Sorumluluktan kaçamazsın Ey ebeveyn!

Baba ile evlat arasındaki hayal kırıklıklarıyla dolu taşlı sokağa girmeyi, mahremiyeti ihlal etmeyi olağan şartlarda hiç düşünmezdik. Ama onlar, trajedilerini kamuoyu önünde sahnelemeyi tercih edince, sözlerinden alıntı yapmakta bir beis kalmadı.
Bir süredir, basketbol hayatını ABD’de sürdüren Enes Kanter’in, FETÖ liderine dönük sevgi ve bağlılık ilanları gündemde. Son olarak oğlunun kandırıldığını iddia eden baba Mehmet Kanter, “Enes’in FETÖ terör örgütü tarafından hipnotize olduğunu ve kullanıldığını düşünüyoruz. İnsanlar yanlışlıklar yapabilir. Yanlıştan dönmenin erdem olduğunu defalarca söyledik ancak ikna edemedik. Ben babası ve bütün Kanter aileleri olarak FETÖ terör örgütü tarafından yapılan çirkin darbeyi kınıyor ve lanetliyoruz. Enes’i başta ben babası ve Kanter aileleri evlatlıktan reddediyoruz”dedi. Bu evlatlık reddine Enes Kanter, tam da beklendiği şekilde, o kötü beceriksiz, belagat yapmaya çalışan, meydan okuma diliyle cevap verdi:
“Yaz tarih! Ey Kâinat duy sesimi. Bugün 24 senedir ana, baba, kardeş dediğim ailemi ve tüm akrabalarımı kaybettim. Kendi babam soy ismimi değiştirmemi istedi. Beni doğuran anne beni reddetti. Beraber büyüdüğümüz kardeşlerim beni artık yok sayıyor. Akrabalarım beni bir daha görmek istemiyorlar…
Hocaefendi yolunda anam, babam, kardeşlerim, tüm sülalem feda olsun. Bu dava uğrunda bir değil saçlarım adedince başım olsa yine veririm feda olsun. Rabbim benim ömrümden alsın her saniyesini yiğit hocama versin. Hizmet yolunda cennetim feda olsun, cehennemlere güler geçerim. Canım hocamın sevgisi ana, baba, kardeş bütün sevgilerin üzerindedir… Enes (Kanter) Gülen”
Baba-oğul gerçekte ne yaşıyorlar? Birbirlerine kamuoyu önünde böyle şeyler söylemekten ne murat ediyorlar? Bunları bilmemize imkân yok. Sadece hukuk sistemimizde ‘evlatlıktan ret’ diye bir müessese olmadığını, ebeveynin evladını ancak mirasından ıskat edebileceğini, bu didişmenin hukuki bir karşılığı bulunmadığını biliyoruz. Zaten baba ve oğul arasına daha fazla girmemizin bir manası da yok. Olup biten, bizi esasen, spiritüel bir cinnet örgütünün başarılı bir genç insanı ne hale getirebileceği açısından ilgilendiriyor. Bu örgütün nasıl olup da bağlılarının vicdanlarını ve kişiliklerini, battıkları onca ahlaksızlıktan sonra, bir de demokrasimize darbe yapacak, kendi halkına ateş açacak kadar silip ortadan kaldırabiliyor sorusuna, bir de Enes’in hikâyesini ekliyoruz.
Evet, böylesine büyük bir metamorfoz nasıl mümkün oluyor? Bu sorunun cevabı, örgütün yapısında ve liderliğinde olduğu kadar aynı zamanda kimlik inşasında… Kimlik, insanın adeta ruhsal derisi durumunda… Kimliğin bireysel ve toplumsal boyutu var; en hassas sinir uçlarını ise, etnik, dini ve milli kolektif unsurlar oluşturuyor.
Etnik kimliğin belirleyicisi ana dilin, örf ve adetlerin içine doğuyoruz. Toplumsal davranış ortaya çıkmasında dini kimlik de etnik kimlik kadar önemli. Dini kimlik unsurlarıyla da çok erken karşılaşıyoruz ve bu karşılaşma zihniyet ve davranış dünyamızı formatlıyor. Milli kimliğimizin oluşumunda daha ziyade eğitimin payı bulunuyor. Sonuç olarak temelleri, yaşamımızın ilk yıllarını geçirdiğimiz aile ortamında atılan kimliğimiz, esasen ergenlik ve gençlik dönemindeki arkadaş ve yaşam çevresi tarafından şekillendiriliyor. Aramızda birçok farklılıklar olmasına rağmen, er veya geç toplumun ortak bilgi havuzuna dalabiliyor, benzerliklerimizi görüp kolayca “biz”leşebiliyoruz.
Ne ki bazılarımızın kimlikleşme serüvenleri, böyle olmuyor. O bazılarımız, etnik ve dini kimlikleri, toplumun genelinden farklı olarak, örgütsel yapılarda formatlananlar… Deyim yerindeyse örgütsel yapıların içine doğanlar; bir örgütün ideolojisini etnik ve dini kimlik diye benimseyenler… Elbette modern zamanlarda her toplumda, çocuklarını kendi inançlarına göre yetiştiren, genele göre marjinal kalan kesimler var ama bizde durum biraz daha farklı. Örgütsel yapıların içinde kimliklenenler, diğer toplumlara göre hayli fazla. Dünyanın en büyük etnik ve spiritüel terör örgütleri bizde. Bazı aile ve ortamlarda kolektif kimlikler, bu şekilde biçimleniyor. Buralarda yetişenlerin milli kimlikleri de doğal olarak ya olmuyor, ya pek zayıf kalıyor. Nedenlerini ayrıca tartışabiliriz ama kabul etmeliyiz ki, bu ülkede kolektif kimliklerin inşasında, toplumun genel akışından oldukça farklı bir işleyişe sahip olan örgütsel yapılar, özellikle FETÖ çok etkin. Bu tabloya bir de yokluktan, yoksulluktan ya da sınav kazansın diye ergenliklerinin baharında FETÖ’nün kucağına teslim ettiğimiz çocuklarımızı da eklersek, manzaranın dehşetini daha iyi anlarız. Bizim dinimiz, milletimiz için ancak yapacaklarımızı, onlar hocaları için kolayca yapabilecek durumu getiriliyorlar. Enes Kanter’in cinnete hazır haleti ruhiyesinde, halkına ateş açan asker kılıklı teröristin acımasızlığında, maalesef onları evlatlıktan reddetmekle geçmeyecek sorumluluklarımız var.

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

Galeri

WhatsApp-Image-2020-04-24-at-09.59.43-1 EROLGOKA25-scaled EROLGOKA-1 IMG-20190810-WA0064 kitap ShowLetter1 01 09 15 13 17-1 IMG_0971-Özel