreten sistemden ürküyor.

Sosyopati, kamu düzeninin bireyin psikolojisinde kök salmadığı, otoritenin içselleşmediği geçiş toplumlarında kendisi için en mümbit araziye kavuşur. Biz de iki yüz yıldır bir geçiş toplumuyuz. Sosyopatların ağızlarının suyunu akıtan derin kamusal çatlaklarımız, hukuki zaaflarımız, toplumsal dertlerimiz var. Kamu düzeninin sağlanması için devlet, hukuka saygılı, otoriteyi içselleştirmiş bireyler yetiştirmek yerine ceberutluğu seçmiş. Bırakın güçlü olmayı vergi bile toplayamamış, imar planı dahi yapamamış, çareyi gövde gösterisinde aramış. Devletin bıraktığı boşluğu, maddi çıkar şebekeleri, feodal ve mafiyöz güç odakları doldurmaya çalışmış. Her yere kolayca risk alan sosyopatlar sızmış. Devletinden umudu kalmayan toplum, kendi bütünlüğünü sağlayabilmek için kamu düzeninin olduğu zamanlardaki tarihsel anlatıya ve inançlarına tutunmuş.

Sessiz yığınlar, sosyopatiyi dizginlemek için değerlere sarılmanın yanı sıra devleti demokratikleştirmek, milletin, hukukun (yasanın, yargıcın değil hukuk”un) devleti haline getirmek lazım geldiğini her geçen gün biraz daha iyi anlıyorlar. Yeni Türkiye mücadelesine bu yüzden gönülden destek veriyorlar.

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

Galeri

WhatsApp-Image-2020-04-24-at-09.59.43-1 EROLGOKA25-scaled EROLGOKA-1 IMG-20190810-WA0064 kitap ShowLetter1 01 09 15 13 17-1 IMG_0971-Özel