Yoksulluk ile ancak şiir yol yürüyebilir

Yoksulluk ile ancak şiir yol yürüyebilir

Prof. Dr. Erol Göka ve Rıdvan Tulum Çabuk Konuşma’da bu ay, “Yoksulluk ile vakit geçer mi?” sorusundan hareketle, sanat ve maişet ilişkisini, yoksul olanın yoksulluktan başka bir şeyle ilgilenip ilgilenemeyeceğini konuştular. Rıdvan Tulum sordu, Erol Göka hoca yanıtladı.

Merhaba hocam, bu ay şunu konuşalım isterim: “Yoksulluk ile vakit geçer mi?”

Yoksulluk derken bildiğimiz parasız pulsuzluğu mu kastediyorsun Rıdvan kardeş?

Evet hocam.

Anladım, ama bir süredir yoksulluğu da ayırmaya başladılar. İşsiz, güçsüz, mesleksiz, elinden bir şey gelmeyen “madun” diyebileceğimiz yeni bir kitle daha var. İşi, mesleği olan ama kıt kanaat geçinenlerden ayrı olarak… Ama biz madunları değil de işi, yeteneği olan ama kazanamayanları konuşacağız galiba…

Evet hocam “Herhalde başka bir amacımız vardı / Yoksa ben niçin o kadar yoksul olayım”  diyenleri…

Böyle diyen adam yoksul olabilir mi be kardeş, elinde gürz gibi kelimeleri var. Vurdu mu devirir…

Olur hocam neden olmasın ki… Kelimeler iaşe sağlamıyor…

Bak işte yoksulluk tanımlayana göre değişiyor.  Paradan, maddiyattan yoksul olunduğu gibi, ahlaktan, söz gücünden, zekadan, zevkten yoksul olanlardan da bahsedebiliriz. Ama seni daha fazla yormayayım tanım meselesiyle. Sen fakr-u zaruret içinde yaşamayı, kıt kanaat geçinmeyi kastediyorsun. O halde ona göre cevap veriyorum. Pek zordur o hal, bir peygamber sözü var biliyorsun, “Nerede ise yoksulluk, küfre denk olacaktı” diye… Sanıyorum bu söz yoksulluktaki zorluğu en güzel anlatan sözdür, tabii ne demek istediğini anlayabilirsek…

Neredeyse…

Yoksulluk, insanı tüketir bitirir; önce estetik ve giderek etik gerilimlere, bazılarında zafiyete neden olur. Şundan dolayı böyledir: Zira insan kendini aşmak, zihni, ruhu atılım yapmak ister ama yoksulluk gündelik maişet derdinden bu atılımlara izin vermez. Yeni evli olduğum ve asistan maaşıyla ay sonunu zor getirdiğimiz günleri hatırlıyorum da… Aman Yarabbi ne zor günlerdi. O zamanlar hep sürseydi, güçlü bir entelektüel ilerleme mümkün olmazdı. Geçim sıkıntısının kendisi ve yol açtığı kaygılar insanın enerjisini sömürür, tüketir…

Aristokrat, sanattan edebiyattan anlayan bir zümre olabilmek için mutlaka varidat gereklidir. Büyük sanatçılara, düşünürlere bak bakalım; atadan miras kalan varidatı olmayan kaç kişi göreceksin. Yüksek entelektüel, estetik duyuş için insanın maişet derdine düşmemesi lazımdır. Maişet derdi, insanı varoluşsal çileden bile alıkoyar, ağız tadıyla sıkılamazsın dahi…

İnsan, yoksulken, yoksulluğu dışında uğraşacak bir şey bulamaz yani. Bu bir bakıma Tanpınar’ın “Türkiye evlatlarına kendinden başka bir şeyle ilgilenme fırsatı vermiyor” sözünü de andırdı bana.

Ah evet tam da öyle… Elimizde olanı muhafaza edeceğiz kaygısından varoluş kavgasıyla ilgilenmeye vaktimiz olmuyor ki… En fazla gidip katı ideolojilere kapağı atıyor, kolay zihin antrenmanlarıyla idare ediyoruz. İdeolojik kavgayı düşünce üretimi, manzumeyi şiir sanmaya başlıyoruz. Zühdün değerini anlamak için bile taht sahibi bir İbrahim Ethem olmak gerektir!

Eyvallah hocam. Yine de İsmet Özel’in “Şiir malzeme istemiyordu ve ucuzdu” bu yüzden sanatların arasında şiiri, resim yapmaya ve müziğe karşı tercih ettim şeklinde bir yazısını hatırlıyorum Şiir Okuma Kılavuzu’nda…

Kesinlikle üstadımız haklı, yoksulluğa en direşken ya da yoksulluk ile en uzun yol yürüyebilecek olan entelektüel etkinlik şiirdir… Ama o bile bir yere kadardır, sürekli açlıktan nefesi kokan birisi, büyük şair olamaz. Maliyeci, kuyumcu, paşa çocuğu şairlerimizi hatırladın mı? (gülüyor).

Hatırladım hocam.

Nobelli romancımız da atadan zengindi değil mi? İnsan Nobel kazanayım, zengin olayım diye büyük sanatçı, bilim insanı olmaz. Geçim derdini hallettiği, gönül zenginliğine ulaştığı için sanatta, bilimde büyür. Ne o çok düşündün, bir süre şiiri bırakayım, şimdi para kazanma zamanı diye mi düşündün? (gülüyor.)

Birkaç girişim fikri geldi aklıma hocam, sonra banka hesaplarımı kontrol edince vazgeçtim (gülerek).  Buna rağmen edebiyatımızda yoksullukla vakit geçirmiş büyük imzalar da var; yok değil. Yine de haklısınız, kimse “ekmek” yokken oturup “büyük bir denize” açılmayı tercih etmez.

Evet ama geçim telaşı, maişet derdi de yoktur, bir biçimde halletmiştir onları… Hazır zengin olmayan sanatçılardan söz etmişken büyük kaygı insanlarının açgözlü olmayacaklarını da söylemeliyim. Nasıl yoksulluk büyük düşünce ve sanatkarlıkla bağdaşmazsa açgözlülük de bağdaşmaz.

Ben biraz façayı düzeltince çocuklarıma dedim ki, siz artık felsefe, edebiyat okuyabilirsiniz ama oğullarım hiç değilse elimizde meslek sağlayacak bir tahsiliniz olsun sonrasına bakarız diye hukuk okudular, kızlarımın felsefe, ilahiyat, edebiyat, sinema okumalarını çok istiyorum…

Façayı düzeltmek çok fiyakalı bir deyim hocam…

Doğru kullandım değil mi? (gülerek).

Tam yerinde… Bir de az önce “muhafaza etmek” dediniz, Yoksul elinde olanı muhafaza etmeye çalışır; aslında bu sözlü geleneğin de önünü açıyor bence. Muhafazakarlıktan söz etmiyorum, sadece yoksul olan bir şeylere, iyi günlere, iyi anlatılara, duyduğuna sıkı sıkı sarılıyor değil mi?

Elbette, “Ümit, fakirin ekmeğidir” demez miyiz? İşte şimdi gerçekten ülke olarak façayı biraz düzeltmişsek, ideolojilere bağlanan umudu, kısır tartışmalardan, hiçbir işe yaramayan siyasi gerilimlerden kurtarıp büyük düşünürler, ilahiyatçılar, bilim adamları, sanatçılar çıksın diye harcama vaktidir… Yok böyle yapamıyorsak yoksul kalmaya mahkum oluruz; inşaat ve menfaat peşinde çürür gideriz.

Eyvallah hocam. Façayı elbet düzeltiriz…

Kaynak: Cins Dergi, Ağustos 2021

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

no images were found