Toplumsal halimizi gösterse bir araştırma

Toplulukları incelerken benim dikkatim, daha ziyade en derine demirlemiş, değişmesi çok zor olan, dile kazınmış psikolojik yapıya yönelmiştir. Türklerin tarihsel psikolojisi üzerine olan çalışmalarım, bu bakışın sonucunda ortaya çıktı. Ama şüphesiz her toplumun zamanla mukayyet, şartlara bağlı olarak değişen davranış kalıpları da var. Ne yazık ki akademide bu tür çalışmalar, sadece Batı toplumuyla sınırlı.
Batı toplumunun tarihsel değişimle birlikte ortaya çıkan görünümlerini inceleyen çalışmalar içinde en dikkate değer olanlarından birisi, David Riesman’ın “Yalnız Kalabalık: Amerikan Toplumsal Karakterinin Değişimi Üzerine Bir inceleme” kitabı. Bu meşhur kitap, Yeşim Erdem tercümesiyle, Heretik Yayınları arasından geçenlerde yayınlandı.
David Riesman (1909-2002), Harvard’da hukuk öğrenimi gördükten ve bir süre hukuk alanında hocalık yaptıktan sonra sosyolojiye yönelen akademik devlerden birisi. Dev diyorum zira sosyolojideki birçok yaklaşımı kaynaştırarak, kitle iletişimi ve toplumsal değişim konusunda kendine özgü bakışını ortaya koyuyor.
Riesman’a göre, tıpkı insan teki gibi toplumların da bir karakterleri (kişilikleri) var. Hangi sosyal sınıftan, gruptan olursa olsun, belli bir dönemde yaşayan insanlar, o döneme özgü şartlar içinde bir arada yaşamanın getirdiği tecrübeye bağlı olarak benzer davranışlar, uyum kalıpları sergiliyorlar. Batılı insanın toplumsal karakteri ve uyum kalıpları, üç farklı tarihi aşamadan geçmiş görünüyor. Değişik toplumlar, aralarında farklar bulunmakla birlikte, kabaca bu üç tipin birisinin içinde yer alıyor. Riesman, Batılı insanın Rönesans’a kadar geleneklerle yönetildiği, Rönesans’tan 20. yüzyılın başlarına kadar olan dönemdeyse, aile çevresinin belirlediği ”içe-yönelimli biçim”in hâkim olduğu kanaatinde. Gelenekten kopuş, Rönesans, Reform, Karşı-Reform ve Sanayi Devrimi ile birlikte oldu ve hala bunun etkileri sürüyor diyor ama özellikle ABD’de bir başka devrimin daha gündeme geldiğini düşünüyor. Riesman, 1950’de yazdığı “Yalnız Kalabalık”ta Amerikan toplumunun üretim çağından tüketim çağına geçmeye başladığını artık moda, propaganda tarafından yönetilen “dışa-yönelimli” bir toplumsal karakter biçiminin baskın olmaya başladığını söylüyor.
Geleneksel yönelimli kişi, kültüründen ve bir miktar da çevresindeki az sayıda kişiden etkilenir. Davranışlarında ayıplanma korkusunun etkisi belirgindir. İçe-yönelimli kişide ise kültürden ziyade ailesinin yol göstericiliği barizdir. Nasıl pilot yolunu jiroskopa göre tayin ederse o da ebeveynin ve otorite kişilerin rehberliğinde ilerler. Dışa-yönelimli kişi ise, ebeveynin sinyallerinden daha çok dışarıdaki geniş çevrenin radarının etkisindedir. Aile, onun için sıkı sıkıya bağlı olduğu bir birim değil sadece geniş sosyal çevrenin bir parçasıdır. “İçe-yönelimli karakter, kendini ‘ahlakçı’ olarak, dışa-yönelimli ise ‘yorumcu’ olarak dışa vurur.”
Elbette bugün, 1950’lerde henüz psikolojik bilimler ile sosyoloji tam ayrışmadan ortaya çıkmış olan “toplumsal karakter”, “ulusal kişilik” gibi kavramları kullanmıyoruz. Onların yerine “toplumsal” veya “kolektif kimlik” gibi kavramları yeğliyoruz ama Riesman’ın araştırmasındaki gerek tasnifi gerek izlediği yöntem, hala büyük ölçüde geçerliliğini koruyor. Riesman, bu üç karakter tipinin oluşumunda nüfus eğrilerinin ve ekonomik yapıların rolünü kabul ediyor. Ama karakter inşasını esasen insani araçların başardığını, bunların da dörde ayrıldığını düşünüyor: Ebeveyn, öğretmenler, akran grupları ve son olarak masalcılar adını verdiği, içinde yaşanılan dünyayı resmedip çocuğun zihnine kazıyan anlatıcılar (sanatçılar, yazarlar, medya vs.)… Hiç üşenmeden her toplumsal karakterde bu dördünün etkilerinin nasıl işlediğini titizce inceliyor.
“Dışa-yönelimli toplumsal karakter” dediği tabloyu Riesman, 1950’lerde ilk olarak fark edip yazdığında müthiş ses getirdi. “Yalnız Kalabalık”ı, bireycilik başta olmak üzere yeni Amerikan toplumundaki değişimleri ele alan başka kitaplar izledi. “Yalnız Kalabalık”, sonradan “post-modern” denilecek olan çalışmaların habercisi olduğu için çok değerli ama bize göre yöntem açısından da fevkalade önem taşıyor. Keşke, Riesman’ın 1950’de izlediği yöntemle toplumumuzun manzarasını ortaya koyacak bir araştırmamız olsaydı… Dört karakter oluşturucu, yani ebeveyn, öğretmen, akranlar ve masalcılar açısından dün ve bugün ne durumda olduğumuzu, nasıl geçişler yapıldığını görebilsek az mı imkâna sahip olurduk?

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

Galeri

WhatsApp-Image-2020-04-24-at-09.59.43-1 EROLGOKA25-scaled EROLGOKA-1 IMG-20190810-WA0064 kitap ShowLetter1 01 09 15 13 17-1 IMG_0971-Özel