Tarihdaşlık ve vatandaşlık

Yeni Türkiye”de kimlik konusu çok mühim, çok konuşmamız lazım dedik. Konuşmayı sürdürüyoruz.

Kemal Karpat, Türkiye Cumhuriyeti”nin kuruluşundaki kimlik tercihini akademik literatürdeki genel geçer bakıştan çok farklı bir biçimde açıklıyordu. Eğer 1932″deki sapma olmamış ve demokrasiye yönelinmiş olsaydı, Osmanlı ve Müslüman ile özdeş anlama sahip ve ortak bir sosyolojinin basit bir tasviri olan Türklük kavramının yıpranmasının önüne geçilebileceğini öne sürüyordu. Hoca”nın bu bakışındaki hissiyata katılmakla birlikte tarihte “keşke”lere yer olmadığını belirttik. Bize göre ayrıca Hoca, Osmanlı”nın gerilemesiyle birlikte, kimlik değerlerinin içine büyük ölçüde Batılılaşma olarak algılanan modernleşmenin de girmiş olduğu hususunu analizine dâhil etmeyerek hata yapıyordu.

Batılılaşma şeklinde algılanan modernleşmenin getirdiği değişimler, Osmanlı”nın dayandığı geleneksel toplumsal yapımızı tarumar etti. Modernleşmenin getirdiği değişimi fark eden Cumhuriyet kurucuları, Türklük ve Müslümanlığın yanı sıra modernliği (çağdaşlık) de tamamen kendine özgü biçimde tanımlayıp sınırlandırarak ulusal kimliğin içine yerleştirdiler.

Dayatılan bu ulusal kimlik, sanıldığı gibi yalnızca post-modern zamanların gereği olarak değil toplumsal çoğunluğun hiçbir zaman benimsememesinin neticesinde adım adım geri püskürtüldü. Tek Parti Dönemi”nde Batılılaşma ve modernleşme çabalarını özdeşleştiren anlayışlara, Batılı değerleri kökten bir biçimde yerleştirme gayretlerine toplum, sempatiyle bakmadı.

İnsanımız, aklı ve bilimi öne almak anlamında modernleşmek, gelişen dünyadan kopmamak istiyordu ama ondan da güçlü bir biçimde, milli ve manevi değerlerini de sahipleniyordu. Uzun süredir yürütülen beka mücadelesinin ve devletin öneminin farkındaydı. Yöneticilerinin yaptıklarının çoğunu onaylamıyor ama asla devletini zora sokacak bir tavır içine girmiyordu. Ancak seçimlerde söz verildiğinde, kendisinden uzaklaşmış yönetici tavırlarına haddini bildiriyordu.

Eski Türkiye”de Müslümanlık isim olarak kurucu kimlik değerlerinin içinde yer alırken dini korpus epeyce değişikliğe uğradı. Resmi görüşe uyarlı hale getirilmiş Hanefilik dışındaki tüm dini anlayışlar, dini cemaatler dahası dev bir Alevi inancı yok sayılıyor, insanların inançlarından kaynaklanan davranışlarına kamusal alanda yasaklar getiriliyordu. Toplumun demokrasi mücadelesinde inanç özgürlüğüne yapılan baskılardan kurtulma arzusu, büyük bir motivasyon sağlıyordu. Bu yüzden toplumun omurgası, hemen daima merkez sağ partileri ve sonra da ANAP ve Ak Parti”yi destekledi.

Cumhuriyet kimliğine tornistanla yerleştirilmiş ne çağdaşlık ne Müslümanlık tanımları insanları hoşnut ediyordu. Ama açık söylemek gerekirse, kimliğin kurucu değerlerinden Türklük, Karpat Hoca”nın da söylediği sağlam sosyolojik zemine rağmen, uygulamada en büyük hoşnutsuzluk kaynağı haline getirilmişti. 1924 Anayasası”nın tanımın hukuki olduğu şeklindeki açık hükmüne rağmen, uygulamada çoğu kez “Türk” adı bir ırka indirgendi. Kürt diline karşı anlaşılmaz bir biçimde yasaklayıcı bir tutum içine girildi. Şüphesiz bu akıl almaz hataları, Cumhuriyet”in ilk yıllarındaki isyanlar, Osmanlı”nın etnik Türk kitlelerine karşı izlediği olumsuz siyaset, imparatorluğun son dönemlerindeki etnik temelli kalkışmalar, Avrupa”da yükselen faşizm gibi nedenlerle meşrulaştırmaya çalışanlar olacaktır. Ama nedeni ne olursa olsun, 1924 Anayasası”na rağmen, uygulamada, “Türk” sözünün tarihsel-toplumsal bilinçte birleştirici niteliğine aykırı davranılmıştır. Türklüğün etnik bir kullanımla kısıtlı tutulması, Türk etnisitesinden gelmeyen diğer millet unsurlarını, özellikle Kürtleri, kimlik açısından zora sokmuştur. Kürt meselesini başımıza, bu hatalı ve acemi kimlik politikaları açtı. Kürt meselesi, Cumhuriyet”in kurucu değerlerine olan inancı sarstığı gibi, yol açtığı silahlı şiddet sorunuyla, toplumsal barışa ve ekonomik potansiyellere de büyük bir darbe indirdi.

Merkez sağ ve ANAP iktidarlarının ılımlılaştırmaya çalıştığı Kürt meselesini çözme cesaretini, en nihayet Ak Parti gösterdi, çözüm sürecini başlattı. Ak Parti, modernleşmeyi Batılılaşma olmaktan çıkaran, bize has bir hale getiren bir anlayışı savundu. Vesayet sistemini ortadan kaldırarak demokrasimizi güçlendirmek, dini ve etnik kimliklerin özgürleşmesi için çabaladı. Tüm bunları yaparken “tek bayrak”, “tek vatan” vurgusunun yanı sıra “tek millet” olduğumuzda ısrarını hiç bırakmadı.

Ak Parti, şimdi de yeni lideriyle, eski Türkiye”nin hayali, icat edilmiş, topluma zorla giydirilmeye kalkılan ulusal kimliğinin yerine yeni Türkiye”nin milli kimliğini ortaya sermenin (inşa etmenin değil!) gayreti içinde. Bu yeni kimliğin iki temel direği, Davutoğlu”nun tarihdaşlık ve vatandaşlık sözlerinde ifadesini buluyor.

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

Galeri

WhatsApp-Image-2020-04-24-at-09.59.43-1 EROLGOKA25-scaled EROLGOKA-1 IMG-20190810-WA0064 kitap ShowLetter1 01 09 15 13 17-1 IMG_0971-Özel