Fanatiğin psikolojisi

Fanatizm, her şeyden önce, sağlıksız bir bağlanma biçimidir, birçok farklı türü olabilir. Bir düşüncenin, bir inancın, bir siyasi akımın, bir topluluğun, bir takımın, bir kişinin fanatikleri bulunabilir. Lakin ne kadar fanatik olduğunuz, inancınızın sahihliğinin, sadakatinizin tartışılmazlığının göstergesi değildir; sadece bağlanma biçiminizin sağlıksızlığına işaret eder.

Fanatik bağlanma biçimleriyle mütedeyyin insanın dinine, yurtsever insanın ülkesine ve milletine, muhafazakâr insanın geleneklerine, sağlıklı taraftarın takımına, sağlıklı âşığın sevgilisine bağlılığı arasında dağlar kadar fark vardır. Fanatiklerin bağlanma biçimleri, sağlıklı bir siyasi tavırla, usulüne adabına uygun bir şakirtlikle alakasızdır. “Ya benimsin ya toprağın” diyen cellât da güya âşıktır; elde pala hiç tanımadığı karşı takımın taraftarına saldıran gözü dönmüş de sözüm ona taraftardır. Dilleri, “sürekli öl de ölelim, vur de vuralım” nakaratları söyler durur.

Neyin fanatiği olursa olsunlar, ister bir insana, ister bir ideolojiye, bir gruba bağlansınlar, fanatikleri bağlanma yerlerine yapışma biçimlerinden hemen tanırsınız. Hastalıklı ve sağlıklı bağlanma biçimleri arasındaki farklılık, her şeyden önce kişinin psikolojik yapısıyla ilgilidir. Hastalıklı bağlanma biçimleri, esasen sağlıksız psikolojilerin, kişilik organizasyonlarının işidir. Onların birbirlerine benzerlikleri, hasarlı çocukluklarından, büyüdükleri sevgisiz aile ortamından kaynaklanır.

Fanatiklerin psikolojilerindeki temel sorunun ebeveyninden ayrışmayı ve bireyleşmeyi tamamlayamadan, sağlam bir kimliğe sahip olmadan erişkin yaşama gelmek olduğunu söyleyebiliriz. Ergenlik dönemindeki gençlerin fanatizme yatkın olmamalar da aynı sebeptendir. Ayrışma ve bireyleşme süreçlerini tamamlayamadan erişkin hale gelen kişi, hayatın sorumluluklarını üstlenemez, kendisine ait duygusal bir alan üretemez, kendini var etmek için hep başkasına bağımlı bir varoluş halinde kalır. Kendi varlığını ya hep bir ötekine “göre”, ya da ötekine “rağmen” kurar. Ötekileri, kendi başlarına farklı bireyler olarak görmek yerine, ya kendini mutlu eden, bağımlı tarzda ilişkileri olduğu “iyiler” ya da kendini mutluluktan mahrum eden düşmanlar ya da “kötüler” olarak görür. Ötekilerle ya sevgi ya nefret ilişkisi geliştirebilirler, ara biçimlerden haberleri yoktur. “Ya hep ya hiç” tarzı, “siyah-beyaz” düşünce yapısıyla kendilerine ve dünyaya böl(ün)erek bakarlar.

Fanatiklerdeki bağlanma halinin sağlıksızlığı, bağlanılan tarafından bakıldığında da müşahede edilebilir. Onlar da genellikle bağlanmanın bu fütursuzluğundan, yapış yapışlığından mutazarrırdırlar ama bazen farkında oldukları halde kendilerine yönelik olumlu enerji akışından faydalanmaya, fanatikleri suiistimal etmeye kalkabilirler. Bu durum özellikle kendileri de yapısal olarak fanatik özellikler gösteren gruplar için söz konusudur.

Birey olarak var olamayanlar, kendileri için yeterli bir bireysel kimlik duygusu geliştiremeyenler, kendi benliklerini fanatik grubun sarsılmaz derecede katı olan ve ötekileri dışlayan grup-içi yapılanmasına yapıştırırlar. Bağımlılık ve bir başkasıyla bütünleşme ihtiyaçlarını, fanatik grupla birleşerek giderirler. Fanatik gruplarda bireyselliklerini yitirerek dünyayla daha iyi baş eder hale gelirler. Başkalarıyla kendisi arasına sınır koyamayan insan, girdiği fanatik grubun dış dünyayla olan keskin, mutlakçı sınırları sayesinde bu vazifesinden de kurtulmuş olur. Bunun karşılığında katıldıkları fanatik gruptan onay ve kabul görürler.

Fanatikçe bağlanılan gruplar ve ideolojiler, onlara bağlanan bireylerden, kendilerini tamamen gruba adamalarını ve farklı fikirler taşıyanlara karşı şüpheci olmalarını ister. Fanatik gruplar, varlıklarını dayandırdıkları ilkeleri, kuralları ve normları mutlak kabul eder; bunların yorumlanmasını, eleştirilmesini, değiştirilmesini yasaklar.

Bireyleşememiş kişi, kendisini ancak bağımlı tarzda bir ilişkinin içinde var edebilir ki fanatik gruplarda böyle bir bağımlılık ilişkisi zaten grup için bir normdur. Fanatik grupların tam sadakat beklentisi, kesin ve mutlak kuralları, bireyleşememiş kişinin hayatın içindeki doğal belirsizlikten duyduğu temel varoluş kaygısını yok eder. Farklı bakış açılarına tahammül edemeyen fanatikler, hayat karşısında çok az bile olsa esneme payı bırakmazlar. Fanatik, kendisini o kadar adanmış ve o kadar güçlü hisseder ki, tüm dünyanın, kendisinin ve grubunun istediği gibi olmasının an meselesi olduğuna inanır.

Bu noktada yine bir uyarıyla bitirmemiz gerekiyor. Elbette mütedeyyin bir insanın dinine, yurtsever, muhafazakâr bir insanın ülkesine ve geleneklerine bağlılığından da bir hoşnutluk, ferahlık neşet eder. Ama bu hoşnutluk ve ferahlığın nedeni, görevini yapmış, sorumluluğunu yerine getirmiş olmanın rahatlığıdır. Onların hoşnutluğu, fanatik kimselerde görüldüğü türden, yalnızlıktan kıvranan ruhlarını bir parça dizginleyebildikleri için değil, hasbi yaşantıları nedeniyledir. Kaldı ki sağlıklı bağlılıklarda, insanın dünya hayatından kopması, her şeyiyle, tüm varlığıyla bağlanma nesnelerine adanması söz konusu değildir. “Dünya hayatı fanidir, oyun ve eğlenceden ibarettir” dendiğinde bile madem ki doğulmuştur, kederiyle sevinciyle yaşanacak, insan olmanın sorumlulukları yerine getirilecektir; bilinir.

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

Galeri

WhatsApp-Image-2020-04-24-at-09.59.43-1 EROLGOKA25-scaled EROLGOKA-1 IMG-20190810-WA0064 kitap ShowLetter1 01 09 15 13 17-1 IMG_0971-Özel