Psikanaliz ve liderlik

6 Nisan’da yapılacak referandumda cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle ilgili değişiklik tekliflerini oylayacağız. Toplum olarak tartışarak birbirimizi ikna etmeyi pek becerdiğimiz söylenemese de bir biçimde süreç ilerliyor. Kendi adıma referanduma giden süreç boyunca, bildiğim konularda söz almaya çalışacağım. Dilerseniz, bugün psikanalizden liderliğe, lider-toplum ilişkisine nasıl bakıldığından yola çıkalım.
Psikanalizin kurucusu Freud, toplum psikolojisini ve liderliği ele alırken toplulukları hakir gören Gustave Le Bon’un o sıralar epey revaçta olan “Kitle Psikolojisi” kitabının etkisi altındadır. İnsan psikolojisine bakışındaki genel karamsarlık, toplulukları düşündüğü sırada doruğa çıkıyor. Birbirleriyle alakasız insan kalabalıklarının oluşturduğu yığın yani “kitle” ile “organize topluluk” arasında bir ayrım yapmıyor. Ona göre, topluluğun bütün üyeleri, lideri kendi “ego ideali” yerine koyuyor ve her biri kendisi için lidere duygusal enerji yatırımı yapıyor. Lider sayesinde toplum, ortak bir ideal etrafında birleşebiliyor ve üyelerin birbirlerine bağlılıkları artıyor.
Freud’un bu görüşleri, bizzat onun ekolüne bağlı kimseler tarafından çok eleştirildi ve bu görüşlerin ne toplumları ne de liderliği anlamada bir işe yaramayacağı vurgulandı. Ancak onlar da sıklıkla Freud’un yakalandığı indirgemecilik hatasına düştüler. Bunlardan birisi, ünlü Türk psikanalist Vamık Volkan’dı. Volkan, topluluk psikolojisini “çadır” metaforuyla açıklamakla yetindi, kimliği tüm üyeleri örten bir çadır bezine, lideri de çadırı ayakta tutan direğe benzetti.
Kanaatimce psikanaliz içinde liderliğin anlaşılmasına en çok katkıda bulunan kişi, Wilfred Bion. Bion’a göre insanlar, topluluk halinde bulunduklarında, bireysel davranışlarından oldukça farkı bir “grup davranışı” sergiliyorlar ve birbirinden farklı iki tür zihinsel işleyişe sahipler. Birincisi, çalışma ve iş odaklı; topluluk, bu zihinsel işleyişe sahipken kendisini yaptığı işe veriyor, zihni üretken ve ulaşılmak istenen bir amaçları var. Ama nasıl insanın yaşamı boyunca, her zaman sadece akılcı davranması mümkün olmuyor, mütemadiyen aklın ilkelerinin işlemediği bilinçdışı süreçler gündeme geliyorsa, topluluklar da bazen çalışma, üretme, ideallere yönelme özelliklerini bırakıp, diğer grup davranışına, öteki zihinsel işleyişe doğru savruluyorlar. Bu ikinci zihin işleyişinde bilinçdışı süreçler baskın, akıl pek işe yaramıyor, çocukça korku ve endişeler, fantezi ve heyecanlar belirleyici. Çocuksu zihniyet yapısındaki bir topluluğun dili, klişe sözler, anlamsız yineleme ve genellemelerle dolu oluyor…
Bion, iki farklı grup davranışından iki zihniyetten söz ederken, iki farklı topluluktan bahsetmiyor, aynı topluluğun alabileceği zihin hallerini anlatmaya çalışıyor. Bir topluluktaki akılcı, bilinçli süreçler yerlerini her an akıldışı, bilinçdışı süreçlere bırakabilir diyor. Grubun lideri olarak gördüğü terapistleri bu konuda uyarıyor, önerilerde bulunuyor. Bion’un grup terapisi tecrübesinden yola çıkarak yaptığı bu tespitlerinden şu sonuçları çıkarıyorum:
Her toplum, elinden geldiği kadar çalışma ve amaç odaklı olmak ister, çocuk yetiştirme pratikleri ve okul eğitimi sırasında bunlar öğretilmeye çalışılır. Toplumsal yapının içinde inşa olan ahlak ve devlet gibi maddi ve manevi yapılar da bunu amaç edinir. Lider, topluluğu ne kadar bir amaca doğru sevk edebiliyor, verimli çalışmaya yöneltebiliyorsa o kadar başarılıdır. Ama bilinçdışı süreçler, çocuksu korku ve endişeler belirginleşmeye ve topluluğun zihniyetini belirlemeye başlarsa, bunlarla baş etmek de liderin sorumluluğundadır. Liderin, topluluğun görünmeyen psikolojik dinamiklerinin de farkında olması, ona uygun davranması, grup psikolojisindeki yıkıcı etmenleri de tanıyarak, onlarla baş etmeyi bilmesi icap eder. Gerçek lider, böyle zamanlarda belli olur. Tıkır tıkır işleyen, herkesin işinde gücünde olduğu ve genelin çıkarları için uğraştığı bir topluluğa liderlik yapmak kolaydır. Ama topluluk aklın denetiminden uzaklaşır, kendi bütünlük ve dayanışmasına zarar verecek şekilde, çocukça düşünmeye ve davranmaya başlarsa, yönetimi çok zorlaşır, büyük liderlik becerisi gerektirir. Lider, topluluğu bu hale düşürmemeli, düşmüşse de çıkarmayı bilmeli; bunun için tehlikeyi ve düşmanı çok önceden saptayabilecek, uygun zamanda hareket edecek bir yetenekte olmalıdır.
Her toplum, yetenekli liderlerce, hukuk içinde yönetilmek ister. İhtiyaçları mevcut lider tarafından yeterince karşılanamıyorsa, yeni lider arayışına girer ve onu değiştirir. İdeal bir siyasi sistem, lidere icraat, topluma da eğer beğenmez ve hukuk-dışına taştığını düşünürse liderini barış içinde değiştirme fırsatı vermeli. Kanaatimce şu anda çift başlılık, yasamanın içinden çıkan yürütme ve bürokratik oligarşi, liderliğin süratli ve etkin icraat yapmasını engelliyor.

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

Galeri

WhatsApp-Image-2020-04-24-at-09.59.43-1 EROLGOKA25-scaled EROLGOKA-1 IMG-20190810-WA0064 kitap ShowLetter1 01 09 15 13 17-1 IMG_0971-Özel