Cizre, kalbimizin sızlayan köşesi

Cizre’de yaşananlar, geçen haftanın temel gündemiydi. Bir hafta boyunca süren sokağa çıkma yasağı nedeniyle tam olarak ne yaşandığını bilme imkânımız yoktu. Günlerdir süren terör dalgası ve örgütün belli ölçülerde alan hâkimiyeti sağladığı, öz-yönetim ilan ettiği ve sözüm ona kendi savunma güçlerini güvenlik güçlerine karşı devreye soktuğunu iddia ettiği yerlerde yapılanlar, yapılmak istenenler, nasıl bir sorunla karşı karşıya olduğumuza dair bir fikir veriyordu. Dağlıca’da askerlerimizin, Iğdır’da polisimizin menfur saldırılara uğraması neticesi 30 şehit vermemiz de aynı sürecin içinde yer almıştı. Cizre’de ne olup bitenlere, daha doğrusu neler olup biteceğine tüm ülkeyi sarmış olan acı ve teröre karşı yükselen öfkenin atmosferinde kulak kesildik. Terörü protesto gösterileri yer yer Kürt düşmanlığına ve vandallığa dönüşmesine rağmen genel sükûneti bozmadı. Ortaya çıkabilecek olumsuzluklara karşı toplumun büyük çoğunluğunun teyakkuzda olması, oluşturulmak istenen Kürt düşmanlığına ve vandallığa prim vermemesi ve yatıştırıcı bir rolü benimsemesi dikkatlerden kaçmadı. Toplumumuzun defalarca kanıtlanmış, basiret ve feraset hanesine yeni bir kayıt olarak ilave oldu. Örgütün denetimindeki, Avrupa’dan yayın yapan bir televizyona canlı yayında bağlanan ve ağlayarak yardım isteyen kişinin söyledikleri ve İçişleri Bakanı’nın açıklaması eldeki en net bilgiydi. HDP’lilerin, Eş Genel Başkanı, milletvekilleri ve Geçici Hükümet’te yer alan iki bakanlarıyla birlikte Cizre’ye gitme çabaları akim kaldı. ”Uzun yürüyüş”ü, dünya çapında ses getirecek büyük kitlesel gösterilere dönüştürme gayretleri, (yine) sonuç vermedi. Demirtaş, kendisine hiç yakışmayan tehdit diline yine başvurdu; “Cizre, Türkiye’nin Kobanisi olacak” skandal sözünü bile söyleyebildi. Demirtaş’ın ve HDP’nin 7 Haziran Seçimi öncesi, Ak Parti karşıtı çevrelerde uyandırdığı sempati halkası, seçim sonrası örgütün “devrimci halk savaşı” adı altında teröre başvurduğu günden itibaren daralmasını, arttırarak sürdürdü. Gündelik hayatımız da hiçbir şey olmuyormuş, bu ülkenin Cizre’sinde sokağa çıkma yasağı ve çatışmalar yokmuş gibi devam etti.
Geçen hafta ülkede neler oldu diye hangimize sorulsa üç aşağı beş yukarı bunları anlatırdık. Çoğumuzun zihninde bu şekilde yer eden bu olgulardan sonuç çıkarmak hiç de zor değil. Herhalde ilk ve bariz sonucun, Kürt, Türk hemen hepimizin teröre karşı olduğumuzun ortaya çıkması olduğunu söylersem, sanıyorum, çok itiraz edilmeyecektir.
Ey PKK, KCK, HPG, artık bu gerçeği görün! Toplum, Türkler ve en az onlar kadar Kürtler, sizden bıktı ve nefret ediyor. Siz adına ne derseniz deyin, amacınızı ne olarak belirlerseniz belirleyin eylemlerinizin halk katında küçük bir desteği bile yok. Bırakın destek vermeyi, insanlar, özellikle hayatı zehir ettiğiniz, mallarını, çevresini yakıp yıktığınız Kürt halkı, şiddetinizi terör olarak algılıyor ve devletin güvenlik güçlerinin müdahalesini meşru ve yerinde buluyor. Ne için mücadele ettiğinizi ise kimse anlamıyor. Zaten siz de Kürt kimliği adına çaba gösterdiğinizi söylemiyor, söyleyemiyorsunuz. “İşgalci TC” zırvanızı arada bir dillendirseniz de aynı ülkede birlikte bir hayat sürmekten yana olan Kürtlerin kahir ekseriyetinde hiç bir karşılığı olmadığını biliyorsunuz. Bu yüzden “özerklik”, “konfederalizm” diyorsunuz. Ama bu sefer de size, siyasi bilinci çok yüksek Kürt halkı, “Bunları legal siyasetin içinde söylemenize ne mani var? Bak, Demirtaş, Türkler için bile özerklik isteyebiliyor. Meclis’e gönderdiğimiz 80 milletvekilinin dediklerine kulak versenize, söylemek istediğiniz ne var da kürsüden ifade edemiyorlar?” diye soruyor, duymuyor musunuz? Aynı Kürt halkı, barajlara, ulaşıma, Kuzey ırak petrolüne niye zarar verdiğinizi de anlamıyor. “Toplumsal ekoloji”, “komünal yaşam” dediğiniz şey nedir, yenilir mi, içilir mi bilmiyor. Elbette akılları kıt olduğundan değil, sizi fantastik dünyanızla, hayalciliklerinizle ilgilenmek istemediklerinden… Dünya anarşizminin sözcülerine “ütopyalarınızı gerçekleştireceğiniz ilk toplum Kürtler olacaktır” diye verdiğiniz komik sözlere anlam veremediklerinden… Binlerce gencecik Kürt evladı bu saçmalıklar yüzünden mi hayatlarını feda ediyorlar diye düşündüklerinden…
Bu olguların Demirtaş ve HDP için de birçok anlamı var. Ya da bu olgulardan yola çıkarak Demirtaş ve HDP’ye de söyleyecek cümlelerim olabilir. Ama susacağım. Zira onların bu olguları bizden daha iyi okuduklarına eminim. Eğer Demirtaş ve HDP, devletin güvenlik güçlerine karşı gösterdikleri tavrın yarısını örgütün şiddet ve terör eylemlerine karşı gösterebilmiş olsaydı, büyük ihtimalle “sempati halkaları artan bir hızla daralıyor” ifademin tam tersini söylüyor olacaktım. Ama yapmıyor belki de yapamıyorlar. Toplumu çok rencide eden “Saray’ın askeri, polisi” argümanına sarılıyorlar. Oysa aynı blokta olduklarını söyleyen bazıları da PKK için “Saray’ın taşeronları” diyor… Hepimizi genç ölümleri karşısında elimiz böğrümüzde bırakıyorlar. Her seferinde daha da dayanılmaz hale gelen acımızla kalakalıyoruz.

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

no images were found