Korona’nın psikolojik etkileri üzerine

 “Acaba koronavirüs bana bulaşacak mı ya da kimden bulaşacak? Bende virüs var mı? Ya bu virüse yakalanıp aileme bulaştırırsam?” gibi kaygı verici düşünceler kişi ve toplum psikolojisine nasıl etki ediyor?

Bugünlerde hepimizin kafasında bu tür sorular dolanıp duruyor. Yetmiyor; bunu dünyanın ve insanlığın geleceğine dair karamsar bir psikoloji izliyor. Bilişim teknolojileri sayesinde tüm dünyadan aldığımız bilgiler ve pandemi hakkında çoğu yalan yanlış sosyal medyadan ekranlarımıza akıp duran veriler zihnimiz dolduruyor, adeta bizi zehirliyor. Hal böyle olunca hayatın dışına çıkıyor, gündelik işlerimizi yapamıyor, endişe içinde, zamana batmış bir halde yaşıyoruz. Hemen herkes bizim gibi olduğundan ve zaten resmi olarak da virüse karşı “evde kal” stratejisi uygulandığından hayat adeta boş vitesteki araba gibi ilerliyor. Kimi zaman arkadan ittirerek kimi zaman çılgınca akarak…

İçinde bulunduğumuz bu aşamada ne kadar süreceğini bilmediğimiz bilinmezlik mi yoksa virüse yakalanma/ölüm korkusu mu daha etkin?

İkisini birbirinden ayırmak imkânsız. Hem bilinmezlik hem hastalığa yakalanma ve onunla at başı giden yakınlarımıza, ülkemize, insanlığa bir şey olacak, felaket hepimizi vuracak endişesi… belirsizlik ve travmatik somut tehlike korkusu sürekli birbirini besliyor.

Tüm dünyada olduğu gibi ülke olarak evde oturuyoruz. Koronavirüs’ün psikolojimiz üzerinde olumsuz etki etmemesi için neler yapabiliriz?

Sakin kalmaya çalışmalı, olabildiğince pandemi önceki hayatımızı sürdürmeye çalışmalıyız. Ekranlardaki kitap okuma, bu fırsatı (!) en iyi şöyle değerlendirin, şu kitapları okuyun, şu filmleri izleyin türü önerileri ancak kendimizi iyi hissedince yapmaya girişmeli, yapamazsak da üzülmemeliyiz. Yoğunlaşamamak nedeniyle işlerimizi ve hayatımızı eskisi kadar iyi organize edemediğimizi bilmeli, kendimizi heder etmemeliyiz. Dikkatimizi daha çok kendimizi ve çevremizi psikolojik bakımdan güçlü tutmaya, dayanışmaya vermeli, medyanın ve sosyal medyanın bizi zehirlemesine izin vermemeli, sadece güvenilir kaynaklardan haber almalıyız.

Okullar tatil edildi, çoğu işyeri kapandı, aileler hiç olmadığı kadar beraber vakit geçiriyor. Bu bir avantaj mı dezavantaj mı?

Zorunlu olarak evdeyiz. Evde kalmalıyız. İlk başta ailenin nihayet bir arada olmasına fırsat sağladığı için bu süreç, hayli avantajlı gibi görünmesine rağmen üzerine düşünmez, tedbirler almaz ve bilinçle ilerlemezsek aslında tehlikeli ve dezavantajlı olabilir, aman dikkat. Evde kalmamız bilinçli ve planlı olarak tercih ettiğimiz bir süreç değil, gündemimize Korona pandemisi nedeniyle isteğimiz dışında, zorla girdi, hazırlıksız yakalandık. Planlarımız altüst oldu, hayatımızın ritmi bozuldu. Özellikle çocukların, gençlerin yardıma ihtiyaçları var. Böyle zamanlarda birikmiş sorunlar, çözemediğimiz dertler kapının arkasında beklerler ve hemen içeri girerler. Telaşa kapılmamalı, birlikte ev-içi hayatımızı en iyi nasıl planlayabileceğimizi düşünmeli, birlikte hayata geçirmeli, başaramadığımızda hoşgörümüzü muhafaza etmeliyiz.

Koronavirüs yüzünden geleceğe dair kaygı yaşayan gençlere, özellikle ‘dışarı çıkarsan ölürsün, ilk ölecekler arasında sen varsın’ denen 60 yaş üstü insanımıza nasıl yaklaşılmalı?  

Gençlerimiz evde. Hepimiz nasıl teşekkür borçluyuz onlara. Bizim evde kalmamız nispeten kolay ama onlar enerji yüklü ve zihinlerinde bin bir plan, ulaşmak istedikleri idealleri var. Arkadaş gruplarıyla iletişim gençlerimiz için vazgeçilmez önemde. Gençlerimize hoşgörüyü artırmalı, sosyal medyadan arkadaşlarıyla görüşme isteklerini saygıyla karşılamalı, mahremiyetlerine özen gösterdiğimizi belli etmeli ve göstermeliyiz.

Evde aileleriyle birlikte olan yaşlılar için fazla sorun yok. Onların rehberliğine ihtiyacımız olduğunu gösterip, onlara saygılı davrandığımızda ve onlar için kaygımızı belli ettiğimizde birçok sorun çözülür. Asıl sorun yalnız yaşayan yaşlılarımızda. Onları mutlaka telefonla, sosyal medya aracılığıyla sık sık aramalı, hâl hatır sormalı, ihtiyaçlarını karşılamalı, ne kadar sevildiklerini göstermeliyiz.

Virüs dolayısıyla uzun süredir ezan okunmayan ülkelerde ezan okunduğunu görüyoruz. Bununla birlikte başka dinlere de ait bazı video ve görseller sosyal medyada oldukça sık paylaşılıyor. Bunu nasıl okumalıyız? İnsanoğlu kendisine tanrılık atfederken modern paradigmanın adeta çöküşü ve bu minvalde aciz kalışı manevi dünyasında bir değişime neden olabilir mi?

Kulağıma hoş geliyor söyledikleriniz ama abartmamalı, temkinli yaklaşmalıyız. Bunlar basit kriz yönetimi teknikleridir. Krizi çözmek, ortak düşmana karşı mücadele etmek için her fırsattan yararlanılır ve güçler birleştirilmeye çalışılır. Korona pandemisinin özellikle manevi açlığı ve ihtiyaçları yüksek bazı insanlarda bir uyanma ve aydınlanamaya yol açma ihtimali var ama tüm dünya ve insanlık bir anda değişecek hisleri hatalı, böyle bir şey olmaz.

Kaynak: Milat Gazetesi, Özlem Doğan

 

 

 

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

no images were found