Spiritüel cinnet örgütünün hezeyanları

FETÖ tipi örgütlerde, başka topluluklarda göremeyeceğimiz istisnai haller ve davranış kalıpları ortaya çıkar. Dünyevi çıkar ile uhrevi kurtuluş ideali öylesine iç içe geçer ki, birbirlerini kollamak için her türlü hukuksuzluk ve ahlaksızlığı mubah hale getirirler. Ortak grup yaşantısı ve aynı lidere tapınma, üyeleri yüz ifadeleri, jest ve mimikleri açısından bile giderek birbirlerine benzeştirir ama aynı ölçüde bulundukları toplumdaki diğer insanlardan uzaklaşmaya başlarlar. Farklılaşmalarının görünür hale gelmesinin önüne geçebilmek amacıyla takiyyeye başvurmak zorunda kalırlar. En büyük takiyyeyi kendilerine yaparlar. Neresinden bakılırsa bakılsın bir gizli örgüt oldukları açık olduğu halde, bir dini cemaat ya da hayır amaçlı bir camia olduklarına inanmak için nefslerini zorlarlar. İçeride başka, dışarıda başka olan, takiyyeye dayalı bir yaşama tarzı, onların ahlak ve karakterlerindeki dejenerasyonun temelini oluşturur.
Dershanelerin, yüksek puan peşinde olan gencin ve çocuğuna dini eğitim aldırmak isteyen ebeveynin kullanılması… Üyelere yararlanabilecekleri bir çıkar ağı oluşturulması… “Türkçe Olimpiyatları”, Abant Platformu… Siyasete uzak olduğunu söyleyip her siyasi partide yer almaya çalışma… Tüm bunlar, paralel devlet yapılanması; özellikle eğitim, idare, yargı ve ordu ve poliste alınabilecek tüm yerlerin zapt edilerek son vuruşun yapılacağı, “nihai an”a hazırlanmak içindir. Önemli olan sadece budur. İktidarın üzerlerine yürüdüğü, kendileri için kriz dönemleri başta olmak üzere gizli kalabilmek esastır. Kendilerine farklı toplumsal ve siyasi kimlikler edinmeye, insanlarla oradan temas kurmaya çalışmak onlar için ayıplanacak değil takdire şayan bir davranıştır. Kâh bir tarikatın kâh bir partinin üyesiymiş, kâh kendilerine çok ters bir ideolojik akımın savunucusuymuş gibi davranıp ona uygun roller icra etmelerinde hiçbir sakınca yoktur.
Dünya hayatlarını bir yalan sahnesine çeviren şakirtler, iki şeyden asla vazgeçmezler. Vazgeçmeyecekleri ilk şey elbette, onları birbirlerine bağlayan sağlam tutkal olan “sır”dır. Liderleri belledikleri kişiye ve kendi topluluklarına ait bilgidir bu sır. İkinci olmazsa olmazları, kendilerine rakip olarak gördükleri manevi benzerlerine (FETÖ’nün haricindeki Müslümanlara) mütemadiyen düşmanlık üretmek, onların düşmanlarıyla her hal ve şartta işbirliği yapmaya hazır bir pozisyon almak ve her fırsatta işbirliği yapmaktır. Böyle bir davranış pusulasında elbette “vatan”, “millet”, “din kardeşliği” gibi kavramlara yer bulunmaz.
Militan ezoterizme dayalı spiritüel cinnet grubunun üyelerinde görülen en yıkıcı etki ise, öyle “beyin yıkanması” vs. gibi kavramlarla açıklanamayacak olan kişilik silinmesidir. Nasıl dünya hayatlarını bir yalan sahnesine çevirip çeşitli kimlikler içinde rol yapıyorlarsa, süreç içersinde onların gerçek kişilikleri de tedricen ortadan kaybolur. Kişilik, insan psikolojisinin en kalıcı yapısı olmasına rağmen beyin işleyişinin bozulduğu hallerde ve alkol ve madde kullanımlarında değişiklik ve bozulma geçirebilir. Militan ezoterik grupların üyelerinde de buna benzer bir kişilik dejenerasyonu hali ortaya çıkar. Kişilik özellikleri, sözüm ona Mesihlik ve Mehdilik gibi büyük ideallerinin baskısı altında silinip gider.
Öyle ki, 15 Temmuz darbe girişiminde örneğini gördüğümüz üzere sınırsız bir vahşet sergileyebilirler; iftira, yalan, tuzak, kumpas onlar için vaka-i adiye, sıradan davranışlar haline gelebilir. Ama gerçek kimlik ve ideal sahiplerinde gördüğümüz metanet, dirayet, cesaret gibi erdemlerin zerresini onlarda mikroskopla arasanız dahi bulamazsanız. Hayatları hayat, idealleri gerçek ideal olmadığı için gerçek kişiliklere karakterini veren erdemler onların hanesine uğramaz. Aileden getirdikleri sağlıklı özellikler ifsat olur, var gibi görünen erdemler de sathi ve halin icabı olup gerektiğinde tam tersi bir hale dönüşüverirler.
Kişiliklerindeki silinme, “nasıl oluyor da başkalarının haklarını kolayca görmezden gelen, liyakati tarumar eden davranışların içine battıkları halde ‘haram lokma yemedik’ diye ortaya atılıyorlar?” sorusunun da cevabıdır. Zihin işleyişleri ve düşünceleri, gerçek hayatın içinde yer alan gerçek insanlarınkine benzemez. Sürekli kendilerini temize çıkarmaya çalışır, hiçbir şey olmamış gibi yapar, kolayca yalanlar üretir, bir süre sonra kendi yalanlarına inanırlar. Mesela 15 Temmuz şanlı direnişine, bunların önde gelenlerinden birisi, “O gece sokakta olan Suriyeliler ve IŞİD elemanları… Suriyelilere işte bu yüzden vatandaşlık vermeyi planlıyor” diye yazabilir. Yalan olduğunu bilir ama önce diğer bağlıları inandırır, sonra kendisi de inanmış gibi yapabilir bu yalana. Sahip oldukları düşünce örgüsü, psikiyatri uzmanlarının ve kitaplarının bile bildiği formda değildir. Öyle ki, psikiyatri, hezeyan ile yalan arasında, ikisinin birbirine karıştığı ve ayırt edilmesi zor olan, belki “hezeyalan” diyebileceğimiz yeni bir semptom tanımlasa yeridir.

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

no images were found