Diyarbakır tarihi

”Hayırdır, nereden çıktı bu Diyarbakır tarihi?” diye soran ve tarih okumasıyla arası pek hoş olmayan dostlarımıza “muradımızı çok merak ediyorsanız son paragrafa bakın” deyip anlatmaya başlayayım.

Diyarbakır, insanlık tarihinin en eski yerleşimlerinden birisi. Ergani-Çayönü Tepesi”ndeki yerleşim, günümüzden on bin yıl önceye tarihleniyor, uygarlık tarihinde ışık tutucu bir niteliğe sahip.

Karacadağ ve Dicle arasında uzanan siyah bazalt platosunun doğusunda, önce, Fis Kayası denilen sarp kayalığın üzerindeki İç Kale”de konumlanmış kent. (M.Ö. 3000-1260) Hurriler ve Mitanniler, (M.Ö.1260-653) Asurlular ve Urartular, (M.Ö.653-625) İskitler, (625-550) Medler, (M.Ö. 550-331) Persler, (M.Ö. 331-323) Makedonyalılar, (M.Ö. 323-140) Selevkoslar, (M.Ö.140-85) Partlar ve (M.Ö.85-69) Büyük Tigran egemenliğinde kaldıktan sonra sürekli İranlılar ve Romalılar arasında el değiştirmiş. M.S 395″ten İlyaz Bin Ganem komutasındaki Müslüman ordularının eline geçtiği 27 Mayıs 639 yılına kadar Bizans egemenliğindeymiş. Müslümanların kenti fethi sırasında şehit düşen 41 sahabeyi, sonra kente yerleşerek vefat eden diğer 500 sahabe ve tabii izliyor. Mekke ve Medine”den sonra en çok sahabe mezarı olan kent olarak anılıyor.

İznik Konsülü”nün 325 yılında “piskoposluk” payesi verdiği kentin, (Çin Seddi”nden sonra dünyanın en uzun ve sağlam suru olduğu kabul edilen) surlarının ilk halinin II. Konstantinus tarafından M.S. 349″da tarafından tamamlandığı sanılıyor. Hemen her sene vuku bulan Bizans-Sasani savaşları yüzünden 528 yılında Justanius”un surları baştan aşağı tahkim ettirdiğini tarihler kaydediyor. Kimi zaman savaş, kimi zaman da anlaşmalarla sık sık el değiştiren kente egemen olanların ilk işinin surları onardıkları ve bir kitabe yerleştirdikleri anlaşılıyor.

Kentin Müslümanların eline geçtikten sonra da uzun bir sakinlik yaşadığı söylenemez. Egemenliklerin el değiştirme sırasını gördüğümüzde bunu net olarak anlıyoruz. Abbasiler (750-869), Şeyhoğulları (869-899), Abbasiler (899-930), Hamdaniler (930-978), Büveyhoğulları (978-984), Mervaniler (984-1085), Büyük Selçuklular (1085-1093), Suriye Selçukluları (1093-1097), İnaloğulları (1097-1142), Nisanoğulları (1142-1183), Hasankeyf Artukluları (1183-1232), Mısır ve Şam Eyyubileri (1232-1240), Anadolu Selçukluları (1240-1302), İlhanlılar (1302-1394), Timur (1394-1401), Akkoyunlular (1401-1507), Safeviler (1507-1515) egemenliğinde kalan kent, 15 Eylül 1515″te Bıyıklı Mehmet Paşa tarafından alınarak Osmanlı”ya katılmış.

Osmanlı”nın önce Akkoyunlularla daha sonra Safevilerle gerilimi ve 1029″dan itibaren bölgeye yerleşmeye ve başta Kürtler olmak üzere otantik halklarla kaynaşan Türkmenlerin önemli bir kısmının akın akın Şah”a gitmesi, bölgede etnik yapının sonradan alacağı biçimi belirlemiş. Osmanlı idarî teşkilatı içerisinde, Kürt aşiretlerine dayalı olduğu söylenebilecek Diyarbekir eyalet yönetimi teşekkül etmiş ve uzun bir sükunet dönemi başlamış.

İslamiyet”in çok erken bir tarihlerinden beri hep Müslümanların elinde kalan ender yerleşimlerden olan kentte, sadece 770 yılında (Halife”nin emriyle kiliseleri tahrip edildiği gerekçesiyle) gayrimüslim bir isyan çıktığını belirtelim. Müslüman devletler arasında ne çok el değiştirdiğini gördüğümüz kent için Bizans-Sasani savaşlarını aratmayan kanlı mücadeleler ve yağmalar olduğunu söyleyelim.

Kent farklı tarihlerde farklı adlarla anılmış. İlk olarak Asur hükümdarı Adad-Nirari”ye ait bir kılıç kabzasında adı, “Amidi” veya “Amedi” olarak geçiyor. Roma ve Bizans”a ait yazılı kaynaklarda yine bu şekilde adlandırılıyor. Taşlarının siyah olmasından dolayı “Kara Amid”, “Amid-i Sevda” olarak da anılıyor. Arap egemenliği sırasında bölgeye gelen kabilelerin adı dolayısıyla “Diyar-ı Bekr” daha sonraları “Diyarbekir” deniyor. Osmanlı döneminde sancak merkezi “Amid”, bölge “Diyarbekir” olarak kayıtlarda yer alıyor ama 1867″de vilayet olduktan sonra tedricen merkez için de sadece Diyarbekir adı kullanılıyor. Cumhuriyet dönemi boyunca vilayet olmayı sürdürüyor. Türk Dil Kurumu araştırma komisyonunun 1938 yılında, “bakır diyarı” anlamında önerdiği “Diyarbakır” adı, aynı yıl resmiyet kazanıyor.

Cumhuriyet”in ilk yıllarında uygulanan politikalara, özellikle Hilafet”in kaldırılmasına karşı Diyarbakır”dan kısa sürede bölgeye yayılan, sonradan “Kürt-İslam Ayaklanması” diye anılan isyanın bastırılarak lideri Şeyh Said ve arkadaşlarının Haziran 1925″te Diyarbakır”da idam edilmeleri, kentin yakın hafızasına büyük bir acıyla kazınmış.

Bugün Diyarbakır tarihini gündeme getirdik çünkü “AB”ye giden yol Diyarbakır”dan geçer” sözünde kast edilen önemi fersah fersah aşan, anlattığımız tarihte mümtaz yerini alacağına inandığımız bir olay vuku buldu dün bu güzel şehrimizde. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ile Kuzey Irak Kürt Bölgesi Başkanı Diyarbakır”da kucaklaştılar. Kürt kimliğini inkar devrinin kapandığını, Kürtleri ve Türkleri birbirine kırdırma politikalarının iflas ettiğini, tarihlerinde hep kardeşleşen Kürtlerin ve Türklerin, bundan böyle de tek bir güç olarak sahne alacaklarını, Diyarbakır”dan dünya aleme ilan ettiler. Arzumu mu yansıtıyorum tarihe, objektif bir gerçek mi söylediklerim, sabredip göreceğiz.

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

no images were found