Bitik erkekler: Teknomedyatik Dünyada gençliğin durumu ve görevlerimiz

Bitik erkekler: Teknomedyatik Dünyada gençliğin durumu ve görevlerimiz

“Teknomedyatik dünyada gençliğin durumu ve görevlerimiz”[1]

  Sunilik ve sanallığın, haz ve hızın, mühendislerin araçsal aklının her şeyi belirlediği; gelenek ve felsefeden uzaklaşan; biyoteknoloji ile genetik müdahalelerin imkan dahiline girdiği; mahremiyet ve ben hissinin büyük bir dönüşüm geçirdiği “hunhar yeni dünya” ya da “teknomedyatik dünya” dediğimiz bir zaman diliminde yaşıyoruz. Artık yeni denizin balıklarıyız. İnternette hayat klonlanıyor, sanal gerçeğin, sanal iletişim yüz yüze iletişimin yerini alıyor. İnsanlık-sonrası (post-human) zamana girildiği söyleniyor. Buradan çıkış yok! Bu konuda yaptığımız “İnternet ve Psikolojimiz” adlı çalışmamızda yaşadığımız teknomedyatik dünyanın ve dijital teknolojilerin gençlerimizin hayatlarını nasıl etkilediğini uzun uzun incelemeye, anlatmaya çalıştık.  Gençlerimizi artık yeni bir uzuvları haline gelen ellerindeki akıllı telefonların nasıl hazır lopçu hale getirdiğinin, empatiden yoksunlaştırıp fanatikleştirdiğinin, hayatın uzağına düşürdüğünün üzerinde durduk (Göka, 2017).

Gardner ve Davies’in çalışmalarındaki (2014) tespitler bizce de doğruydu. Karşımızda bir “App kuşağı” vardı. Bu kuşak sanıldığı gibi özgürlük peşinde değildi, “helikopter ebeveyn” onları bir an dahi yalnız bırakmıyordu. Akıllı cihazların eline düşümüş bu gençler, hayattan ve somut insan ilişkilerinden öğrenmekten uzaklaşıyorlardı. Anketlerde bencil ve mutlu görünmelerine rağmen ürkek, çekingendiler… CV’ini doldurma meraklısı ama gerçeğin ortaya çıkmasından korkuyorlardı. Marka tutkunluğu bariz özellikleriydi. Başka kültürleri öğrenmek istemiyorlardı.

Bu kuşağın sorunları daha çok Zimbardo ve Coulombe’nin çalışmalarında (2017) ortaya çıktığı şekliyle erkeklerde kendisini gösteriyordu. Erkekler adeta bitiyorlardı. Daha çok ABD; Kanada ve İngiltere’de ortaya çıkan bir tablo giderek tüm dünyaya yayılıyordu:  Teknolojinin ve teknomedyatik dünyanın özellikle genç erkekleri ne kadar olumsuz etkilediğini ve gelecekle ilgili kaygıların alarm düzeyine geldiği bu çalışmada apaçık görülüyordu. Araştırmacılar, eğitimdeki büyük hayal kırıklığını ve iş dünyasında erkekler aleyhine ortaya çıkan gelişmeleri, artık erkeklerin çalışmak da istemediğini kanıt olarak gösteriyorlardı. Modern politik ve ekonomik yaşamın daha çok kadınların ihtiyaçlarını göz önünde bulundurduğunu çok açık biçimde dile getiriyorlardı. Erkekler gerek okulda gerek hayatın diğer alanlarında başarılı olmak için eskiden daha çok rekabet ediyorlardı ve daha çok motivasyona sahiplerdi. Bir iş sahibi olmak, kendi ailesini kurmak, uzun vadeli hedefler belirlemek ve kariyere odaklanmak için çabalıyorlardı ancak artık bu hallerinden eser kalmamıştı. ABD tarihinde ilk defa erkekler babalarından daha az eğitim alıyorlardı. Üstelik akademi artık daha çok kadınların uğraşı haline gelmişti… Kadınlar, erkekleri ilkokuldan üniversiteye kadar her düzeyde alt ediyorlardı. ABD’de okullardaki en başarısız öğrencilerin %70’ini erkekler teşkil ediyordu.

2000-2010 yılları arasında, Amerikan gençleri arasında işgücüne katılım oranı yüzde 42 oranında azaldı ve 20 ile 24 yaşları arası işçi sayısı yüzde 17 düştü… ABD’deki 25-34 yaş arası erkek işsizliği, 1970’tekinin iki katından daha fazla. İtalya, Fransa, İspanya, İsveç ve Japonya gibi diğer ülkeler, işsiz genç erkeklerde beş kattan daha fazla artış gördüler. OECD kayıtları, yirmilerinin sonları ve otuzlarının başlarındaki erkeklerde küresel işsizlik oranının 1970’de yüzde 2’yken 2012’de yüzde 9’a çıktığını gösteriyor. Bu çok yüksek artış ve milyonlarca genç erkeğin çalışmıyor olduğu anlamına geliyor! Bu tespitleri yapan Zimbardo ve Coulombe’ye göre (2017) Testosteronu düşüren, östrojeni arttıran çevresel fizyolojik değişimler ve medya etkileri söz konusu. Okullarda erkeklerin ilgisini çekecek bir müfredat yok. Bunların yanı sıra toplumsal yaşamda belirgin bir babasızlık kendisini hissettiriyor. Bazı erkekler, salt erkek oldukları için kendilerine birçok şeyi hak olarak görüyorlar. Üstelik bu ayrıcalığı kazanmak için hiçbir şey yapmalarına gerek yok. Birçoğu artık anne ve babalarıyla, bir eş veya hayat arkadaşıyla olan ilişkisinde uzun vadeli sığınak arıyor. Şaşırtıcı derece yüksek sayıda erkek, para getirecek işlerde çalışmayı istemiyor gibi görünüyor, hatta yaşam alanlarını düzenli tutacak temel ev işlerine bile yardım etmiyorlar. Başkasına bağımlı olmayı bir toplumsal başarısızlık değil, bir başarı olarak” görenler bile var!…1970-1980’lerde ABD’de gençlerin %40 kendisini utangaç olarak nitelerken, büyük bir kesim de şöyle veya utangaçlık yaşadıklarını söyler, asla utangaçlık çekmediklerini belirtenler ise ancak %5’i oluştururdu. 2000’li yıllarda ise utangaçlık oranları giderek arttı, “hiç utangaçlık yaşamam” diyenler %1’e kadar indi.

Sosyal alanlarda etkileşim sırasında ne yapacağını bilmediğinden garip ve uygunsuz davranışlar sergileyen, adeta ilişkinin içinde cascavlak kalan gençler hepimizi güldürüyor. Allah vergisi iletişim yetenekleri sayesinde kızlar nispeten daha iyi ama genç erkekler, “sosyal ortamda yabancı bir ülkeye gelmiş, yer yön sormaktan aciz ve isteksiz turistler gibi geziniyorlar. Birçoğu yüz yüze iletişimin dilini, birinin başkalarıyla gerek konuşarak gerek konuşmadan diyalog kurmasını sağlayan dili bilmiyor.” İnternet her şeyi bizim için daha hızlı, daha doğru ve sosyal bağlantılara ihtiyaç duymadan yapıyor. En utangaç olanın başkalarıyla, asenkronistik iletişim kurmasını kolaylaştırıyor. Önceleri bir miktar utangaç olanlar, hayatın pratikleri içinde ustalaşarak giderek bu dertlerinden kurtulurlardı şimdi bu imkan yok. Eskisi gibi iletişime geçme isteğinden korkuya dayalı değil, zayıf bir izlenim bırakma kaygısıyla, toplumsal reddedilme korkusuyla kıpırdayamamaya bağlı yeni bir utangaçlık şekli ortaya çıkıyor. Toplumsal bağın nasıl kurulacağını bilmedikleri için, ilişkiden uzak duruyor gençler. Üstelik bu halleri bir işlevsel eksikliğe yol açmadığından fark bile edilmiyor, “normal” diye içselleştiriliyor.

Ünlü psikolog Zimbardo ve genç arkadaşının araştırmasına göre,  romantik ilişki hallerinde ise genç erkeklerin bu feci sosyal beceri(sizlik)leri, iyice afallamalarına, korkup kaçmalarına neden oluyor. Gerçek hayatın içinde sosyal becerilerini arttırmaktansa evlerindeki odalarına, bilgisayarlarındaki, akıllı telefonlarındaki fantezi dünyasına çekiliyorlar. Ya da onlardan hemen hiç beklentisi olmayan genç erkek topluluğunun, kankaların içine atıyorlar kendilerini. Sadece erkeklerin gittiği mekânlara takılmalarına, aşırı erkeklik belirtileri göstermelerine rağmen genç erkeklerin, karşı cinsten uzaklaşmalarına “otobur” denmelerine yol açan “sosyal yoğunluk sendromu” ortaya çıkıyor. Ya evde bilgisayar başında ya da maço gruplar içinde sosyal bir yoğunluk halinde yaşamayı tercih ediyorlar. Bu alanları kendilerini gerçek hayata ve ilişkilere göre daha güvenli hissettikleri, sonuçları kontrol edebildikleri, reddedilme korkusunun olmadığı ve becerileri için övgü aldıkları yerler olarak görüyorlar.  Web üzerinden erişilen ve her an yanlarında olan sanal depolama alanları sayesinde geçmişe ya da geleceğe değil şimdiki zamana odaklanıyorlar. Acil ihtiyaçları dışında etraflarındaki dünya onları ilgilendirmiyor. Son yıllarda genç erkeklerin başına musallat olan oyun, alkol ve madde bağımlılığının, pornografi belasının nedenleri de teknolojinin icbar ettiği bu yeni durumda yatıyor. Pornonun ve video oyunlarının kolay erişilebilir olması, yük oluşturmaması, zevk vermesi ve eğlendirmesi nedeniyle birçok genç erkek gerçekte hayatı değil, onun dijital alternatifini tercih ediyor. Pornoya batmış, dijital oyunlardan başını kaldıramayan, “yatak odasından evrene hükmettiğini sanan” genç erkekler topluluğu ortaya çıkıyor. İnternet pornografisine ve video oyunlarına bağımlı gençlerde alkol ve uyuşturucuya bağımlılık da artıyor! Alkol ve uyuşturucudan farklı olarak porno ve video oyunlarına bağımlılık, sürekli yenilik ve uyarılma ihtiyacı bir tür uyarılma bağımlılığı ortaya çıkarıyor.

Erkek çocuklarında artan dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ve obezite sorunun bunlardan bağımsız olduğunu düşünmek tam bir safdillik olur.  Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanısı oranları, her yıl %5’lik artış kaydederek ilerliyor. Bu rahatsızlık, erkeklerde 2-3 misli daha fazla. Özel eğitim tedavi programlarına katılan öğrencilerin üçte ikisi erkek. Bu, zekâ probleminden ziyade, çaba göstermemeye ve heves duymamaya bağlı olarak ortaya çıkan bir sorun… Video oyunları bağımlılık düzeyi tam bir felaket, birçok genç erkeğin günleri bu uğurda heder olup gidiyor. Video oyunlarını tasarlayanlar, psikolojik bilgilerden de yararlanarak doğrudan doğruya oyun oynayanların bağımlı olmalarını sağlayacak bir kurgu yapıyorlar. Genç erkekler, saatlerce oyunların başından kalkmıyorlar. Uykuları bozuluyor. Uykusuz çocuklara ve gençlere, profesyoneller, çoğu zaman hatalı biçimde “dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu” tanısı koyarak, uyarıcı ilaçlarla tedavi etmeye kalkıyorlar! İşin kötüsü oyun bağımlılığı, yetişkinlikte de devam ediyor. Birçok evli çiftin, evlilikleri boyunca en iyi yaptıkları işin birlikte video oyunu oynamak olduğundan bahsediliyor.

Sonuç olarak, okumaktan, çalışmaktan vazgeçen, amaçsız ve sosyal becerileri düşük bir adamlar kitlesi ortaya çıkıyor. Yirmilerindeki ve hatta otuzlarındaki birçok genç erkek ailesiyle yaşıyor. Okul başarısı, kariyer yapmak ve evlenmek artık umurlarında olmuyor. Ergenlik uzadıkça uzuyor, genç adamlar belirsizliklerle dolu dünyaya girmektense, evde ailesinin güvenli sınırları içinde kalmayı yeğliyor. Genç erkekler artık erkek olmanın anahtarını sorumlulukta arayan, başkalarını, ailesini düşünen ve onlara zarar vermemek için çabalayan, sadakati önemseyen, oyuna değil işe öncelik veren kimseler olmaktan çıkıyorlar. Onların manzarasını anlatmaya çalıştığımız halleri, karşımıza tam bir “erkek sorunu” çıkarıyor. Bir de üstüne üstlük günümüzde kadın hareketine benzer, erkeklerin dertlerini dile getiren bir erkek çabası yok! «Allah sonumuz hayretsin» demekten başka bir çözüm ufukta görünmüyor.

Bitirmeden önce bir de günümüz gençliği ile ilgili önemli bir araştırmacı olan Jean M. Twenge’nin son çalışmasından bahsetmek istiyorum. Daha önce dikkatini narsisizm sorununa veren ve “Asrın Vebası Narsisizm İlleti” (2010) ve “Ben Nesli” (2018) kitaplarını yazan Twenge, son çalışması “E-Nesli”nde önceki görüşlerini büyük ölçüde değiştirir ve milyonlarca gençten gelen verileri değerlendirerek günümüz gençliğini “internet nesli” (i-nesli) diye adlandırır ve şu sonuçlara ulaşır: 1995’ten sonra doğanlar «Ben Nesli» (1970-1990) özellikleri göstermiyor artık. 2011’den sonra gençlerde kaygı, depresyon ve intihar oranlarında büyük bir artış var. Kırılgan ve ürkekler. Geç olgunlaşıyorlar ve ebeveyne bağımlılar, daha az evden çıkıyor ve arkadaş ediniyorlar. Ekran başında geçirilen zaman arttıkça bu özellikler belirginleşiyor. 1 saatin altında %28 olan intihar düşüncesi 5 saatin üstünde %48’e varıyor. Ehliyet almıyorlar. Dini inançları zayıf.  AVM’e gitmiyorlar ama tüketmemek için değil güvenlik nedeniyle…

Ülkemizde yapılan bir saha çalışması da (Sabah Gazetesi, 2019) bu sonuçları destekleyen bulgulara ulaşıyor. Türkiye’nin Z kuşağı girişimciliğe yönelik meslekleri tercih etmek yerine memur olmayı tercih ediyor. 12 ilde yapılan ankete katılan öğrencilerin yalnızca 6’sı kendi işini kurmak isterken %43’ü devlet memuru, %23’ü özel sektörde çalışmak, yüzde 18’i de aile mesleğini sürdürmek istediğini belirtti. “Üniversite ve meslek seçiminde hangi seçenek senin için daha önemlidir?” sorusuna öğrencilerin çoğunluğu “Üniversitenin itibarı” olarak cevap verdi. Buna yakın bir oranda geleceğinin en önemli kararlarından biri olan meslek seçiminde “Taban puanımın yetmesi yeter” cevabı verildi. Bu soruya “İstek ve yeteneklerimi dikkate alırım” diyen öğrenci sayısı en son sırada yer aldı.

Kaynaklar

Göka E. İnternet ve Psikolojimiz. Kapı Yayınları, İstanbul, 2017.

Gardner H, Davies K. App Kuşağı: Dijital Dünyada, Kimlik, Mahremiyet ve Hayal Gücü.  Çev. Ü. Şensoy, Optimist Yayınları, İstanbul, 2014.

Sabah Gazetesi. https://www.sabah.com.tr/egitim/2019/01/23/turk-tipi-z-kusagi-ceo-degil-memur-olmak-istiyorlar

Twenge Z. M., Campwell W. K. Asrın Vebası Narsisizm İlleti. Çev. Ö. Yüksel, Kaknüs Yayınları, İstanbul, 2010.

Twenge Z. M. Ben Nesli. Çev. E. Öztürk, Kaknüs Yayınları, İstanbul, 2018.

Twenge Z. M. İ-Nesli. Çev. O. Gündüz, Kaknüs Yayınları, İstanbul, 2018.

Zimbardo P.G., Coulombe N. D. Bitik Erkekler. Çev. T. Yalur, Pegasus Yayınları, istanbul, 2017.

[1] V. Maneviyat Psikolojisi Sempozyumu’nda (5-7 Ekim 2018, Tokat) yapılan konuşma

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

Galeri

WhatsApp-Image-2020-04-24-at-09.59.43-1 EROLGOKA25-scaled EROLGOKA-1 IMG-20190810-WA0064 kitap ShowLetter1 01 09 15 13 17-1 IMG_0971-Özel