Psikoloji mühim, indirgemecilik berbat

Farklı düşüncelerden, siyasi görüşlerden insanlar olarak demokrasimizin, siyasetimizin dertlerini birbirimizle doğru düzgün konuşamıyoruz. Sağlıklı bir siyasi müzakere atmosferimiz sadece Meclis”te değil hemen hemen hiçbir yerde yok. Hatta müzakere ve karşılıklı anlayış bakımından üniversite ve toplum olarak Meclis”in hayli gerisine düştüğümüz bile söylenebilir. “Diktatör” (!) gelip müzakere ve karşılıklı anlayış ortamlarımızı elimizden aldığından değil biz sağlayamadığımızdan… Dün de farklı değildik. Türkiye”de sivil toplum güçsüz derken biraz da bunları kast ediyoruz.

Bazılarımız için durum daha vahim. Sözüm ona muhalifler ama alternatif program üzerine yükselmiş bir muhalefet anlayışına, içinde rahat edecekleri siyasi bir yapıya sahip değiller. Nereye gideceklerini bilemiyorlar. Lidere olan çok abartılı hınç ve nefretlerinin bir kısmını içinde bulundukları bu belirsiz ve zor durumla açıklayabiliriz. Toplumumuza sunulmuş ve gerilimi daha da arttırmaktan başka bir işe yaramayacağı belli olan bedava mönülere, mesela “kahrolsun diktatör” havuzuna cumburlop atlamalarını anlayabiliriz. Olan biteni onaylamıyorsanız ve bilmediğiniz sularda “liderden kurtulmak”tan başka bir gaile taşımadan yol almaya başlamışsanız, olmadık temalardan medet umar hale gelirsiniz. Şimdilerde yeni bir bedava mönü daha dolanıyor. Neymiş, liderin psikolojik sağlığıyla ilgilenmek icap ediyormuş… Genellikle “diktatör” nidalarıyla ortaya atılanların samimiyetten uzak, itham edici, teşhisi çoktan koymuş, “icabına bakıla!” icbarıyla birlikte saf ediliyor bu tür ifadeler.

Her alanda, özellikle medyamızda olduğu gibi siyasetimizde de bir üslup ve tenasüp sorunu olduğu açık. Liderlerimizin salı-grup konuşmalarını bir iletişim uzmanına inceletsek ve “ne demek istediklerini daha müzakereye uygun ve zarif bir dille nasıl söyleyebiliriz?” diye sorsak, ortaya çıkacak yeni metin hepimizi şaşkınlığa düşürür. Peki, liderlerimiz konuşmalarını iletişim uzmanının eleştiri ve önerileri doğrultusunda yapsalar ne olur? Şüphesiz iyi olur ama sorun çözücü olacağını sanmıyorum. Sorunumuz çok derinlerde ve korkarım toplum olarak biz hepimiz sorunun bir parçasıyız. O yüzden hepimizi, öfkemizi ortalığa salıvermeden önce, nasıl bir siyaset kültürüne sahip olduğumuz konusuna odaklanmaya davet ediyorum. Dün bazı otomobillerin arkasında “Huzur İslam”da” diye yazarken şimdi neden başka bazı otomobillerin arkasında “Atatürk izindeyiz” yazılarının boy gösterdiği üzerine düşünmemiz gerektiğini söylüyorum.

İtiraf etmeliyiz, dört dörtlük bir şiddet kültürünün içinde yaşıyoruz. Yaşam kültürümüzden şiddeti tasfiye edebilmek için neredeyse bir kültür devrimine ihtiyacımız var. Böylesine köklü dertlerle baş edebilmek için siyasetten ve demokrasimizi geliştirmekten başka bir çaremiz yok. Eğer devasa problemleri tek tek kişilerin ruh sağlığına indirgersek demokrasi mücadelesini ve aslında sorunların çözümünü savsaklamaktan başka bir iş yapmamış oluruz. Sorunlara psikolojiden de bakabilmek, psikolojilere özen göstermek elbette lazımdır ama indirgeyici olmamak şartıyla. Ruh sağlığı profesyonellerinin en birinci vazifesi, kendi mesleki sınırlarını bilmek, insanların ruh sağlıklarıyla ilgili olarak çıkarılan tevatürlere kulak asmamak, kurulan tuzaklara düşmemektir. Mesleğimizin suiistimallerle dolu tarihi, bizi bu konuda çok duyarlı olmaya ikna etmek için yeter de artar.

Psikolojik yaklaşım lazımdır, vazgeçilmezdir ama siyaseti ruh sağlığına indirgerseniz, psikoloji batağına saplanır, çırpındıkça da gömülürsünüz. Psikolojiden, kişilik yapılarından konuşmaya bir kez başlarsak, bırakın yaşayanları, ebediyete intikal etmiş olanlarımız da dâhil olmak üzere hepimizi içine alacak, yüz yıllar sürecek olan girdapta döner dururuz. İlk taşı atacak “arınmış”ı bulmakta epey müşkül yaşarız. Gelin o halde işi ehline ve etiğine bırakıp toplumumuz üzerine düşünmeye çalışalım.

Biz ne yaparsak yapalım bazıları yaşanan süreçte yalnızca olumsuzluklar görecek. Savunulacak, iler tutar yanı olmayan “Eski Türkiye”de yaşandığı sırada asla almadığı keskin bir eleştirel pozisyona yerleşecek. Eski Türkiye”nin olumsuzluklarını aşmak için her ne yapılıyorsa, oradan bir eksik bulup çıkaracak, ironiye abanacak. Taraftarlarında, okuyucusunda yeni icraatlara karşı ne kadar hınç ve öfke uyandırıyorsa kendisini o kadar başarılı addedecek.

Büyük dönüşüm zamanlarında bunlar olacaktır. Her yapılanda elbette aranırsa eksik bir yan bulunabilecektir. Bazıları çorbada bizim de tutumuz olsun diye işin bir ucundan tutmaya yanaşmak yerine, sadece keyif çatıp yapılanları eleştirmek görevine kendilerini atayacaklardır. Onlara diyecek bir sözüm yok, gölge etmeye devam etsinler ama biz “Yeni Türkiye” diyenler de söylediğimizin içini doldurmalıyız. Yeni Türkiye”nin inşasında iskele görevi görecek temel kavramları ve yeni içeriklerini ortaya koymalıyız. Yeniden içeriklendirilmesi gereken kavramlardan birisi de şüphesiz “siyaset”…

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

Galeri

WhatsApp-Image-2020-04-24-at-09.59.43-1 EROLGOKA25-scaled EROLGOKA-1 IMG-20190810-WA0064 kitap ShowLetter1 01 09 15 13 17-1 IMG_0971-Özel