Azim ve tevekkül

Azim ve tevekkül

Hayata verdiğimiz anlamlar farklı. Verdiğimiz anlamlar da zaman ve koşullar değiştikçe değişebilir. Değişmeyen tek şey, hayatın bizatihi mücadele demek olduğu… Tüm canlılar yaşamaları, var kalmaları için bir kavga sürdürüyor. Böyle bir çabayı zaten biyolojik program gereği, dürtüsel olarak gösteriyoruz. Açlığımız ve susuzluğumuz bizi pençesine aldığında, dilediği gibi yönlendiriyor. Hayatta kalmak için uğraşıp didiniyoruz.  Ama tüm ihtiyaçları hep karşılansa bile, insan, var olduğunu göstermek, kendisine bir ‘beylik alanı’ açmak, gerçek ya da hayali bir hükümranlık sahası belirlemek, orayı özgürce yönettiğini hissetmek zorunda. İradi-ihtiyari bir varlık olmamız böyle gerektiriyor. İnsan, bu iradi beceriyi ancak anlam üreterek, kendi anlam dünyasına çobanlık ederek ifa edebilir.

Biz de hayat da değişip duruyoruz. Anlam dünyamıza sahip çıkmak, çobanın sürüsüne sahip çıkmasından çok ama çok daha zor… Uğruna dünyaları vereceğimiz çocuğumuz birden büyüyüveriyor, bizi dinlememeye başlıyor. Ölümün hangi saniye, hangi evden kimi alacağı belli değil. Hastalıklar, kazalar… Bugün aynı yola baş koyduğumuz yoldaşımız, yarın bambaşka şeyler söylüyor, bizden uzaklaşıyor. Düne kadar hiç hazzetmediğimiz amirimiz öyle insani bir tavır alıyor ki, sevgisi hayatımıza sızıveriyor. Sevdiğimiz bir insanın kendi yolundan gitmesini ihanet olarak kodluyor, günümüzün büyük bölümünü ondan intikam almaya ayırabiliyoruz vs. vs. Bu hengâmede her yeni durumda anlam ağımızı yeniden gözden geçirmek durumundayız, asıl mücadele bu…

Mücadelenin bu kadar altını çiziyoruz ama mücadele, hayata karşı tutumlarımızın sadece bir bölümünü kapsıyor. Hayat yalnızca mücadeleden ibaret olsaydı, katlansak bile bir gün parmağımızı kıpırdatamayacak ölçüde yorgun düşerdik. Hayat, birçok zaman da karşımıza çıkardıklarıyla, bize sunduğu anlamlarla bizi bizden alıyor. Şükürle, minnetle doluyoruz. İyi ki insan olarak dünyaya gelmiş ve bu ana tanık olmuşuz, iyi ki bu milletin, bu ailenin evladı olarak yaratılmışım dediğimiz zamanlar hiç de az değil… Annelik, babalık, ebeveynlik, evlat olmak, yurttaşlık, hemşerilik, yoldaşlık, dostluk, aşk gibi bağlar, başarılarımız, sevdiklerimizin başarıları ne güzel duygularla dolduruyor içimizi… Sadece acı ve keder değil mutluluk ve sevinç dolu anlar da hayatın içinde. Hangi zamanda yeni bir sürprizin çıkıp geleceğini bilmiyoruz. Bir cana sahip olmanın, nefes alıp vermenin tadından ve birçok başka şeyden yaşama sevinciyle dolabiliyoruz.  Bu yüzden mücadeleyle şükran iç içe hayatta hep.

Yaşamamız, dünyaya gelmiş olmamız, tek başına teşekkür nedeni; teşekkür etmemiz gereken öyle çok şey var ki aslında…  ‘Yetenek, Allah vergisidir; mütevazı olun. Şöhret, insanlardandır; müteşekkir olun. Kendini beğenmişlik, sizdendir; dikkatli olun’ denmesi boşuna değil… Kendimiz olmak, hayatımızı olumlu anlamlarla doldurmak için mücadeleye evet ama bu çabanın başımıza gelenlerde bir hikmet arama ve teslimiyet bilinciyle bir arada sürdürülmesi gerekiyor.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

no images were found