Geçmişi, bugünü haklı çıkarmak için yeniden kurarız

Geçmişi, bugünü haklı çıkarmak için yeniden kurarız

Prof. Dr. Erol Göka ve Rıdvan Tulum, Çabuk Konuşma’da bu ay, “insan neden geriye dönmek ister” sorusu üzerine konuştular; insanın geriye dönme istediği ilk hatasından itibaren her şeyin değiştiğini düşündüğü için mi, yoksa şimdiyi haklı çıkarmak için mi? Rıdvan Tulum sordu, Prof. Dr. Erol Göka yanıtladı.

İnsan, neden geriye dönmek ister?

Öncelikle teşekkür ederim, pek fark edilmeyen dolayısıyla da konuşulamayan bir temayı başlattığın için. İnsan şimdiki zamanın geçmişin ve geleceğin bileşkesinde yaşar hep. Bir süredir bizi sürekli “şimdi”ye çakmak isteyen bir anlayışla hareket etmeye ve gözümüzü geleceğe dikmeye zorlanıyoruz. “Kökü geçmişte olan ati”, “geçmişi olmayanın geleceği olmaz” vs. diyoruz ama bunlar çoğu zaman sözde kalıyor. Geçmişin üzerimizdeki belirleyici etkisi görmezden geliniyor.

Oysa…

Oysa çoğu ideolojinin dahi Saadet asırları hep geçmiştedir. Geleceği hep geçmişteki referans sistemine göre kurmak isteriz. Bu ruhsal nostalji hissiyatının kökenlerinin çocukluğumuzdaki, bebekliğimizdeki mutluluk zamanlarına, annemizle rahimdeki ortak ve kolay yaşam günlerimize dönmek, orayı özlemek olduğunu sanıyorum. Ne yaparsak yapalım asla dönemeyeceğimiz o güzel günlere…

Her geçmiş güzel midir, yoksa insan hatta toplumlar kendi geçmişlerini, şimdinin içinde yeniden inşa etmezler mi?

Çok haklısın geçmiş de inşa edilir. “Tarih, tarihçinin yazdığıdır” sözü boşuna değildir. Geçmişi bugünü haklı çıkarmak için yeniden yeniden kurarız. Ama yine de zihnimizin bu tür faaliyetleri başka bir fasıldır.    Zor geçmiş çocukluğun psikolojik rahatsızlıklara kaynak teşkil ettiği şeklindeki modern psikiyatrik anlayışımızı da buraya ilave edebiliriz. Bunlar tamam ama insanın, hayatın, ondan bekledikleri ve yaşamın zorlukları anlamında güzel zamanların geçmişte olduğu hissi tüm bunlardan daha gerçektir. Çocukluğu acılarla dolu insanlar bile geçmişini özler durur, çocuk görse içi cız eder. Çocuk masum, çocukluk güzel bir izlenim verir her insana. Söylediklerimi buna göre düşünmek lazım. Geçmiş zamanın izini sürer dururuz. Ben 60 yıldır “neydi o eski Ramazanlar” diye hayıflananları görüyorum. Sen kendi yaşın kadar, dalya demiş yaşlı 100 yıldır bu duruma tanıktır. Ben bu hissiyatı insanın iki büyük ayrılığına bağlıyorum. Birincisi insan olarak cennetten, asıl yurdumuzdan buraya gönderilişimize, ikincisi anamızdan doğuşumuza… Ayrıldık biz. Hayatın her zorluğunda, ki çoğu zaman zordur hayat, bu ayrılıklarımızı, geçmişteki mutluluğu özlüyoruz. Geçmişimiz somut olarak nasıl olursa olsun, bu özlem vardır ve bakidir.

Yani, insan çocukluğuna ağıttır; şimdinin içinde her şey istediği gibi gitse bile; eskiyi özler öyle mi hocam?

Benim kıvrana kıvrana uzun uzun anlatmaya çalıştığımı bir cümlede hallediverdin.

Estağfurullah hocam. (Gülüyor.)

Ama her şey istediğimiz gibi giderse iş biraz değişir.

Nasıl?

Ben şimdideki huzurlu, sakin oluşumuzu da geçmişteki güzel günlerimizin canlanmasıyla, olması gereken gibi olduğumuzla açıklamaya yatkınım. Geçmişi özlememiz, bu nedenle sıkıntılar baş gösterdiğinde daha kolay hissedilir. Her şey yolundayken zaten geçmişin ırmakları içimizde mışıl mışıl akmaktadır yani geçmiş yaşamaktadır.

Her şey yolundaydı, bunda bir hata aradım, cümlesine daha yatkın değil mi hocam insanoğlu?

Her şey yolundaydı, ben cennetin huzuru içindeydim ama içimdeki endişe bunu tam olarak kabul edemiyordu demek daha uygun… Bu dünyada tam huzur, sadece çok uzak geçmişi hatırlamamız için bir küçük iz olarak vardır. En huzurlu olduğumuz zamanlarda bir süre sonra endişe ben buradayım, sen dünyadasın unutma sakın der.

Bana bir yanıyla geçmişe dönme isteği, ilk pişmanlığa, ilk hataya dönme istediği gibi geliyor hocam… Sanki, bugün de insan iyi olsa bile, geçmişte bir şeyi başka türlü yaptığında “kendi gerçeğini” bulabileceğini sanıyor. Şimdinin içinde mutlu da olsa gerçeğim bu değil diye düşünüyor.

Çok itiraz edemem buna ama benim söylediklerime göre de tevili mümkün zaten. Ergenler bazen ebeveynine kızar, “beni dünyaya getirin diye size dilekçe mi yazdım” diye sitem eder. Kendimizi bir benlik olarak burada buluruz. Ne annemizi ne babamızı ne dilimizi ne tipimizi biz seçeriz, ama buradayızdır. Senin söylediğin benim söylediklerime giden yolun başlangıcında hissedilebilir. Ne işim var burada, kim gönderdi dersin ama burada olduğunu kabul eder etmez, benim anlatmaya çalıştığım his sökün eder.

Eyvallah hocam… Müsaadenizle burada bitirelim…

Kaynak: Cins Dergi, Haziran 2021

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

no images were found