Arap baharı ve Türkiye modeli

Yazının başlığını görünce, bazıları “Hoca uyan, Üsküdar’da sabah oldu” demiş olabilirler. Canları sağ olsun. “Bugün için Arap Baharı ve Türkiye modeli kavramlarının bir değeri kalmamış mıdır?” Konuya sadece aktüel siyaset açısından bakanlar, belki bu soruya “evet” diye cevap verebilirler ama siyaseti güçlü toplumsal dinamiklerin yansıması olarak ele alanlar, modası geçmiş gibi dursa da böyle bir başlığı ne zaman görseler heyecan duyar, içeriğini bilmek isterler. Biz, Arap Baharı’nın da Türkiye’nin Müslüman dünyaya model olması meselesinin de geçici bir durum değil, uzun zamanlar alacak bir süreç olduğuna inananlardanız. Yalnız olmadığımızı da biliyoruz. Bizim gibi düşünen ASEM (Ankara Siyasal ve Ekonomik Araştırmalar Merkezi), daha süreç tüm canlılığıyla yaşanırken boş durmamış, M. Akif Kireçci Hoca, dünyanın ve Türkiye’nin önde gelen araştırmacılarının bu iki kavramla ilgili en önemli yazılarını taramış, Türkçe’ye çevirmiş ve “Arap Baharı ve Türkiye Modeli Tartışmaları” adıyla yayınlamış. Meraklı okuyucuya her biri çok öğretici makalelerle dolu olan bu çalışmayı ısrarla tavsiye diyoruz.

“Arap Baharı” da Türkiye’nin Müslüman ülkelere model olup olamayacağı da, 2010 Aralık ayında Tunus’ta başlayan protestolardan 2013 Haziran’ında Mısır’da Mursi’nin bir darbeyle devrilmesine kadar olan zamanın belirleyici kavramlarındandı. Daha sonra Arap dünyasında sürecin tersine döndüğünü ima eden görünümler ortaya çıktı. Yine Haziran 2013’ten itibaren Türkiye’nin demokrasiye yürüyen imajının “diktatörlüğe” doğru evrildiği anlayışı yerleştirilmeye çalışıldı. Böylece her iki kavramın da bırakın belirleyici olmayı, hiç bir anlam ifade etmediği havası yayıldı. Niye böyle olduğunu adı geçen kitaptaki makaleleri inceleyerek görmemiz mümkün. Kitapta Türkiye modeliyle ilgili Alman sosyal bilimcilerinin 2011 yılında yazdığı dört makalenin de çevirisi var. Bu makaleler, Alman akademyasının “Gezi öncesi” Türkiye’yi nasıl gördüğüyle ilgili çok önemli bilgiler sunuyor. Bakalım neler söylemişler:

“Türkiye eskiden Arap ülkelerinde fazla dikkate alınmazdı. Laik ve modernlik yanlısı Araplar için Türkler, Arap dünyasını yüzyıllar boyu kötü yöneten ve Avrupa’nın ilerlemesinden faydalanmaktan alıkoyan Osmanlıların torunlarıydı. Dindar Araplar içinse Türkler, ülkenin kurucusu Kemal Atatürk’ün yönetimi altında ortak mirastan, yani İslamiyet’ten sapmış, Avrupa’yı taklit etmiş ve bir de üstüne pek de başarılı olamamış bir milletti. Daha 2002 yılına kadar Türkiye, Arap ülkelerinde yapılan popülarite anketlerinde en alt sıralarda yer alıyordu. 2010’da ise Türkiye, Suudi Arabistan’ın ardından en sevilen ülke haline geldi. Ankete katılanların üçte ikisi, Türkiye’nin ülkeleri ve bölge için bir çeşit model olduğunu belirtti. Tatilini herhangi bir Orta Doğu ülkesi yerine Türkiye’de geçirmek isteyenlerin sayısı arttı, hatta yabancı yatırımcılara karşı hâkim olan güvensizlik, Türk yatırımcılarda etkin olmadı.” (G. Seufert)

“Türkiye’nin 2011’de Orta Doğu ülkelerine verdiği mesaj netti. Birincisi, İslamiyet, bölge ülkelerinin demokratikleşmesine ve sosyo-ekonomik modernizasyonuna engel teşkil etmiyor. Aksine, ordunun yönettiği ya da desteklediği otoriter rejimler toplumsal gelişimin önünü tıkıyor. Bu rejimler, 21. yy.da artık ayakta kalma şanslarının kalmadığını kabul etmek zorunda. İkincisi, cumhuriyet ve demokrasinin temel kurallarına uymaları; hür, nizami seçimler yapmaları; toplumsal uzlaşmayla özgürlükçü ve adil bir düzene yönelik çalışmaları; siyasi, ekonomik ve toplumsal iletişime, bölgesel ve küresel anlamda diğer ülkelerle karşılıklı ilişkiye kendilerini açmaları halinde tüm bölge halklarının modernleşme ve özgürlük yolunu seçmeye hakkı vardır.” (L. Schulz)

“AKP dış politikasının Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da başarılı olmasında en büyük etken, bu ülkelerdeki farklı İslami uygulamalara karşı sergilenen tarafsız tutum oldu. Türk hükümeti, dini farklılıkları dış politik ilişkilerine alet etmiyor; kendi ulusal çıkarları çerçevesinde Sünni, Şii veya İbadi vs. olsun tüm kesimlerle işbirliği yapıyor… Sadece Arap ülkelerinin yönetimleri değil, çok sayıda toplum lideri de Türkiye’nin AKP iktidarındaki dış politikasını olumlu değerlendiriyor. Özellikle ‘Batı’dan özerkleşme’ büyük ilgi görüyor.” (S. Faath)

“Bazı muhaliflerin öne sürdüğü, AKP’nin gizli İslami ajandası olduğu takiye yaptığı, demokratik yollardan tüm ulusal-laik direniş ortadan kaldırıldığında bu ajandayı uygulayacağı görüşü ise temsilcilerinin İslami köklerine rağmen gerçekçi değil… Kendisini, ülkenin ilerici ve bilgili gücü olarak gören, ancak 20 yıldır otoriter ve demokratik olmayan bir devlet anlayışında ısrar eden, statükodan vazgeçmeyen ‘eski’ Kemalist kesimin aksine AKP, reform ve ‘yeni Türk merkez’ partisine dönüştü.” (L. Mudhoon)

2011 yılında Türkiye’ye bakan Alman aklı bunları görüyor. Tüm bu söylenenlerden ülkemizin o tarihten itibaren maruz kaldığı saldırılar hakkında bir ipucu ortaya çıkıyor mu? Özellikle yazının başlığına bakıp beni uyandırmaya çalışanlar cevap verirlerse sevinirim…

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

Galeri

WhatsApp-Image-2020-04-24-at-09.59.43-1 EROLGOKA25-scaled EROLGOKA-1 IMG-20190810-WA0064 kitap ShowLetter1 01 09 15 13 17-1 IMG_0971-Özel