Milli Görüş, Özal ve Erdoğan

AK Parti”nin Demokrat Parti”ye ve özellikle ANAP”a benzerlik noktaları o kadar çoktur ki, sırf bu konuya münhasır birçok tez yazılabilir. Demokrat Parti, milletimizin demokrasi mücadelesinde eşsiz bir yere sahip ama takdir edersiniz ki, tarihsel olarak o dönemde saflar henüz billurlaşmadığı için değerlendirme yapmak nispeten biraz daha zordur; tespitler daha sisli ve silik kalacaktır. Kendilerini Demokrat Parti”nin devamı olarak niteleyenlerin önemli kısmının son konaklarının vesayet sistemi sözcülüğü olduğu düşünülürse ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılır. Bu yüzden şimdilik Demokrat Parti”yi analizimize katmayalım; dün Demokrat Parti”yi destekleyen kasketli ve poturluların çocuklarının bugün Ak Parti”den yana olduklarını, dün rahmetli Menderes”e duyulan kin ve hasedin bugün Erdoğan”a karşı hissedildiğini belirtip geçelim.

Bize göre ANAP ve Ak Parti arasındaki en büyük benzerlik noktası, rahmetli Özal ve Recep Tayyip Erdoğan”ın karizmatik liderliklerindedir. İkisi de darbeleri müteakip milletin demokratik bir rejim ve yenidünyada yerini alma taleplerini temsil eden karizmayı ete kemiğe büründürmüşlerdir. İki liderin aile yapıları, sınıfsal kökenleri, üslupları gibi hususlar göz önünde bulundurulduğunda ilk bakışta benzerlikten ziyade farkların görüleceği doğrudur ama biz yine iddiamızda ısrarlı olacağız. Onların farklılıkları, kişisel ve tarihsel, nispi ve arızidir; benzerlikleri ise yapısal, temel ve esastır. Benzerlikleri, yapısal, temel ve esastır çünkü kökenlerinde ortak inanç, yaşam tarzı ve Milli Görüş fikriyatı bulunur. Cumhuriyet tarihimizin en güçlü siyasi tavır alışlarından birisi olan Milli Görüş Hareketi, maalesef bugüne kadar hak ettiği akademik ilgiyi görememiş, yeterince incelenememiştir.

Demokrat Parti”nin kaderi AP, DYP gibi partilerle bir süre devam etse de en nihayetinde giderek sönme şeklinde tecelli etmiştir. 12 Eylül darbesi sonrasında ülkemizin yönetimi ve belirleyici siyasi dinamikleri, Mili Görüş Hareketi”nin ya dönüştürücü ya da onarıcı katkılarıyla sağlanabilmiştir. Milli Görüş Hareketi, İslami duyarlılığın, İslami hafızanın sembolüdür; milli kimliğimizde Müslümanlığın vazgeçilmez bir yeri olduğunun hatırlatıcısıdır. Bu yüzden Hareket, her zaman milletin karizma ihtiyacını karşılayan ana memba olmuştur. Milli Görüş Hareketi, böylesine vazgeçilmez bir önemi haiz olmasına rağmen doğal lideri ve fikriyatının hep dışarıda kalması ise siyasi merkezin geri püskürttüğü bir boyutun bulunduğuna delalet eder. Bu boyut, dünyaya uyum sağlayamamak, söylemde anakronik kalmaktır. Rahmetli Erbakan, Hareket”in doğal lideri olarak geride durma pahasına pergelin sabit kalan noktası olmayı tercih etmiş, Özal ve Erdoğan ise bu kısıtlayıcı boyutu fark edip dönüştürmüşlerdir. Özal, 12 Eylül; Erdoğan ise 28 Şubat darbeleri sonrası milletin “darbecilere karşı bizi ve demokrasiyi savunun ama dünyadan da kopmayın, iddiamızı sürdürün” diye karizma atfederek göreve çağırdığı Milli Görüş”ün güvenini taşıyan şahsiyetlerdir.

Özal”lı yıllar küreselleşme süreçlerinin, liberal paradigmanın işlemeye başladığı ve post-modern kimlik siyasetinin gündemde olduğu 12 Eylül 1980 darbe rejiminin hemen ardından geldi. Ekonomik ve siyasi bakımdan yeni dünyaya ayak uydurmak, post-modern kimlik siyasetinin gereği olarak bastırılmış etnik ve dinsel kimlikleri görünür kılmak ANAP hükümetlerinin temel hedefiydi. Hem dünya ve umur görmüş, devletin usul ve erkanını bilen hem milletin, geleneğin bağrından, Milli Görüş”ten gelen rahmetli Özal, milletin kendisine yüklediği sorumlulukların (ki biz ona karizma diyoruz) tamamen farkında olarak görev ifa etti. Ama ne yazık ki, o zamanlar vesayetçiler çok güçlüydü, canına kasta yeltenmek dâhil, birçok kez rahmetliyi çok sıkıştıran tuzaklar kurdular. Özal”ın ilk yenilgisi 6 Eylül 1987 referandumunda kıl payı siyasi yasakların kaldırılmasıyla başladı. (Kendi adıma bu referandumun mahiyetini ve taraflarını çok geç anladığımı itiraf ediyorum.) Ve nihayet onu 1989″da Cumhurbaşkanlığı”na göndererek, gücünü iyice zayıflattılar ve bir yerel seçim sonrası partisinin aldığı yenilgiyi kartopu etkisine çevirdiler. Millet, rahmetli Özal”ın değerini vefatından sonra daha iyi anladı, ellerini dizlerine vurup “ah” etti ama iş işten geçmişti.

Vesayetçiler, hiçbir zaman demokrasinin gelişip güçlenmesini istemediler; dünyanın devletine karşı en munis ve acıyı bal eylemesini bilen halkı, yine de her seçimde demokrasi talebini yineledi ve bu kez adım adım Milli Görüş Hareketi”nin kendisini öne çıkarmaya başladı. Vesayetçilerin 28 Şubat restini, desteğini ve Özal”ın bıraktığı bayrağı Recep Tayyip Erdoğan”a vererek gördü. 12 Eylül 2010 Referandumu”nda bu kez tuzakları boşa çıkardı, vesayet sisteminin işini bitirdi.

12 Eylül 2010″dan beri Post-Kemalist dönemi yaşıyoruz. Millet, Recep Tayyip Erdoğan”ın liderliğine yüklediği karizmayla birliğini pekiştirmek, demokrasimizi kurumsallaştırmak istiyor. Onlarınsa aklı fikri tuzakta; melanetlerini türlü çeşit tuzaklarla gösteriyor; büyük tuzak için yeni bir Cumhurbaşkanlığı seçimini ellerini ovuşturarak bekliyorlar.

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

Galeri

WhatsApp-Image-2020-04-24-at-09.59.43-1 EROLGOKA25-scaled EROLGOKA-1 IMG-20190810-WA0064 kitap ShowLetter1 01 09 15 13 17-1 IMG_0971-Özel