Mezhep kavgası ve demokrasi

İnsan, özellikle grup halindeyken, kitle özelliği gösteriyorken “akıllı” bir varlık olmaktan hemen vazgeçmeye teşne. Birlik ve beraberliği ne kadar vurgularsak vurgulayalım, farklılaşmaya, çeşitlenmeye yol açan dinamizm, topluluk yaşantısının yapısında var. Sanki “anti-grup” diyebileceğimiz bir madde yemeğimize karıştırılıyor, bizi zehirleyip birliğimizi dağıtıyor. İnançlar, ideolojiler, dünya görüşleri, ilk ortaya çıkış zamanlarındaki birlik ve beraberlik hallerini ila nihai sürdüremiyorlar. Günün birinde ayrılıklar baş gösteriyor, fırkalara bölünmeler gündeme geliyor.

Farklılaşmaya, çeşitlenmeye amenna ama iş bu noktada kalmıyor, birçok keresinde fiziksel çatışmaya, şiddete dönüşüyor. Sadece çıkarları tamamen karşıt farklı etnik, dini toplumlar değil, pekâlâ birlikte hareket etmeleri çok daha yararlarına olacak benzer topluluklar da birbirlerine gaddarlaşabiliyorlar. Hatta benzerlerin kavgası çok daha zalimane oluyor. Görünüşte birbirine benzeyen inanç ve ideoloji sistemlerinde yer alan insanlar, aralarındaki küçük farklılıkları, vahşetlerine gerekçe kılabiliyorlar. Bizi birbirimize yapıştıran mucizevî tutkal bir kez bozulmaya görsün, kardeşin kardeşe, dostun dosta yaptığını düşmanlar birbirlerine yapmıyor.

Şimdi bakmayın dünyaya ve birbirlerine karşı nazik ve narin göründüklerine, modern zamanlardaki iki büyük dünya savaşı, Batılıların kendi aralarındaki çıkar ve güç mücadelelerinin neticesinde oldu. Şimdi bakmayın inanç özgürlüğü dendiğinde mangalda kül bırakmamalarına Batı”da ulus-devletlerin, hatta kapitalizm ve demokrasinin ortaya çıkması, on yıllarca büyük mezhep kavgalarında birbirlerini doğradıktan sonra…

Katolik Kilisesi ve Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu, Reformasyon döneminde ortaya çıkan yeni dini anlayışlar, mezhepler tarafından zayıflatıldı. Protestanlık”la, yerel feodallerin Kilise baskısından kurtulmaya çalışmaları bir arada ilerledi. 16. Yüzyıl boyunca Avrupa sürekli savaşlara sahne oldu, mezhep kavgalarında kan dökülmesi bir türlü durdurulamadı. 24 Ağustos 1572″de Paris”te Katolikler binlerce Protestan”ı katletti. Paris sokakları ve Seine nehri cesetle doldu. 1618″de tüm Avrupa”da mezhep savaşları yeniden şiddetlendi, meşhur 30 Yıl Savaşları patlak verdi. Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu ne dini ne siyasi birliği kotaramaz hale geldi. Barış, ancak 1648″de Vestfalya Anlaşması”yla sağlanabildi, ulus-devletlerin temelini oluşturacak şekilde birçok yeni siyasi birlik ortaya çıktı. Güçlenen Avrupa ve gelişen demokrasi, mezhep kavgalarını geri plana itti ama bu kez ekonomik ve siyasi ulusal rekabetler, ortalığı kasıp kavurdu.

Mezhep çatışmalarının Müslüman dünyadaki seyri, Hıristiyan Batı”dan epeyce farklı. Hazreti Peygamber”in vefatından hemen sonra öngördükleri ortaya çıkmaya başladı. Yahudilik ve Hıristiyanlığa benzer biçimde Müslümanlar da “73 fırka”ya ayrıldı. Fırkalar arasındaki kavgalar bitmek bilmedi. Kerbela Olayı ve Cemel Vakası, daha başlangıç yıllarında büyük travmalar olarak zihinlere kazındı. Başlangıçta imamet yüzünden olan ayrılıklara daha sonra fıkhi ve itikadi mezhepler eklendi. Mezhep taassubu yüzünden Ehli Sünnet İmamlarına bağlı topluluklar arasında dahi karşılıklı kıyımlar yaşandı. Müslüman dünyada mezhep çatışmaları daha ziyade yerel kaldı ama aynı Batı”daki gibi siyasi hüviyete bürünmekte gecikmedi. 1514 Çaldıran Savaşı neticesinde, Osmanlı-İran sınırlarının aynı zamanda belli ölçülerde mezhebi sınırlar olarak netleşmesi ve ardından Mercidabık-Ridaniye savaşlarından sonra Hilafetin Osmanlı Hanedanı”na geçmesi, kısmi bir barış ve huzur ortamı sağladı.

Suriye ve Irak”taki olaylar yüzünden mezhep çatışması ihtimali, bugün de gündemde. Türkiye”deki Alevi-Sünni kavgasını yeniden alevlendirmek isteyenlerin arzuları artık gizlenemiyor. Müslümanlara büyük zarar verecek böyle bir belanın ortadan kaldırılması için yapılması gerekenleri düşünmeliyiz. Devletimiz, ne yapıp edip Müslüman dünyadaki tarafsız ve ağabey konumunu ısrarla sürdürmeli. Atalarımızın büyük acılardan ders çıkararak yüzlerce yıldır İran”la nifaka asla izin vermeyen politikasını ısrarla devam ettirmeliyiz.

Kafamızı kuma gömmek, sorunu yok saymak yerine mezhep çatışmalarının nedenlerini araştırıp öğrenmek, öğretmek zorundayız. Görüyoruz ki, farklılaşma, çeşitlilik herhangi bir dinin kendisinden değil, insanın grup-varlık olmasından, toplumsal yapıdaki değişik dinamiklerden ve siyasi heveslerden kaynaklanıyor. Biz istesek de istemesek de, modern dünyada dini algılama ve düşünme biçimleri çeşitleniyor. O halde siyasi sistem tartışmalarının ilk meselesi, farklılıkları nasıl barış içinde bir arada yaşatabileceğimiz olmalı. Bu problematiği sahiden dert edinen Müslüman düşünürlerin görüş ve önerilerine hep kulak veriyorum. Ama yaşadığımız dünyada çözümün çoğulculuğa ve inanç özgürlüğüne fırsat tanıyan demokrasiden geçtiğine samimiyetle inanıyorum.

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

Galeri

WhatsApp-Image-2020-04-24-at-09.59.43-1 EROLGOKA25-scaled EROLGOKA-1 IMG-20190810-WA0064 kitap ShowLetter1 01 09 15 13 17-1 IMG_0971-Özel