Bize ‘tartışma ve sorun çözme dershanesi’ lazım

Dershanelerle ilgili bir süredir yapmaya çalıştığımız tartışmanın üslubuna da muhtevasına da birçoğumuz gibi itirazlarım var. Büyük bir sorunu enine boyuna eline alıp, alternatifleri masaya yatırarak çözüme kavuşturma konusunda pek becerikli olmadığımızı bir kez daha görüyoruz. Hepimiz kendi perspektifimizden konunun bizi ilgilendiren boyutuna kilitleniyor, sorunun kaynaklarına, başkalarının söylediklerine hiç dönüp bakmıyoruz. İdealler ve gerçekler birbirine karışıyor; şartların gereklerini hesaba katmadan, meselenin yakıcılığını hayallerimizi püskürterek azaltmaya çalışıyoruz.

Sağlıklı yürüyen tartışmalara fikir birliği olan noktalardan başlanır. Dershanelerle ilgili konuştuğumuzda artık tartışılmayacak kadar açık olan şu iki gerçeği saptayarak söze başlamamız gerekir. Birincisi, serbest pazarı ve vatandaş girişimciliğinin önünü kesmemeyi esas alan sistemimizde, vatandaşların hür iradeleriyle kurs, özel ders vs. tarzı oluşumlar açmalarına ve buralara katılmalarına temelde karşı çıkılamaz. İkincisi, bir ülkenin maarifi, okulları bir kenara bırakıp dershaneler temelinde ilerlemesini sürdüremez. Bu iki kaziyeyi böylece belirttikten sonra devam edeyim:

Dershaneleri var eden zemin; evlatlarımızı, yeteneklerine göre eğiten ve meslek sahibi yapan bir maarif sistemi kuramayışımız, sadece (nispeten) adil bir sınav sistemiyle maarif dertlerimizin üstesinden gelmeye çalışmamızdır. Çaresizlikten, karanlıkta el yordamıyla, Türkiye”ye özgü olarak bulduğumuz bu çıkış yolu, çıkar yol mudur? Cevabın kesinlikle hayır olduğu, her alanda biriken sorunların kökeninde maarifimiz olduğunu söylememizden bellidir. “Her işin başı eğitim” sözünün artık, dillere pelesenk olması, bilip de yapamamanın komediye dönüşen aczindendir. Dershaneler, zaten iyi işleyen bir sistemin daha da iyileşmesi için değil, hiçbir zaman sağlam olmayan maarif gemisinin su almaması için tıkaç ihtiyacı nedeniyle gündeme gelmiştir.

Bu şartlar altında millete hizmet için icraat yapan bir iktidarın yeni bir sistem için çabalaması tabiidir. Sürekli su alan gemideki onarım faaliyetlerini kötüleyemeyiz, dershanelerin varlığını meşrulaştırmak için öne sürülen her bir gerekçenin de haklı yanları elbette vardır. Ama maarif sistemini tamir etmek, sağlıklı bir işleyişe kavuşturmakla yükümlü olan iktidar için bu gerekçeler, sadece neleri ortadan kaldırmanın lazım geldiğine dair ipucu sunmaktan öte bir anlam taşımazlar.

Dershanelerin varlığını meşrulaştıran gerekçeler deyince, bir tanesi üzerinde özellikle durmalıyız. Birçok dertle malul bir maarif sisteminde, kaliteli bir “öğretim” yapılamıyorsa oradan nitelikli insan yetiştiren “eğitim” beklemek de beyhudedir ve dershaneleri meşrulaştıran en esaslı gerekçe de aslında budur. Bizim sevgili Yusuf Kaplan, “Okulları kapatın, dershaneleri değil!” diyerek, evlatlarımızın eğitim ihtiyacını karşılamakta çaresiz kalınmasının yol açtığı dertlerin hiç değilse bir kısmının dershaneler tarafından giderilebildiğine dikkat çekmiştir. Evet, sınavlara hazırlık yapmanın ötesinde, nitelikli insan yetiştirmeye katkıda bulunan dershanelerimiz vardır. Dershane sorununa çare bulmak isteyenler, ne yapıp edip buradaki insan yetiştirme işlevinin devamını sağlamak zorundadırlar.

Hayallerimiz, toplumsal gerçekliğin insana uygun düşmeyen yanlarını daha da insanileştirmek için bize güç verir. İdeallerimizi, hayallerimizi katmadan yapılan siyasi uygulama, bıktırıcı bir yönetim teknolojisine dönüşür. Bunlar elbette doğru ama hayallerimizi inşa edeceğimiz binanın temeli de toplumsal gerçeklik üzerine atılacaktır. Kimsenin görmezden gelemeyeceği toplumsal gerçekliğimiz bize diyor ki: Türkiye”nin çok ama çok büyük bir maarif derdi var. Sınav sistemi de, dershaneler de bu her geçen gün yeni belirtileri ortaya çıkan bu derdin kanayan yaraları. Çözümü on yıllar alacak bu derdi çözmek için hepimiz el birliği yapmalıyız.

On yıl önce psikoloji penceresinden sınav sistemimize ve onun ikiz kardeşi dershanelere baktığımda, gördüğüm manzara karşısında “Dünyanın en büyük cezaevi Türkiye”de” saptamasını yapacak kadar ileri gittiğimi ve şöyle söylediğimi hatırlıyorum: “Şehirlerimizin meydanlarını çevreleyen büyük binaların neredeyse tamamı, bu ülkede eğitim adına yapılan hataları temsil eden özel dershanelere ait. Sınavlara dayalı eğitim sistemimiz, daha anaokulundan başlayarak çocuklarımızı sanatla, sporla, düşünceyle alakası olmayan “test makinesi” haline getiriyor. Anneler çocuklarını ellerinden tuttukları gibi adeta sürükleyerek o kurstan bu öğretmene götürüyor. Babalar, özel okul parası yetiştirmek için fazla mesai peşinde koşturuyor.”

Geçen on yıl boyunca eğitimin önemi daha iyi anlaşıldı, her bütçede eğitime ayrılan para arttırıldı. Bir yandan “Yeter artık!” dedirten sistemdeki delikleri yamamaya çalışan pansuman tedbirler alınırken bir yandan da köklü bir reform için hazırlanıldı. Bakanımız Nabi Avcı”nın ve Müsteşarı Yusuf Tekin”in uygulamaya koymaya çalıştığı program, yıllardır akademide, Meclis Milli Eğitim Komisyonu”nda üzerinde çalışılan, sorunları gerçekten çözmeye talip, köklü bir reform programı.

Camia”nın gençlerimiz için çabasını, dünyanın her yerinde binlerce badireyi göze alarak yılmadan çalışan öğretmenlerimizin emeğini kimse yok sayamaz. Postmodern cangılda gençlerimizin kaybolup gitmelerini önlemek, eğitim eşitsizliklerini ortadan kaldırmak için sağduyulu dershanelerde üretilen hizmet de her türlü takdirin ötesindedir. Ama kabul etmeliyiz ki bu kervan ila nihai böyle ilerleyemez, artık mecalsiz kalmış, adım atamayacak hale gelmiş maarif hastamızın ameliyata alınması şarttır. Mevcut Milli Eğitim yönetici kadrosu, Camia”yla, dershane yöneticileriyle el ele vererek sorunları diyalog içinde çözmeye en yatkın ekiptir.

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

no images were found