Köşe yazıları da değişmeli!

16 Nisan Halkoylaması’yla onay verdiğimiz Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin sosyopsikolojimize tesir edecek yanları da var. Mesela Cumhurbaşkanımız’ın olağanüstü kongre konuşmasında da vurguladığı gibi, artık her siyasi parti, hedefini toplumun çoğunluğunun oyunu almaya göre ayarlamak dolayısıyla söylemlerine, tavırlarına dikkat etmek zorunda. Sadece kendisine oy veren veya vermeye yakın kesimlerin gönüllerini kazanmaya, var olan destek kitlesini pekiştirmeye dönük bir söylemin ve tavrın bundan böyle başarı şansı yok.
Bu durumu çok müspet değerlendiriyorum. Zira bugüne kadar toplumumuzla ilgili en büyük sorunun “segmentasyon” olduğunu söyleye geldim. Toplumumuz, Batı’daki gibi sınıflardan değil, birbiriyle münasebetleri hayli zayıf segmentlerden oluşuyor ve bu durumun kökenleri çok eskilere dayanıyor. Farklı toplum kesimleri, sadece kendilerine benzeyenlerle bir araya gelmeye ve kendi birliklerinin sembollerini ulvileştirmeye, diğerlerininkileri ise küçük düşürmeye çalışıyorlar. Semboller üzerinden yürüyen gerilimler, duygusal bir zeminde, kimlik ve kişilikler alanında cereyan ettiğinden müzakere ve mutabakatla neticelenme şansı çok az oluyor. Birbirimizle sürtüşme ve çekişmeye harcayarak yok yere heder ettiğimiz enerjimiz, yeni sistemde bize kalabilir ve daha hayırlı işlerde kullanılabilir. Segmenter yapımızdan kaynaklanan dertlerimizi, sürekli büyüten parlamenter sistemin değişimi, çözümü için imkânlar sunabilir. Lakin bu konuda hepimize görevler düşüyor.

Eski alışkanlıkla, her şeyi siyasetten ve yürütmeden beklemeyi bırakmalı, biz de bir an önce söylem ve tavrımızı değiştirmeliyiz. Bu konuda özellikle medyaya çok önemli görevler düşüyor. Bunları düşünürken, yıllar önce köşe yazarlarımızın segmenter toplumda işleviyle ilgili bir yazımı hatırladım. Segmenter toplum özellikleri konusunda sayıp döktükten sonra, sözü köşe yazarlarımıza getirip şunları söylüyorum:
“Bu ülkede edebiyat daha çok mizah ve şiir demektir. Elbette mizah ve şiiri küçümseyemeyiz; çok özel bir yetenek, güçlü bir söz gücü gerektirirler ama yetenek ve sözü, sabır ve özenle işlemenin şart olduğu, uzun süreli bir çabaya dayalı olan roman ve düşünce eserleri buralarda pek geçer akçe değildir. Aynı şekilde hepimizin övündüğü parlak düşünce zirvelerimiz elbette vardır ama bunların sayıları asla iki elin parmaklarını geçmez, bir düşünce geleneği oluşturmaz… Varsa yoksa mizah ve şiir! Genellikle kitleler halindeyken sağlanan beğeni; kısa ve ani kahkaha ve ışıltılar. Cümbüş. Karnaval. Ağdalı söz. Retorik. Hayranlık ve alkış…
Gazetelerimiz de ilginç; bu alkış-hayranlık silsilesine uygun olarak, dünyanın hiçbir yerinde olmayan, yalnızca bize özgü bir köşe yazarlığı politikası var burada. Kitlelerin hislerine tercüman olan, onların hissettiklerini onlardan daha parlak cümlelerle söyleyerek para kazanan, gazeteden gazeteye transfer olan yazarlar… Bu hengâmeden gündelik hayatlarımıza, insan ilişkilerine ise, ‘Falancanın bugünkü yazısını okudun mu? Müthişti’den başka, yankılanan güzel söz etme gücünden başka geriye bir şey kalmıyor.
Herhangi bir olayı okuyucu, sevdiği yazarın nasıl karşılayacağını, kendisine ne kadar benzer bir tepki vereceğini, yarınki yazısında neyi tema edineceğini biliyor aslında ama bir de onun cafcaflı sözlerinde nasıl durduğunu görmek istiyor kendi cılız hissiyatının. Yazarın aynasında büyüyor okuyucu hissiyatının ve hoş duygusunun gücü; okuyucu kitlesinden aldığı alkış ve hayranlık dolu bakışlarla kendi söz söyleme gücünü keskinleştiriyor yazar… Farklı yazarları sevenler karşılaştıklarında, ellerindeki yazarlarından almış oldukları enerjiyle dolu çıplak kabloları değdiriyorlar birbirlerine…
Buradaki gündelik hayatta bireysel yönelimler, ince-yüksek, sabır isteyen uğraş ve beğeniler temel rolü oynamıyorsa parlak yazarlarımızı gencecikken gazete köşelerinde katletmemizinpayı büyük. Bu katliamı durduramazsak ülkemizdeki düşünce hayatının yoksulluğundan kurtulamayız.”
Şimdi olsa elbette bu cümleleri tercih etmez, böyle konuşmazdım ama düşüncelerim ve hissiyatım temelde aynı. Ne yapıp edip toplumuzdaki segmentasyonu aşmalıyız. Yeni sistem, bize bir sıçrama imkânı sağlıyor. Değerlendirelim, üzerimize düşeni yapalım. Yazıyı bu şekilde bitirmek istiyorum, gelen Ramazan’ın yüzü suyu hürmetine. Ama “medya” diye konuşmaya başlamışken “devam et, televizyonların hallerinden de bahset”, “insanların ve devletin itibarını hiçe sayarak her gün yeni bir ‘adam asma oyunu’ oynayan, bir avuç çetenin sosyal medya işgalini de anlat” dediğinizi de duyuyor, kaydediyorum.

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

Galeri

WhatsApp-Image-2020-04-24-at-09.59.43-1 EROLGOKA25-scaled EROLGOKA-1 IMG-20190810-WA0064 kitap ShowLetter1 01 09 15 13 17-1 IMG_0971-Özel