Gizli örgütün cazibesi ve suç ortaklığı

Soruşturmalar, yapısı ve işleyişiyle ilgili daha çok öğrenmemizi sağladıkça, mesela ByLock programı üzerinden haberleşmeyi ve hiyerarşik örgütlenmeyi tanıdıkça, FETÖ’nün yöntemleri arasında terör de bulunan bir “gizli örgüt” olduğu aşikâr hale geliyor. Şüphesiz, bu örgütün uluslararası derin yapılarla ve çıkar şebekeleriyle bağlantısı, her şeyden önce de sözüm ona dünya egemenliğini amaçlayan sapkın ideali, gizliliği temellendiriyor. Spritüel bir cinnete, her türlü çılgınlığı göze alabilecek militan bir ezoterizme dayalı teo-psikolojisi, elemanlarını daha ergenlik yıllarında sıkı bir aidiyetle kimliklendirmesi yapının gizli kalma niteliğini pekiştiriyor. Örgüt amacıyla kişisel çıkarı birleştiren, her gün yeni bir suçun ortaklığına dönüşen mafiyöz niteliği örtmek için gizlilik ailesel ve dinsel bir koza içine alınıyor. “Bu örgütün içinde yer alanlar, niye bugüne kadar ayrılmadılar, itirafçı olmadılar?” sorusunun cevabı, tüm bunlarla alakalı. Şu gizlilik meselesine biraz daha yakından bakmamız, bizi cevaba biraz daha yaklaştırabilir.
Gizliliği ve gizli toplumları bilimsel olarak ele almaya, düşünmeye cesaret edebilen ender akademisyenlerden birisi, bizim pek sevdiğimiz, her fırsatta kendisinden bahsettiğimiz Georg Simmel. 1906 tarihli “Gizliliğin ve Gizli Toplumların Sosyolojisi” adında bir makalesi, Türkçe’ye çevrilip kitap olarak yayınlandı. Öneririm.
Simmel, meşru bir mahremiyetin gizliliğe ihtiyaç gösterdiğini, gizliliğin kötülüğe doğrudan bağımlılığı olmadığını belirtiyor. Ama kötülüğün gizliliğe bağımlılığı vardır. “Gizlilik, diğer şeylerin yanı sıra, ahlaki kötülüğün sosyolojik ifadesidir” diye eklemeyi de ihmal etmiyor. Kötü ve ahlaksız bir şey yapıyorsanız, ilk yapacağınızı onu gizlemek olacaktır. Çocukluktan beri “senin bilmediğin şeyi biliyorum” diyebilme imkânının insana haz verdiğini, “sırrın çekiciliği”ni, “sırra ihanet”in iyi olmadığını biliriz. “Gizlilik, insanlar arasına bariyerler yerleştirir ama aynı zamanda dedikodu ya da itiraf yoluyla bariyerleri yıkma cazibesi de sunar… Bu iki çıkarın, saklama ve açıklamanın, oyunundan, insan ilişkilerinin nüansı ve kaderi ortaya çıkar.”
Simmel, devleti ele geçirme amacıyla örgütlenen ilk gizli ezoterik topluluk olan Pisagorcuların üyelerine birkaç yıl boyunca sesiz kalma kuralı koymalarını çok önemsiyor. Bu kural sayesinde hem sır saklanıyor hem de üyelerin kendi kendilerini kontrol edebilmeleri sağlanıyordu. “Yıllarca sessiz kalmayı başaran kişi, diğer yönlerden gelen baştan çıkarmalara karşı da silahlanmış oluyordu.”
Özü ezoterik bir doktrin, mistik bir bilgi olanlar da dahil olmak üzere gizli topluluklar, “sır”rın birbirine bağımlı olmayan kişiler arasında çabucak kaybolacağını bildiklerinden hemen kendi aralarında sosyalleşme yoluna gidiyorlar. Bu sayede örgüt üyesinin tek başınalığı, zayıflığı ve korkusu yenilmiş olur. Üyeliğe aşamalı kabul, iş bölümü, üyelerin hiyerarşik derecelenmesi ve bunu düzenlemek için kullanılan arınma ve sistematikleşme, ritüeller ve yemin bu sosyolojik tekniğin gücünü pekiştirir. Grup baskısıyla çömezlere gözdağı verilirken itaatkâr bir insan grubu oluşturulur. Sırları onları bir esaret gibi çevreler. Her üye kendisini bir ruhun etrafında kenetlenmiş bedenlerden biri gibi hissetmeye başlar. Fantastik hiyerarşik bir işleyişin kendisinin bile diğer faydalarından ayrı olarak zevk verebileceğinden bahsediyor Simmel bazı Masonik yapıları örnekleyerek… Nasıl bir okuldaki birbirlerine yakın çocukların oluşturduğu küçük yoldaşlık gruplarında yer alanlar, örgütlenmemiş olanlara göre kendilerini daha üstün ve elit hissediyorlarsa, aynen ona benzer bir duygudur bu, gizli topluluk üyelerinin yaşadığı özel ve aristokratik olma hissi…
İkili bir görünüm sergilerler, hep maskeyle dolaşırlar ama o kadar organizedirler ki, maskelerini çıkarsalar bile, gizli örgütün dışında kalan toplum, onları tam olarak algılayamaz. Haz verici bir grup egoizmi çıkar ortaya. Kalabalıklara göre enderi nadirattan kimseler olarak görürler kendilerini. Bu yapıyı lütfeden liderlerine sınırsız ve körlemesine itaat örnekleri sunarlar. “Gizli toplumun amaçları ne kadar fazla suç özelliği taşırsa, liderlerinin gücü o kadar sınırsız ve uygulamaları da o kadar acımasız olur.” Yapıya ve lidere bağlandıkça eşitleşirler, bireysellikleri, kişilikleri ve önceki kimlikleri silinir. Topluma karşı sorumluluk hissetmemeye başlarlar. Artık her türlü suçun engin denizlerinde rahatça kulaç atabilir ve suç ortaklığı yapabilirler. Sırdaşlık merakıyla başlayan yolculuk, onları suç ortaklığında buluşturur ve örgüte yapıştırır. Örgüt ne halde olursa olsun, ne yaparsa yapsın, varlığını ve eylemlerini meşrulaştıracak bir yol mutlaka bularlar.

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

Galeri

WhatsApp-Image-2020-04-24-at-09.59.43-1 EROLGOKA25-scaled EROLGOKA-1 IMG-20190810-WA0064 kitap ShowLetter1 01 09 15 13 17-1 IMG_0971-Özel