Çözüm süreci ve cumhurbaşkanlığı seçimi

Ak Parti, milletin demokrasi mücadelesinin Demokrat Parti ve Anavatan

Partisi”nden sonra yeni, büyük siyasi temsilcisiydi. Vakit nihayet tamam olmuş, vesayet sistemini tasfiye etme misyonu, onun omuzlarına yüklenmişti. O da bu vazifeyi başarıyla yerine getiriyordu. Sistemin demokratikleşmesi mücadelesi, AB uyum yasaları ve uluslar arası sözleşmeler çerçevesinde ilerledikten sonra, doğal olarak asıl mecrasına, her alanda söz ve kararı topluma bırakmaya yöneldi. Ak Parti, demokrasi mücadelesini “Milli Görüş” zeminine yaslamaya, toplumsal ve kültürel değerleri daha çok ideolojik müktesebatına ve programına katmaya başladı. İç dinamiklere, ana kaynaklara yönelme, içeride ve dışarıda birçoklarını epeyce rahatsız etti. Müslüman bir toplumda demokrasinin derinleşmesi için yegâne yolun bu olduğunu anlayamadılar, belki de işlerine gelmedi. “Diktatörlük”, “sultanlık”, “halifelik” yaygaraları, tezviratları başladı.

Yürüyüşümüz demokrasiye doğru; buna adım gibi eminim. Demokrasiye doğru yürüyüşümüzün tartışmasız bir delili var: Çözüm süreci. Sürece “kanın durması” gibi ulvi bir amacın yanı sıra, toplumun sorunlarını demokratik usullerle çözme azmine güvenerek karar verildi. Bu azme güven olmasa, fitne-fesat, kumpas ve tuzaklarla dolu olan bu yola çıkılamazdı.

Çözüm süreci sadece demokrasiye yürüyüşümüzün en güçlü delili değil, toplumumuzun geleceğinin de belirleyicisi. İleriye, özgür ve demokratik bir topluma doğru mu gideceğiz yoksa ekonomik, siyasi, kültürel bir oligarşinin toplumu zapturapt altına aldığı vesayetçi sistem mi kazanacak çözüm sürecinin seyrine göre belli olacak. Bu kadar hayati çözüm sürecinin ayrılmaz bir parçası “Akil Heyet”te ben de vardım. Toplumumuzda yeniden saflaşmaya başlayan, geleceğimizi şekillendirecek tavırları gözleme imkânı buldum.

Gördüklerim özetle şunlardı:

Toplumun kesinlikle yarısından fazlası, koşulsuz biçimde çözüm sürecini destekliyordu. Kürt sorununun çözülmesi halinde nasıl (güzel, demokratik, güçlü) bir ülkede yaşayacağımızın hayalini kendince dillendirmeye başlamıştı. Umut dolu bu insanlarımız, ekseriyetle mütedeyyindi, düşük ve orta sosyoekonomik gelir grubunda, temel eğitim düzeyindeydi. Şiddetin canlarından bezdirdiği, travma ve matem içinde yaşamaya çalışan Kürtlerin neredeyse tamamı, “Sulh cedelden her zaman iyidir” diyen Sünni din büyükleri, “Hacı Bektaşı Veli, aslanı bir kucağına, geyiği diğer kucağına aldı” diyerek barışa koşulsuz destek veren Alevi önderler, “12 Eylül öncesinde darbecilerin provokasyonlarla birbirine kırdırdığı beş bin gencimiz daha sonra gerçekleri görüp barışmadı mı?” diyen sağduyulu vatandaşımız, sürecin toplumun gönlünde maya tutması için çabalıyorlardı.

Çözüm sürecini destekleyenlerin bir kısmında ise umut değil güvensizlik başat hissiyattı. “Destekliyorum ama…” diye söze başlayan bu kimseler, ya örgütten ya da devletten kaynaklanan bazı tavırlar nedeniyle sürecin bozulacağını dilegetiriyorlardı. Entelektüel, eğitim ve gelir düzeyleri %50″lik ilk gruptan daha iyi olan bu endişelilerle birlikte çözüm sürecine verilen destek, % 70″e ulaşıyordu.

Sulh-sükûn istediklerini söylemelerine rağmen çözüm sürecine karşı çıkanlar, %30 civarındaydı. Bunların 1/3 lük bir kesiminin sesleri çok fazla çıkıyordu. Sürece ikna olmamak konusunda kararlıydılar. Eski Türkiye adeta bu %10″luk kesimde taşlamış, tortulaşmıştı. Geri kalan % 20″lik kesimin ise gerek eğitimleri gerek yetişmeleri sürecinde resmi tezlerden etkilenmeleri nedeniyle kafaları karışıktı. Eski Türkiye”den hoşnut olmasalar bile, ortaya çıkardığı sorunların yeterince farkında değillerdi. Yeni Türkiye konusunda umuttan ziyade endişeliydiler.% 50 umutlulukta kararlı, % 10 umutsuzlukta kararlı bir kesim, süreci aksi yönlere doğru itmeye, ilerletmeye veya durdurmaya çalışıyordu. % 20″lik güvensiz ama süreç ilerledikçe destekleriniartırmaya hazır olan bir kesim bulunuyordu. Kalan % 20″nin ise endişelerinin giderilmesi, saflarının belirginleşmesi için daha fazla konuşmaya, dinlemeye ve düşünmeye ihtiyaçları vardı.

Bir yıl geçti. Bu bir yıl içinde Gezi olayları, 17-25 Aralık darbe girişimleri oldu. 30 Mart seçimlerinde oranların pek değişmediğini gördük diyebiliriz.

Bu oranlara yol açan dinamikler ise, çözüm sürecinin başarısında ve yeni Türkiye”nin inşasında her türlü sonuçtan daha önemli. Belki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde hala eski siyasi tavırların tercihlerde bir ölçüde etkisi hissedilecek. Ama eninde sonunda siyaset de çözüm sürecinde yeniden saflaşmaya başlayan tavırlara göre şekillenecek. 10 Ağustos”ta Erdoğan”ın kazanması halinde güvensizlerde ve endişelilerde yeni Türkiye”den yana saf tutma davranışında büyük bir artış olacak. Muhalefet, bambaşka bir hal alacak, yenilenmiş Ak Parti, yeni Türkiye için bir sıçrama daha yapacak.

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

Galeri

WhatsApp-Image-2020-04-24-at-09.59.43-1 EROLGOKA25-scaled EROLGOKA-1 IMG-20190810-WA0064 kitap ShowLetter1 01 09 15 13 17-1 IMG_0971-Özel