Kandil ışığında çözüm sancısı

Bir “Hakikat Komisyonu” kurulsa, kardeş kanı dökülmesinin durdurulması, sorunların demokratik siyaset yoluyla çözümü konusunda, en çok emeği geçenler arasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ilk sıraya koyacaktır. Siyasi hayatını riske ederek, hiç çekinmeden elini taşın altına sokan Erdoğan’ın gayreti, tarihin arşivinde yerini aldı. Erdoğan’ın kendine özgü gerekçelere dayanarak söylediği sözlerin manasını düşünmeden, onu çözüm karşıtıymış gibi gösterenler, kardeşkanı dökülmesi mevzusunda bile küçük çıkarlar, siyasi entrikalar peşinde koşanlar da kayıtlarda…

İroniye vurma, çarpıtma, tahrif, gerçekleri gizleme ama nihayetinde silahların bırakılmaması için her ne marifet varsa sergileme, onların uzmanlık alanı. Uzmanlıklarını üzerinde en çok icra ettikleri kişilerden birisi de bizatihi “önderlik”leri. Öcalan’ın gerçekte ne demek istediği, gerek HDP’nin gerek Kandil’in yaydığı sis nedeniyle bir türlü tam olarak görülemiyor.

HDP, Öcalan’dan gelen mesajların anlamının silikleşmesi, karartılması için bir “hengâme stratejisi” yürürlüğe koymuş durumda. Görünüşte hengâme ama iç tutarlılığı olan üçlü sarmal bir strateji… Ülkemizin batısında, üç yıldır Erdoğan’la ilgili olarak içeride ve dışarıda yayılan “diktatör”, “sultan”, “halife” tezviratlarının meyvelerini toplamaya dönük bir politika… Kürtlere, Çözüm Süreci’nin silahlı mücadelenin sonucunda kazanılan bir zafer olduğu, sonunda Türkiye Cumhuriyeti’ne boyun eğdirildiği, müzakere maddelerinin kabul ettirilerek mütarekeye zorlandığı propagandası… Rojava ve Kobane’de tam olarak ne olduğunu asla göstermeden, “IŞİD’e karşı mücadele” siperine girerek, Batılılara ve batıcılara “sekülerlik” selamı ve bu hatta Alevileri saflarına kazanma gayreti… Böyle, gerçekle ilgisiz, pervasızca söylemlere dayalı stratejinin yeni bir Habur sendromunu tetikleyeceğini, süreci zehirleyeceğini hiç umursamıyor. 6-8 Ekim çılgın vahşeti üzerine zerre miskal düşünmüyor. Öcalan’ın söylediklerini karartma çabası için HDP’ye değil, hengâme stratejisinin de ilham kaynağı olan Kandil’e bakmak daha doğru.
Bese Hozat, Öcalan’ın nevruzda okunan mesajının her kelimesine katıldıklarını belirtiyor. Ona göre Öcalan, 28 Şubat’ta açıklanan 10 başlık altında izleme heyetinin de gözetiminde müzakerelere başlama çağrısı yapmış, tarafların karşılıklı eş zamanlı, paralel adımlar atması gerektiğini söylemiş. “Nevruz’dan sonra yapılan ilk görüşmede izleme heyetinin de dâhil olması, 10 başlık altında resmi müzakerenin başlaması gerekir. Meclis’te ‘Hakikatlerle Yüzleşme Komisyonu’ kurulur. Tarafların uzlaştığı 10 başlık altında mutabakatı ele alır. Bunun üzerinde çalışır. Meclis genel kuruluna getirir ve tartışılmasını sağlar. Yasalarını çıkarması ve yeni bir anayasayı çıkarması gerekiyor. Bu süreçler yaşanır, somut gelişmeler adımlar atmış, yasalar çıkarmış, özgür yurttaşlık temelinde düzenlemeler yapılırsa sağlanırsa PKK kongresini toplar; silahlı süreci noktalar. Yeni bir stratejik değişime gider. Devlet sorumluluklarını yaparsa silahlı mücadele anlamsızlaşır.”

Çözüm sürecinin her aşamasını pür dikkat izlemeye çalışan birisi olarak, ne Dolmabahçe metnini ne Nevruz mektubunu, Hozat gibi anlıyorum. Dolmabahçe’de okunan metin, asla silahların bırakılması için 10 maddelik olmazsa olmazlar sunan bir müzakere metni değildi. Öcalan, hiçbir şekilde silahların bırakılması konusunda herhangi bir kayıt ve şarttan bahsetmiyor. Haydi, Dolmabahçe metni, oldukça teorik ve muğlâktı diyelim ama nevruz mektubu o kadar açık ki… Öcalan, silahların bırakılmasına Hozat gibi bakmış olsaydı, onunkine benzer cümleler kurardı. Hozat, silahları bırakmamak için kırk dereden su getiriyor, Öcalan’ın asla bahsetmediği şartlar öne sürerek, barışı sonsuza erteliyor, mektubun muhtevasının canına okuyor. Oysa mektup çok açık:

“…..Yürüttüğümüz mücadele bugün tarihi bir eşiktedir. 40 yıllık hareketimizin acılarla geçen mücadelesi boşa gitmediği gibi sürdürülemez bir aşamaya da varmış bulunmaktadır. Tarihi Dolmabahçe Sarayı’nda hepimizce resmen ilan edilen 10 maddelik deklarasyon sürecinde yeni bir süreci başlatmakla karşı karşıyayız. PKK’nın Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı yaklaşık 40 yıldır yürüttüğü silahlı mücadeleyi sonlandırmak ve yeni dönemin ruhuna uymak için bir kongre yapmalarını gerekli ve tarihi görmekteyim.
Kongremiz toplanıp yeni bir dönem başlatmalı. Anayasal vatandaşlığı, eşit ve özgür yaşamı esas alan dönemin startı verilmeli. Çatışmalı süreçten sonra barışın olduğu sürece giriyoruz. Kongre ile birlikte artık yeni bir dönem başlamaktadır. Yeni dönemde Türkiye Cumhuriyeti dâhilinde özgür ve eşit anayasal yurttaşlık temelinde demokratik kimlik sahibi, demokratik toplum olarak barış içinde ve kardeşçe yaşama sürecine giriyoruz. 90 yıllık cumhuriyet tarihinin çatışmalarla dolu geçmişi aşıp gerçek barış ile örülmüş bir geleceği yürüyoruz. Nevruz’un gerçek tarihine yaraşan da huzurunuzda böyle bir aşamayı selamlamaktır…”
“Dolmabahçe metni” neydi, “izleme heyeti”nden maksat nedir? Daha bunlar tam olarak anlaşılmadan hemen tezviratçılar devreye girip gerçeklerin anlaşılmaması için ortamı sislendiriyor, Sayın Akdoğan’ın dediği gibi, süreci zehirliyorlar. Kan dursun diye baldıran içmeye razı, süreci başlatan ve bugün de teminatı olan irade, “durun bakalım!” dediğinde, onu da “oy uğruna” süreç karşıtıymış gibi gösterip komik oluyorlar. Oysa süreç, ciddiyet ve gayret gerektiriyor.

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

Galeri

WhatsApp-Image-2020-04-24-at-09.59.43-1 EROLGOKA25-scaled EROLGOKA-1 IMG-20190810-WA0064 kitap ShowLetter1 01 09 15 13 17-1 IMG_0971-Özel