Türkiye’ye nereden saldırırlar?

İbrahim Karagül, “IŞİD Türkiye’yi vurabilir” başlıklı önemli bir yazı yazdı. Pilotunun öldürülmesi üzerine IŞİD’e savaş açan Ürdün’ün tuzağa düştüğünü, IŞİD’in Mısırlı Kıptileri öldürerek Sisi’nin Libya’ya saldırmasının önünü açtığını söylüyor. Bu gibi olgulardan yola çıkarak bölgede IŞİD üzerinden kurulan tuzağa dikkat çekiyor: “ABD ve Avrupa ne mi yapıyor? Hem IŞİD üzerinden Müslüman Kardeşler’in etkisini kırıyor, bu yönüyle bölgenin baskıcı rejimlerinin gözüne giriyor, bir yandan da aynı rejimleri IŞİD üzerinden çözmeye dönük bir program uyguluyor. Dikkat edin, Suriye’de etkin olan örgüt hemen sonra Irak’ta bir numaralı belirleyici güce ulaştırıldı. Ardından Ürdün’e ve Lübnan’a yöneldi. Şimdi Libya ve Mısır bölgesinde etkili oluyor. Çok yakın zamanda Yemen’de ve birkaç ülkede daha bunu görebiliriz. Finali ise S. Arabistan olacaktır. Riyad yönetimi, Müslüman Kardeşler düşmanlığı yüzünden hem IŞİD üzerinden hem de İran tarafından tuzağa düşürüldü bile” diyor. Karagül, Müslüman Kardeşler’in temsil ettiği özgürlükçü muhalefet yerine şiddet ve dehşeti öne alan bir örgüt veya anlayışın bütün bölgede kitleselleştirildiği, bu şekilde coğrafyanın uyanışının, kör bir karanlığa mahkûm edildiği kanaatinde. “IŞİD’in Kürtlere yöneltildiği gibi, Türkiye’ye de yöneltileceğini, Türkiye’yi de hedef alacağını düşünüyorum” diye endişeyle bitiriyor yazısını.

Karagül’ün endişesine aynen katılıyorum. Birilerinin IŞİD’i kullanarak bölgeye, Müslüman dünyaya ve düşünceye, bu arada İslam algısına yeni bir format atmaya çalıştığı çok açık. Daha önce yazdığımız “Kuantum dış politika ve zombiler” yazımızda, ABD’nin yeni dış politikasını ele almıştık. Ortadoğu’da artık eski emperyal güçlere gerek kalmadığını, Türkiye ve İran gibi bölgesel aktörlerin, bu coğrafyada, AB, Çin ve Rusya kadar hatta onlardan da güçlü bir biçimde faal olacaklarını düşündüğümüzü söylemiştik. Bölgedeki sınırların değişmesi ve kimliğe dayalı oluşumlar tarafından farklı siyasi coğrafyaların şekillenme ihtimali yüksekti. Bu durumda eski emperyal güçlerin tahakküm alanlarını boşaltmamak için ellerinden gelen her şeyi yapacaklarını öngörmek zor değildi. Bölgemizde bir anda türeyiveren zombi grupları, eski düzen sahiplerinin eseriydi. Yazımızı “Güç mücadelesinin eski kozlarıyla hareket edemeyenler, zombilerle var olduklarını gösterme kaygısında. Sağlam durmalı, sağlam basmalıyız” diye noktalamıştık. O günden beri bu analize ilave olacak tek gelişme, Obama’nın Kongre’den IŞİD ile mücadelenin uzun süreceği gerekçesiyle bölgede 3 yıl süreyle özel operasyon için yetki istemesi, yani ABD’nin, “iş”ini sağlama alması…

Karagül ile patronajı konusunda farklı düşünüyor olabiliriz ama IŞİD üzerinden Türkiye’ye bir saldırı olacağı endişemiz aynı. Peki, bu nasıl bir saldırı olabilir, toplumsal dokuda ne gibi bir tahribat yapmayı amaçlar? Karagül, keskin zekasıyla uluslararası güç mücadelesinden ve bölgemizdeki olgulardan yola çıkarak yapıyor analizlerini. Bizim ise baktığımız yer, toplumsal psikoloji. Toplumsal psikolojimizin nasıl bir hasat için ne tür bir tohumlamaya ve ekime uygun hale getirilmeye çalışıldığına odaklanmış durumdayız. Algı yönetimiyle olayları nasıl görmemizi istediklerine, dikkatlerimizi nereye çevirdiklerine bakıyoruz.

Uzunca bir zamandır, Türkiye ve IŞİD, Erdoğan ile (İslamcı temrinlere dayalı) otoriterlik imajları birbirlerine yapıştırılmaya, birlikte hatırlanmaları sağlanmaya gayret ediliyor. Bunun bir anlamı olsa gerek. Son dönemde zihnimizde oluşturulan imaj galerisine bakmak, belki ipuçları verebilir. Türkiye’nin IŞİD’e yardım ettiğiyle ilgili uzun zamandır, çok yönlü sürdürülen gri propaganda… Rojava bölgesinde, özellikle Kobane’de IŞİD ile yapılan çatışmalarda Kürt kadın savaşçılar ve onların seküler görünümlerinin mütemadiyen vurgulanması… 6-8 Ekim olaylarında sergilenen çılgın vahşetin bile IŞİD’e karşı mücadele, sekülerlik üzerinden meşrulaştırılmaya çalışılması… Önceleri bir araya getirilmesi imkânsızmış gibi görünen HDP’nin önce Sol sonra CHP’nin bir kısmı ile ittifakına zemin hazırlıkları… İç Güvenlik Paketi ile gerilimde bu ittifaka MHP’nin de zımnen destek vermesi…

Bir yandan Erdoğan’ın İslamcı bir diktatörlük kurmaya hazırlandığı propagandası yapılıyor diğer yandan ona karşı seküler cephe oluşturuluyor. Seküler yaşantılarını kaybedecekleri endişesi aşılanan kitleler giderek fanatikleştiriliyor. (Ki bu gayret, Türkiye’de “kutupsallaşma” diye adlandırılan durumun analizinde hep gözden kaçırılıyor.) Sekülerlik göstereni olarak, uzunca bir zamandır “laik-kadın” temasından yararlanılıyor ve maalesef bu konuda malzeme bulmakta da zorlanmıyorlar. Türkiye’de kadınların hür ve eşit yurttaşlar, demokrasimizin temel aktörleri oldukları tezinin yerine kullanılan ahlakçı dil, işlerini kolaylaştırıyor.

Türkiye’ye yapılması muhtemel IŞİD saldırısından bahsediyorduk. Saldırının gerçekleştirileceği toplumsal psikolojik zemin budur. Bu şartlar muvacehesinde saldırıların, Erdoğan karşıtı seküler cephe oluşumuna ve onu konsolide etmeye yarayacağını söylemek kehanet olmayacaktır.

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

no images were found