Günahlardan arınma aracı olarak İslamofobi

İslamofobi ve İslam düşmanlığının, günümüzde yeniden güçlü bir biçimde ortaya çıkışının nedeni, iki kutuplu dünya sonrası, modern Batı için “öteki” ihtiyacını karşılayabilmek içindi. Bu yeni “öteki” sayesinde, iki dünya savaşında birbirini yiyen Batılıların artık iç mücadelelerini vekâlet savaşları aracılığıyla Müslüman coğrafyalarda sürdürebilmesi de imkân dâhiline giriyordu. Lakin İslamofobi ve İslam düşmanlığının modern Batı için sağladığı fayda bununla sınırlı değil; sandığımızdan çok fazla getirisi var. Mesela, Müslümanlar, seküler modern dünyanın karşısında konumlandırılınca, otomatik olarak aynı kampta yer alan diğerleri arasındaki çelişkiler de yumuşamış oldu. Bu arada kadim Yahudi-Hıristiyan kavgasını ortadan kaldıran, hatta ölümüne dostluğa dönüştüren Evanjelizm gibi teolojilere gün doğdu. Açmaya çalışalım.
Batı kültürünün tarihi kökenleri arasında, Roma hukuku ve Yunan felsefesinin yanında hep Yahudi-Hıristiyan inancı birlikte sayılır. Tekrar ede ede bu üçlü sacayağına hepimizi ikna ettiler ama gerçek pek de dedikleri gibi görünmüyor. Batılı Hıristiyan bilinç, son zamanlara gelene kadar kendisini Yahudilik karşıtlığı üzerine kurmuş, İslamiyet’i Museviliğin bir devamı olarak algılamış. Avrupa’da hemen her düşünürün üzerine kafa yorduğu bir “Yahudi sorunu” hep var olagelmiş. Bu sorun yüzünden, Endülüs’ü yıkılmasının ardından gelen Reconquista dalgasında Yahudiler ve Müslümanlar birlikte katliam ve sürgüne uğramışlar, Osmanlı’ya sığınmışlar; Avrupa’nın göbeğinde “Holocaust” faciası vuku bulmuş. “Holocaoust” faciası, en nihayetinde “Filistin sorunu”na inkılâp etmiş. “Yahudi sorunu”nu kendisinden uzağa nakletmeyi başaran ve kavgayı Yahudi-Müslüman sorununa çevirenler, kenara çekilmişler ama içten içe Yahudi-Hıristiyan gerilimi sürmüş. Gerçekte olanlar, bunlar…
Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından başlayan İslamofobi ve İslam düşmanlığıyla birlikte Batılı bilinç, kendisini eski günahlarından arındırmak için de bir fırsat yakaladı. İslamiyet’in ve/veya Müslümanların (ikisinden birisi mi, ikisi birden mi daha Batılılar da karar veremediler) ötekileşmesi sayesinde, Yahudi-Hıristiyan inanışlarının bir arada anılması imkânı ortaya çıktı. Reforme edilen Evanjelizm, tam da bu arzuyu tatmin etmek için biçilmiş kaftandı… “Filistin sorunu”na neden olan ve Holocaust mağdurluğundan, dünya demokratik kamuoyu nezdinde kendisi işgalci ve katliamcıya dönüşmüş İsrail, bırakın rıza göstermeyi, bu gelişmeden çok memnun oldu.
Evanjelizm, kabaca “kutsal kitaba dönmek” manasına geliyor. Martin Luther, kendi kilisesine bu adı verdiği için Avrupa’da “Evanjelik” sözcüğü, önceleri Lutherci veya liberal olmayan Protestanları tarif ediyorken zaman içinde bir muhteva değişimine uğramış. Şimdiki manada Evanjelizm, 18. Yüzyıl’da büyük Amerikan Protestan mezhepleri Baptist ve Metodistlerin oluşumuna kadar uzanıyor. Sonra giderek Püritenlerin devamı ve Amerikan Hıristiyanlığının muhafazakâr kanadını temsil eden bir ideolojinin teolojisi haline geliyor. Neoconlarla birlikte büyük bir siyasi hareket haline de dönüşüyorlar.
Evanjelik inancın çok enteresan bir kıyamet öğretisi var. Bu öğretide İsrail, başrole sahip… Evanjelikler, kurtuluş umutlarını, Armageddon Savaşı’na bağlıyor, bu savaşın bir an önce çıkması için uğraşıyorlar. Onlara göre, Tanrı’nın planının gereği olarak, vaat edilmiş topraklara dönüp Büyük İsrail’i kuran Yahudiler, Armageddon Savaşı’nı kazanıp dünyaya egemen olacaklar. Kendileri de bu plana destek olarak ve Armageddon’da Yahudilerin yanında yer alarak ebedi kurtuluşa erecek, cennete kavuşacaklar.
Bazıları son dönem olaylarını izah ederken bile bu komik teolojiden faydalanıyorlar. O kadar da değil; ama bu inanışın Batı tarihinde derin bir uçurum olan Yahudi- Hıristiyan geriliminin yumuşatılmasında ve okların Müslümanlara çevrilmesinde işe yaradığı kesin. Netanyahu’nun geçenlerde Dünya Siyonist Kongresi’nde Hitler’in Holocaust’u Kudüs Büyük Müftüsü’nden öğrendiği şeklindeki saçma iddiası, bu yeni ortamın kuluçkasında kabuğu kırılan son yumurtaydı. Hitlerin soykırım’ı Osmanlı’nın Ermeni Tehciri’nden öğrendiği tezinden sonraki bu saçmalama, suçu Müslümanlara atarak birbirlerini temize çıkarmaya çalışmalarının devamı niteliğinde.
Bütün bunlar bize çok saçma geliyor tamam ama zihinleri medya tarafından biçimlenen büyük kitleler bunların hiç de farkında değiller. Ne kadar saçma ve aptalca olursa olsun, en olmadık tezler, uygun bir toplum mühendisliğiyle bir inananlar topluluğu oluşturabiliyor.
İslamofobinin ve İslam düşmanlığının onların onulmaz yaralarına nasıl iyi geldiği apaçık. Peki, İslamofobiyi ve İslam düşmanlığını azdırmak için elinden geleni yapan Daeş’in bu plandaki rolünü görüyor muyuz?

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

no images were found