İnsanlık bizde kalsın!

Bilim ve teknolojiye insana ve insanlığa, daha iyi bir dünya adına katkı sağlayacaksa kim itiraz edebilir? Ama “insan-ötesi” (transhuman) ve “insan-sonrası” (posthuman) adı altında bizzat insanın ontolojik varlığına müdahaleler olacaksa, “Durun bakalım, neler karıştırıyorsunuz orada siz!” demek hakkımız. “Transhumanizm’i merak eden ordu” başlıklı bir haberde yazılanlara bakalım önce, çünkü kavramları bir netliğe kavuşturmaya ihtiyacımız var:
“Geçtiğimiz hafta ABD donanmasının Transhumanizm’ (fiziksel ve zihinsel olarak insanların gelişimi için elektronik parçaların insan bedeniyle ‘bütünleştirilmesini’ savunan) hareketinin politik öncülerinden Zoltan Istvan ile bir toplantı gerçekleştirdiği iddia edilmişti. O toplantının detayları bu hafta belli olmaya başladı… Rus haber ajansı Sputnik’in radyosuna konuşan Istvan’ın yaptığı açıklamaya göre donanma yetkilileri, kendisi ile insanlara mikroçip yerleştirilmesi planını görüşmüş. Kendi elinde, mesajlaşmak ve arabasını çalıştırmak gibi işlere yarayan bir mikroçip gömülü olan Istvan’a göre donanmanın amacı GPS teknolojisi ile insanların yerini tespit eden mikroçiplerin insan bedenine yerleştirilmesi.” (www.iyibilgi.com. 23.6.2016)
Bu haberin içindeki askeri ve istihbaratla ilgili boyut beni ilgilendirmiyor. Biz, kan revan haline gelmiş bir dünyada, mülteci sorunu, DAEŞ, İslamofobi, Avrupa’nın dağılması, Brexit dertleriyle uğraşırken, “3. Dünya Savaşı çıktı mı çıkıyor mu?” Sorusuna kafa yorarken birilerinin bambaşka bir gündemi olduğunu ifade edebilmek için duyurdum haberi.
Alın size “Süper insana giden ilk adım hafıza çipi” başlıklı, 25 Ekim tarihli Sabah Gazetesi’nden başka bir haber daha: “İnsanın hafızasını güçlendiren bir çip üzerine yapılan çalışmalar sayesinde kısa bir süre sonra, insanların unutmak gibi bir sorunu kalmayacak… İngiliz New Scientist dergisine konuşan Johnson ise, fikrin hafıza kaybı durumunda beyin çıkıntısına protez yaparak hafızayı yenilemek olduğunu ifade ederek ‘İlk süper-insanlar zayıflıkları ile başlayanlardır’ dedi.”
Böyle birçok haber görüyoruz ve bunların sayısı giderek aratacak. Başka bir gündem var ve bu gündem popüler bilince sadece “bilimde ilerleme” diye sunuluyor. Ne olduğunu anlayabilmek için isterseniz birazcık daha geriye gidelim, The Economist dergisinin 2 Haziran 2012 tarihli “Ahlak ve makine” başlıklı sayısına bakalım. Robotların artık daha yoğun biçimde hayatımıza girmeye başlayacağından yola çıkarak toplumun robotları nasıl idare edeceğini sorun ediyor dergi. İsaac Asimov, 1940’larda robotlardan ve uyması gereken yasalardan bahseden ilk kişi. Ama o bilimkurgu yazarıydı; “Ben, Robot” da bilimkurgu kitabının adıydı. Bugün tam da onun hayal ettiği noktaya geldik. “Bilişsel kapasiteler mevcut olduğuna göre, özerk makinelere karar alma sorumluluğu vermek için geriye sadece etik ve hukuki mevzular kalmıştır. Akıllandıkça ve yaygınlaştıkça, özerk makineler, ölüm kalım kararı almak, dolayısıyla faillik üstlenmek durumunda kalacaktır” diyecek bir noktaya.
Konumuz yapay zekâ, robot silahlar ve askeri teknolojilerdeki akıl almaz ilerlemeler olsaydı, yazacak o kadar çok şey vardı ki… Şimdi bunlardan ziyade “drone”, yani insansız hava aracı etrafında sürüyor entelektüel çevrelerdeki tartışma. Drone’lara denetimsiz ve daha kolay öldürüyor diye karşı çıkıyor bazıları. Savunanlar ise, nasıl sürücüsüz araçlar, otopilotlar daha güvenliyse, insanın duygu faktörünü dışladığı için bunlar da öyle, hem aynı teknoloji doğayı ve canlıları korumak gibi sivil ve yararlı amaçlar için de kullanılıyor diyorlar. Biz bunları tartışırken “diğer gündem” aheste beste yolunda ilerliyor.
“Diğer gündem”i gündeme getirebilmek için anlatıyorum tüm bunları. Enformasyon teknolojilerinde, dijital medyada, biyoteknolojide olup bitenler gibi tıptaki ve tüm mühendislik bilimlerindeki gelişmeler de artık akademide ve entelektüeller arasında, sadece “bilimsel gelişmeler” olarak değil yeni bir dönüm noktasının gerekçeleri ve kanıtlarından bahsederken ele alınıyor. Bir süreden beri, “İnsan-sonrası” (posthuman-ism) adı verilen bir dönemde yaşadığımıza inanılıyor. Sözünü ettiğimiz değişiklikler, ilgili literatürün hemen hepsinde bu başlıktan bahsedilerek inceleniyor.
“İnsan-sonrası” ifadesinin yerleşik kabul gören bir anlamı yok. Hatta ilk bakışta bir karışıklık var ortada. Öncelikle “insanseverlik” denilen hümanizm ile hiçbir alakası yok kavramın. Aynı şekilde ahlaki bir kavram olan, “insan olan bunu yapar mı?” derken kullandığımız “insan-dışı”yla (dehuman) da ilgisiz. Bir de yukarıda alıntıladığımız haberde geçen “insan-ötesi” (transhuman-ism) ile de bir ve aynı anlama gelmiyor. Ne o zaman “insan-sonrası” denilen şey? Biraz sabır…

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

Galeri

WhatsApp-Image-2020-04-24-at-09.59.43-1 EROLGOKA25-scaled EROLGOKA-1 IMG-20190810-WA0064 kitap ShowLetter1 01 09 15 13 17-1 IMG_0971-Özel