Tarih ve Psikolojik Bilimler: Bir İmkan olarak Sosyal Psikoloji ve Psikodinamik yaklaşım

Tarih ve Psikolojik Bilimler: Bir İmkan olarak Sosyal Psikoloji ve Psikodinamik yaklaşım

Tarihin ve kültürün gerek bireysel gerek topluluk halinde olsun bugünkü davranışlarımıza etkisi, insan bilincinin ortaya çıkışında kültürün ve kültürel aracılar olan kelimenin, işaretin, mitin ve sembolün rolü, çağdaş psikolojinin kuruluşundan beri kayıtsız kalmadığı alanlardandır. Lev Vygotsky’nin 1920’lerde insan psikolojisinde tarihin ve kültürün önemiyle ilgili görüşlerini ifade etmesinden itibaren “kültürel tarihsel psikoloji”, “sosyo-tarihsel psikoloji”, “”kültürel tarihsel aktivite teorisi”, “sosyal gelişim teorisi” gibi adlarla temel psikoloji ekolleri arasında yer almıştır.[2] Ancak geçen yıllar boyunca psikolojik bilimlerde devasa gelişmeler olmuş, bilimsel işbölümünde incelmeler gündeme gelmiştir. Bugün tarihle psikolojik bilimler arasındaki alanda yapılan çalışmalar, tarihe psikolojiden bakışı da içermeye ve “psikotarih” (veya “tarihsel psikoloji”) (psychohistory) adıyla anılmaya başlanmıştır. Kırk yıldan beri bir enstitü, akademik bir yayın ve uluslar arası kongre etrafında örgütlenmeye çalışan Psikotarih, “sosyal ve politik grupların, milletlerin, geçmişteki ve şimdiki davranışlarının emosyonel kökenlerini sosyal bilimlerin araştırma yöntembilgisiyle psikoterapiden kaynaklanan bilgi birikimini kombine eden, tarihsel motivasyonların bilimi” [3] diye tanımlanmaktadır.

Biz de şimdilik ona bağlı kalmakla birlikte tanımın oldukça sorunlu olduğunu kabul ediyoruz. “Psikotarih” kavramı bilimsel olarak sorunludur çünkü sosyal bilimlerde henüz içinden çıkılamamış olan yöntembilgisi alanında bir fikir birliği varmış gibi davranmakta, üstelik bu fikir birliğini “psikoterapi” denilen daha tanımı konusunda bile anlaşma sağlanamamış olan bir kavramla işbirliği yapabilecek düzeye çıkarmaktadır. Bu haliyle Psikotarih, İsaac Asimov’u bilimkurgu bilimi olarak tasarladığı “psikotarih” biliminden sadece biraz daha bilimseldir ama incelediği konulara bakıldığında bilim dünyasının kayıtsız kalamayacağı ölçüde ciddi bir içerime sahiptir. Doğum, çocuk yetiştirme pratikleri, çocuk suistimali, ensest, çocuk kurbanı, ebeveynlik tarzları vb… Bunlar geleneksel tarihçilerin asla el atmadığı, görmezden geldiği konulardır. Oysa tarihteki özellikle savaş gibi yıkıcı olaylarda, bilhassa liderlerin kişiliklerinin ve psikolojik yapılarının önemi açıktır.  Çocukluk dönemiyle olan bu ilgisinin dışında Psikotarih, tarihsel kişiliklerle ve onların tarihsel motivasyonlarıyla yani psikobiyografiyle ve millet gibi büyük gruplar da dahil olmak üzere grupların tarihsel psikolojileriyle, dolayısıyla tarihteki kişilerin ve grupların psikodinamikleriyle de alakalıdır.

Ortada akademinin üzerine fazlaca eğilmediği bu yüzden epeyce yöntembilgisi sorunları içeren bir “tarih üzerinde psikolojinin etkisi” ya da “tarihe psikolojik bakış” diyebileceğimiz bir alan vardır. Bu durumda bu alanı bilimsel ilginin dikkatine çekmeye çalışan Psikotarih’e henüz yeterince “bilimsel” değil diyerek kayıtsız kalmak, kesinlikle bir görev ihmali olduğu gibi bilimsel bilginin gelişiminden yana tavır koymamaktır. Yapılması gereken alandaki yöntembilgisi sorunlarını kabul eden bir bakışla alanın bilimsel bilgi gelişimi için çalışmaktır. Alan, imkanlar ve tuzaklarla doludur. Pekala, bu yeni alanda bilim yapıyoruz derken bayağı bir felsefe ve hatta safsata yapılıyor olabilir. Şöyle ki:

Beşeri bilimler alanında en önemli sorunlardan birisi, felsefe yapmakla bilim yapmanın birbirlerine karıştırılmasıdır. Örneğin, “İnsanın toplumsal bilincini toplumsal varlığı belirler” ya da “ “insan, toplumsal ilişkileri toplamıdır” gibi Marksist felsefi tezler, tez olarak oldukça can alıcı ve şıktırlar ama onlara gereksiz bir bilimsellik atfedersek, bilimsel düşünceye uzaklığımızı göstermiş olmaktan başka bir iş yapmış olmayız. Felsefe ve beşeri bilim arasındaki farkı bir benzetmeyle açıklamaya çalışırsak şunu söyleyebiliriz: İnsan zihninin kendi üzerine düşünme, önerme oluşturma ve mantığa vurma özelliklerinin “tezler” şeklinde üretildiği   “Felsefe”nin ihtişamlı fildişi kulelerine göre sıkı bir kavramsallaştırmaya ve kanıta ve yanlışlanabilirliğe dayalı “beşeri bilimler”, bir manzara resmi gibidir.

Beşeri bilimler bir manzara resmi gibidir ama bu resme de yakından baktığımızda beşeri bilim dallarının çok farklı yerleşimler gösterdiği, aralarında oldukça önemli farklılıklar olduğu görülecektir. Beşeri bilimlerin bu karmaşık yapısını, uzun yıllar sosyal bilimlerin “en katı alanı” dediği iktisatta çalıştıktan sonra, bakışına tarihsel boyut kazandırmak istediği için sosyal bilimlerin “en yumuşak alanı” dediği[4] tarihte, özel olarak Türk tarihinde incelemelere girişen Sencer Divitçioğlu, çok iyi fark etmiştir. Ona göre “tarihçi incelediği başkasıyla zaman içinde, yani artsüremli olarak” diğer beşeri bilim dalları ise (ki onun örneğinde antropoloji) “mekan içinde, yani eşsüremli olarak mesafeleştiğinden, metodolojik olarak, bu iki bilim dalı birbirini tamamlar… durağan antropoloji ile devingen tarih iç içe geçer.”[5]  Sencer Divitçioğlu,  “Tarih”i tek başına bir bilim değil de hep bir “Tarih +” olarak algılamak gerektiğini düşünmektedir. “Buradaki (+), beşeri bilimler metodolojisidir. Tarih bilimi soyutlama işlemini beşeri bilimlerden ödünç aldığı model, yapı, işlev, kategori, aksiyomatik, diyagram gibi aletleri kullanarak gerçekleştirir.[6] Divitçioğlu’na göre son zamanlarda, beşeri bilim alanında çalışanlar ve tarihçiler, çalışmaları arasında bir kaynaşma olmasının gerektiğini fark etmişler ve disiplinler arası bu kaynaşmanın sonucu olarak örneğin “antropolojik tarih” ya da “tarihsel antropoloji” gibi alanlar türemeye başlamıştır.[7]

Her ne kadar O, “psikolojik bilimler”e oldukça yabancıysa da Sayın Divitçioğlu’yla beşeri bilimler alanına benzer bir bakışa sahibiz. Onun “katı” dediği bilim türlerine biz “sıkı”; onun “yumuşak” dediklerine ise biz “esnek” bilim diyoruz ve tıpkı onun gibi çalıştığımız grup psikolojileri alanının tarihsel boyutlarına ilgi göstermeden önce, uzunca bir süre beşeri bilimler için(de) sürdürülen yöntem tartışmalarıyla[8] ve insanın grup-varlığının nasıl ele alınması gerektiği sorunuyla[9] uğraştık. Bu uğraşının sonuçlarını yukarıda “beşeri bilimler bir manzara resmine benziyor” diye özetlemiştik. Bu manzara resmine biraz daha yakından bakacak olursak:

“Sosyoloji”, “Antropoloji”, “Sosyal Psikoloji”, pozitivist-ampirisist bilimsel bakışı içlerine almakla, bir ölçüde bir bilim dalı olmanın ve güvenilir bilgi üretmenin hazzını yaşarlar ve beşeri bilimleri benzettiğimiz manzara resminin adeta “bulutları”dırlar. Psikolojinin, özellikle grup psikolojisinin tarih içindeki izlerini sürmeye kalktığınızda, “Sosyal Antropoloji”nin, “Gündelik Hayat Tarihi”, “Gündelik Hayat Sosyolojisi”, “Toplumsal Tarih” ya da “Tarihsel Sosyoloji” gibi isimler alan bilim yöresinin görece muhkem, belli belirsiz de olsa sınırları çizilmiş tepelerinden pür neşe yuvarlanarak dibi belirsiz bir krater gölüne düşersiniz. Kalkıp üzerinizi silkelediğinizde de tüm bu bilim yörelerinden öğrendiğiniz bilgilerin dökülmesini beklersiniz psikolojik verilere ulaşabilmek için. Bu bilim yöreleri de elbette insan ve davranışla uğraşırlar ama sosyal antropoloji yalnızca evlenme, doğum, ölüm vs. gibi ritüellerle sınırlıyken diğer bilim yöreleri, toplumsal davranışın değişen yanlarıyla ilgilenirler.

Tekrar “Psikotarih”e dönecek olursak: Yukarıda sözünü ettiğimiz nedenlerle, son yıllarda örneğin antropoloji alanında “Antropolojik Tarih” veya “Tarihsel Antropoloji” adı verilen bir bilimsel gelişme olmuşsa[10] aynı türden bir gelişme tarih ve psikolojinin kesişim noktasında da baş göstermiştir. (Sadece psikanaliz ve tarihi bir araya getiren çalışmalar olmakla birlikte[11] henüz akademide “bilimsel” bir çerçevede görülmediğinden ve zaten onlar da bilimselliği dert etmediklerinden üzerlerinde durmayacağız.) Ama henüz bugün psikanaliz, tarih felsefesi ve ampirik psikolojinin ilginç bir amalgamından ibaret olsa da tarihin içinde psikolojik unsuru ayrıştırma, bir başka deyişle tarihe psikolojiden bakma girişimleri kendini fark ettirmeye, “Psikotarih“ adıyla bilim dünyasında kendisine bir yer açmaya başlamıştır.

Psikotarih, birçok yöntembilgisi sorunun yanı sıra bilimler arasında sınıflandırma ve diğer bilimlerle sınır sorunlarına da sahiptir. Örneğin birçok konuda Psikotarih’in incelemeleri, “Politik Psikoloji”ye çok yaklaşmaktadır ve bu yüzden tarihsel psikolojiyle uğraşan birçok kimse aynı zamanda “Politik Psikoloji”yle de ilgilenmektedir.[12]

Ülkemizde psikotarih alanında yapılan çalışmalar oldukça yenidir. İlk olması nedeniyle mutlaka Bilgin Saydam’ın “Deli Dumrul’un Bilinci”[13] kitabını ve bizim “Türk Grup Davranışı” başlığı altında yaptığımız çalışmaları[14] anmak gerekir. Dikkat edilecek olursa ülkemizdeki “Psikotarih” araştırmacıları psikolojik bilimlerden ziyade, bir tıp dalı olan psikiyatriden çıkmaktadır. Bunun nedeni büyük ihtimalle psikiyatri kökenli araştırmacıların aynı zamanda klinisyen oluşları ve eğitimlerinde psikoterapilerin önemli bir yer tutmasıdır. Psikodinamik psikoterapiler alanında alınan eğitim, ister istemez bireysel ve grup davranışının nedenlerini ararken araştırmacıyı çocukluğa ve tarihe doğru bir yolculuğa çıkarmaktadır. Kaldı ki, “psikotarih” incelemelerini psikiyatriden yapmak, tarihe beyin biyokimyasını ve ruhsal rahatsızlıkları da katmak demektir ve bu tarihsel bilgi için yeni ve fevkalade bir imkandır. Günümüzde bu alanda henüz dişe dokunur bir çalışma yoksa da örneğin bir hanedanın genetik geçişli bir ruhsal rahatsızlığa duçar olduğunun kanıtlanması tarihte devrim niteliğinde sonuçlara yol açabilir. 

Psikotarih’in tarihsel bakışa nasıl bir katkı sağlayabileceği konusunda ise kendi “Türk Grup Davranışı” çalışmamızı örnek olarak sunmak istiyoruz.

Eski inanış ve yaşama tarzlarının şimdiki yaşantılarımıza etkileri konusunda, bugüne kadar birçok bilim dalında birçok çalışma yapılmıştır. Bu tür çalışmaların sonucunda[15], örneğin “Anadolu İslamiyeti ya da halk İslamı” adıyla anılan ve tümüyle Şamanizm’in İslamiyet’le etkileşimi esasına dayandırılan bir kavram bilim dünyasında yerini almıştır. Gerçekten de bugün başına “halk” getirilen “halk hekimliği”, “halk oyunları”, türküler, halk destanları ve efsaneleri gibi kavramların tarihsel uzantıları olduğu açık veya örtük biçimde kabul edilir. Bunlardan ayrı olarak Etnoloji, Folklor (Halkbilim) veya Sosyal Antropoloji’nin alanı içinde incelenen toplumsal olay ve ritüellerin ve yine örneğin yağmur dualarının, kurban süslemelerinin, dağ başlarına izafe edilen kutsallığın, ağaçla ilgili inanışların vd. nin tarihin derinliklerinden sızarak gündelik yaşamımızdaki yerlerini aldıkları ortaya konmuştur. Gelenek ve görenekler adı altında incelenen tüm toplumsal olayların, tarihin dayanıklılık göstererek mevcut yaşantılarda ortaya çıkan kalıntıları[16] oldukları bilinmektedir. Ancak tüm bu değerli bilgi birikimine rağmen, tarihin grup davranışımıza, grup psikolojimize etkisi hakkında doğrudan sorular yerine, “mevcut grup yaşantılarının (davranışının) tarih içine uzanan psikolojik dinamikleri var mıdır?” gibi bir soru sorarak cevabının aranmasına çalışılmamıştır. Zira bu tür bir çalışma için psikotarihsel bir bakış gereklidir.

“Mevcut grup yaşantılarının tarih içine uzanan psikolojik dinamikleri var mıdır?” sorusuna cevap ararken en genel olarak diğer beşeri bilimler tarafından ortaya konmuş olguların kazısına girişmişsiniz ve disiplinler arası bir işbirliğine zorunlusunuz demektir. Bu kazıda bazı olguların toplumsal, ekonomik, coğrafi koşullara dayanıksız ya da kelimenin tam anlamıyla “toplumsal”, “ekonomik” ve “coğrafi” yani “zamana ve mekana bağlı” oldukları ortaya çıkar. Onları belirleyen koşullar ortadan kalktığında bu olgular da silinip gider. Şu halde Psikotarih içinde çalışan birisi olarak sizin yapmanız gereken, disiplinler-arası işbirliği yaklaşımı içinde, grup yaşantılarını geriye doğru izleyerek, bu yaşantılardaki “zamana ve mekana bağlı” unsurları birer birer ayıklayarak psikolojik dinamiklere ulaşmaktır. Bu çabayı, yaptığımız “kazı” benzetmesinden ayrı olarak, cilt ve kas gibi yüzeysel tabakaları sıyırarak kemik gibi en derin dokuları bulmaya çalışan bir “tarihsel otopsi” (teşrih) olarak da görebiliriz.

Türk tarihi için konuşacak olursak, örneğin Türklerin inanç sistemlerinin tarihsel-toplumsal koşullar ya da yaylak, kışlak gibi yaşam yeri seçimlerinde coğrafi koşullar tarafından belirlenmiş yönleri vardır. Türkler, Müslüman olduklarında, önceki inanç sistemleri tamamen olmasa da belirgin bir değişim geçirmiştir; aynı şekilde kent kültürüne uygun coğrafyalarda onların göçebeliğe uygun yaşam tarzları gözle görünür bir biçimde dönüşüme uğramıştır.

Ancak zamana ve mekana bağlı olguların dinsel kültürle ve doğum, ergenlik, evlilik, ölüm, hastalık ve sağlık gibi sosyal antropolojinin konusu olan ritüellerle ilgili olanları toplumsal bellekte daha kalıcı bir yer tutar. “Toplumsal bellek” kavramı, konumuzla ilgili olarak çok önemlidir; büyük olasılıkla toplumsal bellek araştırmacıları, araştırma nesneleri ve onun beşeri bilimler tarafından ihmali konusunda bizimle benzer endişelere sahiptiler. Toplumsal bellek araştırmacısı bizim ‘Mevcut grup yaşantılarının tarih içine uzanan psikolojik dinamikleri var mıdır?’ diye sorduğumuz soruyu “Farklı grupların kendilerine özgü farklı anıları olduğunu kabul edersek, bir grubun kolektif anıları, o toplumsal grup içinde bir kuşaktan diğerine nasıl geçirilir?”[17] diye sormaktadır. Bize göre toplumsal bellek veya kültürel bellek[18] araştırmasıyla, grup davranışındaki tarihsel boyut araştırması bunca benzerliğine rağmen oldukça farklı içeriklere sahiptir. Toplumsal bellek araştırmacısı, bireysel alışkanlık belleğinin kültürel karşılığı olarak gördüğü toplumsal belleğin işleyişinin, bir kuşaktan diğerine aktarılışının nasıl olduğunu anlamaya çalışırken grup davranışındaki tarihsel boyut araştırmacısı bir olgunun toplumsal bellekteki kalıcılık gücünü belirleyen şeyi sorun edinir. Bu nedenle de her iki araştırma farklı sonuçlara ulaşmaktadır. Toplumsal bellek araştırmacısı, kuşaklar arasındaki bellek içeriklerindeki benzerliğin törensel uygulamalar, yani bedensel toplumsal bellek veya kültürel bellek içerikleri sayesinde sağlandığı sonucuna ulaşırken, grup davranışındaki tarihsel boyut araştırmacısı için, bir olgunun toplumsal bellekteki kalıcılık gücünü belirleyen şey,  onun grup psikolojisiyle, bir topluluğun var kalma ve kendi varlığını yeniden üretme mücadelesiyle yakından bağlantılıdır. Elbette bu iki sonuç arasında, kimi zaman birbirinden ayırt edilemeyecek ölçüde çok sıkı ilişkiler vardır.[19] Örneğin yakın geçmişte, Bulgaristan’daki rejim değişikliği ve siyasal çözülme ve kaos döneminde yaşananları hatırlayalım. Bulgar yöneticileri, Türk ve Müslümanlara şiddet ve baskı uygulamış, Türk ve Müslümanların verdikleri tepkiler, birçok olaya ve sonuçta bir grup Türk’ün ülkemize göçüne neden olmuştu. Çoğumuzun zihninde bu olayın nedeni Bulgar yöneticilerin Türklerin isimlerini değiştirme girişimi olarak kalmıştır. Oysa olayları yaşamış Türklerle görüşüldüğünde isim değiştirmeden daha çok erkek çocuklarına sünnetin yasaklanmasının olayların başlamasında rol oynadığı görülecektir. Hiçbir şekilde İslam dininin rükünlerinden birisi olmadığı halde, “sünnet”, tıpkı ülkemizdeki “mevlit” olgusu gibi, dinin rükünlerinden bile daha önemli hale gelmiştir. Toplumsal bellek araştırmacısının “törensel” yanına ve bedensel toplumsal bellekteki derin etki gücüne işaret edeceği sünnetin bu gücü bize göre insan psikolojisindeki ve insanın grup-varlığındaki çok önemli rolünden gelmektedir. Dinsel kültürün ve sosyal antropolojinin ilgilendiği ritüellerin toplumsal bellekte bu kadar güçlü izler bırakmaları, onların grup psikolojisiyle ilişkisinden kaynaklanmaktadır. Hatta öyle ki, Yugoslavya örneğinde olduğu gibi (ki Türk tarihinde de bu alanda birçok örnek vardır) kimi zaman, aynı ırktan gelen topluluklar bile, toplumsal bellekleri farklı şekillendiğinden ve grup davranışlarını farklı semboller yönetmeye başladığından birbirlerini boğazlamaktan geri kalmamışlardır.

Grup davranışının tarih içindeki psikolojik belirleyenlerini aramak, bir anlamda bir psikanalistin bireyin mevcut davranışındaki yinelemelerin (replication) ta erken bebeklik yıllarına kadar uzanan, en baştaki, dolayısıyla en köklü ve dolayısıyla en kalıcı dinamiklerini aramasını andırıyor. Yani grup davranışının tarihsel-psikolojik belirleyenleri, toplumsal, ekonomik ve coğrafi koşullara rağmen ayakta kalan, en direşken grup dinamikleri anlamına geliyor. Grup davranışının psikolojik belirleyenlerini aramak bir bakıma tarihsel süreci açıklarken hep sorulan “değişimin toplumsal, ekonomik, kültürel ve coğrafi nedenleri” sorusunu ters yüz etmeyi, bu kez değişimi değil de “değişmeyen”i, “sabit kalan”ı sormayı gerektiriyor. İnsanların grup davranışlarının çok sağlam bir psikolojik temeli olduğunu söylemek, onların toplumsal teorilerde ileri sürüldüğü gibi pek de öyle kolayca yıkılamayacağı anlamına gelmektedir. Grup davranışının bir psikolojik temele sahip olması, onların belki de hiç değiştirilemeyeceklerini hesaba katmayı gerekmektedir. 

Tarihsel süreci yalnızca değişim boyutuyla ele aldığımızda, onun ekonomik, toplumsal ve siyasal birçok yönünü görürüz ama bu arada görece değişmeden kalan psikolojik yönü gözden kaçırırız. Psikolojik boyut, tarihin en yavaş değişen, neredeyse sabit boyutudur; tarih boyunca insanın ömrüyle ve fizyonomisiyle ilgili ortaya çıkan değişiklikleri düşünürsek, tarih içinde insan biyolojisinin bile psikolojiden daha hızlı yol aldığını söyleyebiliriz. Bugün insan toplulukları arasında görünen farklılıkların temelini de bu anlamda değişik grup psikolojilerine ve bu psikolojiye göre şekillenen grup davranışına bağlayabiliriz.

Bu noktada ilk kez 1920-30’larda psikolojiye, özellikle psikanalize ilgi duyan antropologların çabalarıyla gündeme gelen[20], daha sonraları “Kültürel Antropoloji” ve “Kültürler-arası Psikoloji” gibi alanlarda öne çıkan tartışmalara konu olan ve hatta “Psikolojik Antropoloji” adı altında yeni bir dalı olması önerilen[21] “kültür ve kişilik”[22] temalarının da, grup davranışında tarihsel değişime direnen yanlarla ilişkili olduğunu belirtmeliyiz. “Psikolojik Antropoloji” kadar bilimsel bir çerçeveye yerleşmemiş olsalar da beşeri bilimlerde yaygın biçimde ve özensizce kullanılan “kültür”, ”kimlik” ve “ulusal kişilik” kavramları, özel bir tanım alanı özellikle vurgulanmamışsa, çoğu zaman bizimkine benzer endişelerle hareket eden araştırmacılar tarafından toplumsal davranıştaki değişime dirençli yanları ifade edebilmek için kullanılmışlardır. Örneğin “Türk kültür tarihi”[23], “Türk kimliği”[24], “Türk kişiliği”[25] dendiğinde çeşitli dallardan araştırmacılar, “Türk” denilen insanlardaki benzer davranış örüntülerine gönderme yapmak endişesi taşırlar. Biz bu başlıklar altında üretilen birçok çalışmadaki değerin farkındayız ama aynı şekilde akademideki bu kavramların, “grup davranışı” adını verdiğimiz olguyu tam olarak içer(e)mediklerini ve tanım alanlarındaki belirsizlik, ideolojik ve hatta siyasal içerimler taşımaları nedeniyle bilimsel bir çalışma için elverişli ve yeterli olmadıklarını düşünüyoruz. Oysa Psikotarih içinde sürdürdüğümüz ve bugüne kadar birçok verimli sonuca ve tartışmalara yol açmış olan “Türk Grup davranışı” çalışmamız, bilimsel değerlendirmeye de açıktır.

DİPNOTLAR:

[1]         “Türkiye’de Tarih yazımı” içinde. Engin V., Şimşek A. Editörler.Yeditepe Yayıncılık, İstanbul, 2011, ss.471-485.

[2]             Michael Cole, Cultural Psychology: A Once and FutureDiscipline, Harvard University Press, Cambridge 1996.

[3]             www.psychohistory.com

[4]             Sencer Divitçioğlu,  Ortaçağ Türk Toplumları Hakkında, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2001, s. 37

[5]             S. Divitçioğlu, a.g.e., s. 14.

[6]             S. Divitçioğlu, a.g.e., s. 32.

[7]             S. Divitçioğlu, a.g.e., s. 14.

[8]             Erol Göka, Abdullah Topçuoğlu, Yasin Aktay, Önce Söz Vardı: Yorumsamacılık Üzerine Bir Deneme, Vadi Yayınları, Ankara 1996; Erol Göka, Varoluşun Psikiyatrisi, Vadi Yayınları, Ankara 1997; Erol Göka, “Psikoterapinin “Sağlam Bir Bilim” Olarak Kurulması Mümkün müdür?” Bilimlerin Vicdanı Psikiyatri  içinde. Ütopya Yayınları, Ankara 1999, s. 68-79.

[9]             Erol Göka, “İnsanın Grup-Varlığı”,  Avrasya Dosyası, Sonbahar 2000, 6:4: 315-351.

[10]            Bernard S.Cohn, An Anthropologist Among the Historians and Other Essays, Oxford University Pres, Delhi 1987.

[11]            Michel de Certau, Tarih ve Psikanaliz, (Çev. Ayşegül Sönmezay), İş Bankası Yayınları,  İstanbul 2009; Fethi Benslama, İslam’ın Psikanalizi, (Çev. Işık Ergüden), Metis Yayınları, İstanbul 2005.

[12]            Lloyd Demause, Foundations of Psychohistory, Creative Roots Inc., New York 1982; Peter Loewenberg, Decoding the Past, The Psychohistorical Approach, Transaction Publishers, New Brunswick 1996; Jacques Szaluta, Psychohistory: Theory and Practice, American University Studies, New York 1999.

[13]            M. Bilgin Saydam, Deli Dumrul’un Bilinci, Metis Yayınları, İstanbul 1997.

[14]            Erol Göka, Türk Grup Davranışı, Aşina Kitaplar, Ankara 2006; Türklerin Psikolojisi, Timaş Yayınları, İstanbul 2008; Türklerde Liderlik ve Fanatizm, Timaş Yayınları, İstanbul 2009; Türk’ün Göçebe Ruhu, Timaş Yayınları, İstanbul 2010.

[15]           M. Fuat Köprülü,  “İslam Sufi Tarikatlarında Türk-Moğol Şamanlığının Tesiri”, (Çev. Yaşar Altan) İlahiyat Fakültesi Dergisi, XXVIII, 1970,  141-152; Ahmet Yaşar Ocak,  Alevi ve Bektaşi İnançlarının İslam Öncesi Temelleri, Ankara 2000, 2.baskı; Muharrem Kaya, “Eski Türk İnanışlarının Türkiye’deki Halk Hekimliğinde İzleri”, Toplumbilim, 13, 2001, 81-93; Osman Atilla, “Devlet Beşiğimizin Gönül Sesi”, Türk Kültürü, X/109, 1971, s.49-54; Bahaeddin Ögel,  Türk Mitolojisi, TTK Yayınları, Ankara 1998, I. Cilt, 3. baskı; Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş (on cilt halinde), Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 2000; Orhan Acıpayamlı, “Türkiye’de Yağmur Duası-II”, DTCF Dergisi, XXVI, 1-2, 1964,  221- 250; Abdülkadir İnan,  “D. K. Zelenin’in Kult ongonov v Sibire.  Adlı Eseri Hakkında: Sibirya’da Ongon Kültü”, Türk Tarih Kurumu Belleten, VI/23-24, 1942,  121-126; Hasan Eroğlu,  “Dağbaşı Abideleri ve Kösedağ Şehitliği”, Türk Kültürü, , X/ 113, 1972, 279- 284; Hikmet Tanyu,  “Türklerde Ağaçla İlgili İnanışlar”, Türk Folkloru Araştırma Yıllığı, 1975, 129-142.

[16]            Ümit Hassan, Eski Türk Toplumu Üzerine İncelemeler, Alan Yayınları, İstanbul 2000, 2. Baskı. s.98

[17]            Paul Connerton, Toplumlar Nasıl Anımsar? (Çev. Alaettin Şenel) Ayrıntı Yayınları, İstanbul 1999, s. 62

[18]            Jan Assmann, Kültürel Bellek: Eski Yüksek Kültürlerde Yazı, Hatırlama ve Politik Kimlik, (Çev. Ayşe Tekin) Ayrıntı Yayınları, İstanbul 2001.

[19]            Bu tartışmanın ayrıntısı için bizim şu makalemize bakınız:  “Toplumsal Bellek Ya Da Toplumlar Nasıl Anımsar?” Virgül, Ekim 2003, 77- 81.

[20]            Gustav Jahoda, “Theoretical And Systematic Approaches In Croscultural Psychology”,  In H.C. Triandis, W.W. Lambert (Der.) Handbook of Cross-Cultural Psychology, I, Perspectives. Allyn & Bacon, Boston 1980, s. 69-141.

[21]            Francis L.K. Hsu,  Psychological Anthropology, Schnekman, Cambridge 1972, 2.basım; Philip K Bock,  Continitues in Psychological Anthropology: An Historical İntroduction, Freeman, San Francisco 1980.

[22]            Anthony  F.C. Wallace, Culture and Personality, Random House, New York 1970, 2. basım.

[23]            Şerafettin Turan,  Türk Kültür Tarihi, Bilgi Yayınevi, Ankara 1990.

[24]            Bozkurt Güvenç, Türk Kimliği, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1993.

[25]            Doğan Ergun, Türk Bireyi Kuramına Giriş, Gerçek Yayınları, İstanbul 1991; Kimlikler Kıskacında Ulusal Kişilik, İmge Yayınları, Ankara 2000.

Kaynakça

Acıpayamlı O. (1964) Türkiye’de yağmur duası-II. DTCF Dergisi, XXVI, 1,2:221-250.

Atilla O. (1971) Devlet beşiğimizin gönül sesi. Türk Kültürü, X, 109:49-54.

Assmann J. (2001) Kültürel Bellek: Eski Yüksek Kültürlerde Yazı, Hatırlama ve Politik Kimlik. Çev. Ayşe Tekin. Ayrıntı Yayınları: İstanbul.

Benslama F. (2005) İslam’ın Psikanalizi. Çev. Işık Ergüden. Metis Yayınları: İstanbul.

Bock P.K. (1980) Continitues in Psychological Anthropology: An Historical İntroduction. Freeman: San Francisco.

Certau M. (2009) Tarih ve Psikanaliz. Çev. Ayşegül Sönmezay. İş Bankası Yayınları:  İstanbul 2009.

Cohn B.S. (1987) An Anthropologist Among the Historians and Other Essays. Oxford University Press: Delhi.

Connerton P. (1999) Toplumlar Nasıl Anımsar? Çev. Alaettin Şenel. Ayrıntı Yayınları: İstanbul.

Cole M. (1996) Cultural Psychology: A Once and FutureDiscipline. Harvard University Press: Cambridge.

Demause L.  (1982) Foundations of Psychohistory. Creative Roots Inc.: New York.

Divitçioğlu S. (2001) Ortaçağ Türk Toplumları Hakkında. Yapı Kredi Yayınları: İstanbul.

Eroğlu H. (1972) Dağbaşı abideleri ve Kösedağ Şehitliği. Türk Kültürü, X, 113:279-284.

Ergun D. (1991) Türk Bireyi Kuramına Giriş. Gerçek Yayınları: İstanbul.

Ergun D. (2000) Kimlikler Kıskacında Ulusal Kişilik. İmge Yayınları: Ankara.

Göka E. (1997) Varoluşun Psikiyatrisi. Vadi Yayınları: Ankara.

Göka E. (1999) Psikoterapinin “sağlam bir bilim” olarak kurulması mümkün müdür? “Bilimlerin Vicdanı Psikiyatri”  içinde. Ütopya Yayınları: Ankara, s.68-79.

Göka E. (2000) İnsanın grup-varlığı. Avrasya Dosyası. 6:3:315-351.

Göka E. (2003) Toplumsal bellek ya da toplumlar nasıl anımsar? Virgül, 66: 77:81.

Göka E. (2006) Türk Grup Davranışı. Aşina Kitaplar: Ankara.

Göka E. (2008) Türklerin Psikolojisi. Timaş Yayınları: İstanbul.

Göka E. (2009) Türklerde Liderlik ve Fanatizm. Timaş Yayınları: İstanbul.

Göka E. (2010) Türk’ün Göçebe Ruhu. Timaş Yayınları: İstanbul.

Göka E., Topçuoğlu A., Aktay Y. (1996) Önce Söz Vardı: Yorumsamacılık Üzerine Bir Deneme. Vadi yayınları: Ankara.

Güvenç B. (1993) Türk Kimliği. Kültür Bakanlığı Yayınları: Ankara.

Hassan Ü.  (2000) Eski Türk Toplumu üzerine İncelemeler. Alan Yayınları: İstanbul, 2. baskı.

Hsu F.L.K. (1972) Psychological Anthropology. Schnekman: Cambridge, M.A. 2nd edition.

İnan A. (1942) D. K. Zelenin’in Kult ongonov v Sibire.  Adlı eseri hakkında: Sibirya’da Ongon Kültü. Türk Tarih Kurumu Belleten, VI, 23-24:s. 121-126.

Jahoda G. (1980) Theoretical and systematic approaches in croscultural psychology.  In H.C. Triandis, W.W. Lambert (Eds.) Handbook of Cross-Cultural Psychology, Vol. I, Perspectives. Allyn & Bacon:Boston, pp. 69-141.

Kaya M.  (2001) Eski Türk inanışlarının Türkiye’deki halk hekimliğinde izleri. Toplumbilim, 13, 81-93.

Köprülü F. (1970) İslam Sufi tarikatlarında Türk-Moğol Şamanlığının tesiri. (Çev. Yaşar Altan) İlahiyat Fakültesi Dergisi, XXVIII, 141-152.

Loewenberg P. (1996) Decoding the Past, The Psychohistorical Approach. Transaction Publishers: New Brunswick.

Ocak AY. (2000) Alevi ve Bektaşi İnançlarının İslam Öncesi temelleri. İletişim Yayınevi: Ankara, 2.baskı.

Ögel B. (1998) Türk Mitolojisi, I. Cilt. TTK Yayınları: Ankara, 3. Baskı.

Ögel B. (2000) Türk Kültür Tarihine Giriş (on cilt halinde). Kültür Bakanlığı Yayınları: Ankara.

Saydam M.B. (1997) Deli Dumrul’un Bilinci. Metis Yayınları: İstanbul.

Szaluta J . (1999) Psychohistory: Theory and Practice. American University Studies: New York.

Tanyu H. (1975) Türklerde ağaçla ilgili inanışlar. Türk Folkloru Araştırma Yıllığı 1975, ss129-142.

Turan Ş. (1990) Türk Kültür Tarihi. Bilgi Yayınevi: Ankara.

Wallace A.F.C. (1970) Culture and Personality. Random House: New York. 2nd edition.

 

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

Galeri

WhatsApp-Image-2020-04-24-at-09.59.43-1 EROLGOKA25-scaled EROLGOKA-1 IMG-20190810-WA0064 kitap ShowLetter1 01 09 15 13 17-1 IMG_0971-Özel