Komplo(cu)nuz paranoyak mı?

Bu başlığı, “Aşk Her Şeyi Affederse” kitabımdan aldım. Arada bir mutlaka bu bahsi açmak gerekiyor. Zira yaşadığımız dünyadaki en mühim vazifelerden birisi, sağlıklı şüphe ile paranoyak hezeyan arasında ayrım yapabilmek. Nasıl yiğitlik ve cesaret ile psikopatlık arasında bir ayrım gerekiyorsa, şüphe ve hezeyan ayrımı da en az onun kadar lüzumlu. Haklı olarak “bu ayrımı biz değil siz meslek erbabı yapacaksınız” diyeceksiniz ama ben de “durun hemen görevden firar etmeyin, bu konuda hep birlikte çalışalım” diye ekleyeceğim. Tamam, bu ayrımı esasen biz yapalım; şuur ve hareket serbestisini yitirenlerle biz ilgilenelim ama başta medya olmak üzere, tehlike her yerde. Ortalıkta cirit atan birçok komplo teorisi var. Kimimiz onlardan bazılarına inanırken kimimiz de dünyayı anlamak üzere değişik senaryolar üreten insanları paranoyak olmakla suçluyoruz. Bir orta yol bulmalıyız. Komplo teorisi, sağlıklı bir şüphenin de, aslı olmayan bir kesin inancın yani hezeyanın da işareti olabilir.
İşini bilen, usta bir ruhiyatçı için karşısında oturan, muayene ettiği bir insanın düşünce sistemindeki aksaklıkları görmek zor bir durum değildir. Ne ki komplo teorilerinin, bunların alıcı ve taşıyıcılarının psikolojik durumları hakkında ruhiyatçı olarak tam bir değerlendirme yapmamız, ancak o insan teki muayene için karşımıza oturduğunda, hekimlik becerimizi sergileme fırsatı bulduğumuzda mümkün. Ayrıca biz, birçok insanın paylaştığı siyasi ve toplumsal fikirlerin psikolojik nitelikleri hakkında uluorta konuşmamak için olabildiğince gayret etmekle yükümlüyüz. Mesleki kaygılarımızı bu şekilde paranteze aldıktan sonra, sağlıklı şüphe ve hezeyan ayrımı odaklı konumuza devam edelim.
Zihnimiz, varlığımızı ayakta tutabilmek için, en doğruyu bildiğini ve en doğruyu yaptığını sanarak, gerçekliğe ayarlanmak zorunda. Bu yüzden de tıpkı duygularımız gibi zihnimiz de, gerçekliğin biteviye değişimine ayak uydurabilmek için, zengin iç-dünyamızın ve algı sisteminin içinde bir o yana bir bu yana durmaksızın dalgalanıyor. Hakikati, doğru düşünceyi, iyi ve uygun davranışı bulmaya çalışıyor. Bulduğumuzu sandığımız yerde inanca bir alan açıyor, aksi durumda şüphelenmeye devam ediyoruz. Hemen hepimiz her düşüncemizin doğru, davranışımızın haklı olduğuna bu işleyiş sayesinde kani oluyoruz. Hemen fark etmişsinizdir, burada sözünü ettiğim “inanç” alanının “dini inanç” ile bir ve aynı olmadığını.
Geleneksel dünyada insanlar dini inançların içine doğarlardı, zihinlerin dalgalanma hattının koreografisi belliydi ama yaşadığımız teknomedyatik dünyada güya sorgulama esas, sürekli tedirginliğe ve şüphe içinde yaşamaya mahkûmuz. Sözüm ona bilime inanıyoruz ama bilimden değer türeyemeyeceği için bize bir rehberlik yapamıyor. Özellikle belirsizlik ve kaos dönemlerinde şüphe ve tedirginliğimiz artıyor. Şüphe, psikolojimizin ürettiği sağlıklı bir hissiyat; tehlikenin nereden geleceğine dikkat kesilip ona göre tedbir almamızı sağlayan bir mekanizma. Ama sürekli şüphe halinde kalmak yani şüpheci olmak veya kendimizi fanatizmin kollarına bırakmak sağlıklı değil. Kafamızdaki hayali bir senaryoya inanıp ona, asla başka alternatifleri değerlendirmeye almayacak biçimde yapışmamız, varımızı yoğumuzu bu iddiamızı kanıtlamak ve yaymak için harcamamız, hezeyana kapılmamız ise tedavi gerektiriyor.
Belirsizlik ve kaos arttıkça yaşadığımız karmaşık dünyayı açıklamak için harekete geçiyor zihnimiz, ya biz üretiyoruz ya da başkalarının ürettiği senaryoları benimsemeye teşne oluyoruz. Ortalığın komplo teorilerinden geçilmemesinin nedeni bu… Komplo teorileri, psikolojik ihtiyaçlarımızı karşılamak için oldukça doyurucu ve üstelik hazırlop bir menü sunuyorlar. Verinin, malumatın has bilgiye eş tutulduğu, arifliğin, bilgeliğin adının bile anılmadığı dünyada imdadımıza yetişiyorlar… Üstelik bizimle aynı düşünce yapısına sahip insanlarla duygudaş olmanın hazzını da yaşatıyorlar. Buraya kadar bir zararı yok. Canımızın istediği komplo teorisini istediğimiz gibi kullanır, gerçekliği açıklayamaması halinde çöpe atarız olur biter.
Ama bazılarımızın psikolojilerinde komplo teorileri böyle basit biçimde yer almıyor. İç dünyasının, gerçekliği, kendi arzuladığı gibi düzenlemeye öylesine çok ihtiyacı var ki, siz aksi olguları göstermek için ne yaparsanız yapın sabit fikrinden bir türlü vazgeçmiyor. Psikolojisi öyle zor ayakta duruyor ki, zihninin sağlıklı akışını durdurmaktan, gerçekliğe tamamen temellük etme iddiasından başka şansı kalmıyor. “Aha gerçek bu, hepsi bu kadar!” diyebilecek kadar ancak gücü, bir adım daha atacak mecali yok. Zihnin gerçekliğe ayak uydurmaya çalışan sağlıklı, dalgalı yapısı bozulunca, gerçekliğin kendi bilgisine uygun hareket etmesini beklemeye başlıyor.
Fanatikler ve hezeyana kapılmışlar için şifa dileyelim ama ne yapıp edip kendimizi de onlardan koruyalım.

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

Galeri

WhatsApp-Image-2020-04-24-at-09.59.43-1 EROLGOKA25-scaled EROLGOKA-1 IMG-20190810-WA0064 kitap ShowLetter1 01 09 15 13 17-1 IMG_0971-Özel