Umut, Türkler ve Kürtler

Bir yanda ‘süreç devam ediyor’ diyenler, diğer yanda ise yüksek sesle dillendirilmese bile ‘süreç aslında bitti’ diyenler var. Süreçle ilgili değerlendirmenizle başlayalım isterseniz…

Akil İnsanlar Heyeti çalışmaları sırasında çok sık karşılaştığımız bir durum vardı. Bazı odaklar, Çözüm Süreci’nin bir pazarlık neticesi olduğu havasını yaymaya çalıştı. Oysa olduğu ileri sürülen böyle bir ‘pazarlık’, Çözüm Süreci’nin ruhuna da, felsefesine de çok aykırı. Eğer bu ‘aykırı’lığı anlarsak, Çözüm Süreci hakkındaki bu tür tezviratların hem geçersizliğini hem de nedenlerini kavrayabiliriz. Devlet, 30 yıl boyunca örgüt ile mücadelede çeşitli yollar denedi. Ak Parti iktidarlarıyla birlikte önceki genellikle silaha ve yok etmeye dayalı yolların dışında, kalıcı barışı esas alan çareler aranmaya başlandı. Bunu temin edebilmenin konjonktürel fırsatı da, Ak Parti’nin üçüncü dönem iktidarında yakalandı.

HATALARA DÜŞÜLMEDİ

Birçok kışkırtma çabasına karşın süreç ilerliyor. Bugünkü süreçte farklı olan nedir?

Bu süreçte eskinin hatalarına düşülmedi. Hükûmet, süreci topluma mâl ederek ilerledi. Akil İnsanlar çalışması da, bu toplumsallaştırma çabasının bir parçasıydı. Kardeş kanının akmasına dur diyen insanımızın sayısı, barış ortamının hakim olduğu her geçen gün biraz daha arttı. Ak Parti iktidarları öncesinde, kapalı kapılar ardında devletle örgüt arasındaki ilişkilerle halledilmeye çalışılan mesele, Ak Parti iktidarlarıyla birlikte toplumumuzun bir meselesi haline dönüştü, çözümü de milletin kendi ellerine emanet eden bir yol izlendi.

SİLAHLA OLMAYACAĞI GÖRÜLDÜ

Taraflar diyalog ve çözüm noktasına nasıl geldi?

Örgüt, silahlı mücadele yoluyla başarılı olmasının imkânsız olduğunu gördü. Devlet ise, sorunun sadece terörle mücadele olmadığını anladı. ‘Sayı’ diye söyleyip geçiverdiğimiz binlerce vatan evladı ve ortada karşımızdakini öldürmekle, savaş-dışı bırakmakla asla çözülmeyecek bir kimlik problemi var…

Kandil’den ve kimi BDP’lilerden süreçle ilgili umut kırıcı açıklamalar geliyor. Siz sürecin başarısız olması gibi bir ihtimal görüyor musunuz?

Çok büyük uluslararası provokasyonlar olmazsa, Çözüm Süreci’nde bir kırılma beklemiyorum. Öcalan’ın son bayram mesajında Nevruz Bildirisi’nin öneminin yeniden vurgulanması, İslam ve demokrasi temalarının artık tartışmaya yer bırakmayacak ölçüde altının çizilmesi bu görüşlerimi doğruluyor. Halkın demokrasi mücadelesinin geldiği nokta, 12 Eylül 2010 referandumundan sonra post-Kemalist bir döneme girildiği gerçeği ve ‘Demokrasi Paketi’ ile birlikte 1 Ekim 2013’ten itibaren yeni Türkiye’nin yolunun ‘kesintisiz demokrasi’ olacağının belli olması bana bunları söyletiyor.

YARINI GÖREBİLİYORLAR

Çözüm Süreci Kürtler nezdinde nasıl bir etki yarattı?

Ak Parti iktidarının icraatlarının ardından Hükümet’e artan güven atmosferinde Çözüm Süreci’nin gündeme gelmesi ve Öcalan’ın Nevruz Bildirisi ile birlikte Kürtlerin bu konumlanışları tamamen değişti. Korkunun yerini umuda dayalı yeni bir varoluşsal konumlanış aldı. Artık Kürt vatandaşlarımızın bu coğrafyadaki durumunun 5 yıl sonra daha kötü olacağını söylemesine imkan kalmamıştır. Kürtler artık kesin bir biçimde yarınından umutludur. Nevruz Bildirisi’nden sonra bir televizyon muhabiri Diyarbakır’da bir Kürt’e duygularını sorduğunda söylediklerini unutamıyorum: ‘Artık yarınımızı görebileceğiz.’ İşin sırrı, sokaktaki o Kürt’ün bu sözünde gizlidir. Demek ki Kürtler, o güne kadar yarınlarını göremiyorlardı ve bu ne feci bir hissiyattır.

Malazgirt, tarihsel bir dönüm noktası. Türklere ve Kürtlere Malazgirt ile kıyaslanabilecek kadar önem taşıyan bu tarihsel yolu açan etkenler neler?

Despotizmden kurtulmak ve Müslüman coğrafyada demokrasiyi kalıcılaştırmak konusunda tarih, Türklere ve Kürtlere bir görev yüklemiş durumda. Türkler ve Kürtler, Müslüman dünyasının siyasi bilinç açısından en ileri toplumları. Modernlikle en yoğun biçimde karşılaşmış, kendi modernleşme yolunu sorgulayan, cumhuriyet ve demokrasi içinde bir arada yaşama tecrübesi olan iki halktan söz ediyorum. Bu nedenle Müslüman dünyanın umudu, Türkler ve Kürtlerde.

Hükümet demokrasi yolundan dönmemeli

Hükûmet bundan sonra nasıl davranmalı?

Hükûmet, girdiği bu demokrasi yolundan dönmemelidir. Demokrasinin toplumumuzun gelişip güçlenmesine neden olacağını bilenler, bu yüzden yolumuza mayınlar döşüyor, bizi hata yapmaya zorluyorlar.

Türkiye’deki muhalefetin öfkesini ve sebebini nasıl açıklarsınız?

Elbette birbirimize kızabilir, şiddete dönüştürmeden öfke gösterebiliriz. Usulü dairesinde siyasi ekipler arasındaki gerilime kimsenin bir diyeceği olamaz. Ama iktidar umudunuz yoksa, retoriğe başvurup dilinizi keskinleştirirsiniz. Muhalefetin durumunu böyle görüyorum ve güçlü bir muhalefet olmadan gerçekten sağlıklı bir toplum olmayacağına inandığım için buna çok üzülüyorum.

Cemevleri ibadethane olabilir

Alevi meselesinin çözümü için nasıl bir yol izlenmeli; söz gelimi temel bir talep olarak öne çıkan cemevlerine yasal statü tanınması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Siyasi çözümle teolojik tartışmaların karıştırılmaması gerektiğini düşünüyorum. Cemevlerinin ibadethane olup olmadığını ilahiyatçılar günlerce tartışabilirler. Ama ben, konunun daha ziyade pratik siyaset açısından ele alınması gerektiğine kaniiyim. İlahiyat zemininde bambaşka düşünmeme rağmen, cemevlerine ibadethane statüsü tanınmasından yanayım. Pratik siyasetçinin görevi, toplumsal talepleri can kulağıyla dinlemek ve gereğini yapmaktır. Sanıyorum Alevi meselesi konusundaki yeni paket, bir orta yol bulacak ve umutlanmamızın devam etmesini sağlayacak.

ANADİL İÇİN ANAYASA DEĞİŞMELİ

Demokratikleşme Paketi’ne ilişkin BDP çevrelerinden gelen en önemli eleştiri, anadilde eğitimin kamuda gerçekleştirilmemesi. Siz atılan adımı nasıl buldunuz?

Anayasa değişmeden, kamuda anadilde eğitimin gerçekleşmesi mümkün değil. BDP’liler, içinde kendilerinin de bulunduğu Anayasa Uzlaşma Komisyonu’ndan bu konuda uzlaşma sağlanamadığını söylemek yerine paketi eleştirmek için bunu vesile olarak kullandılar. Ben bir aydın olarak kamuda anadilde eğitimden yanayım, en azından anadilde eğitiminin asla paralı olamayacağını söylüyorum. Ama paketle birlikte atılan adımı da küçümsemiyorum. Anadilde eğitim konusunda hepimizin biraz durup düşünmeye, sonuçları tarafsız biçimde görebileceğimiz bir gözleme ihtiyacımız var. Anadilde eğitim gerçekleştiriyoruz derken Kürt çocuklarımızın rekabette eşitliklerinin zedelenmesine yol açmamalıyız. Bu konuda birçok pratik ve teknik sorunlardan bahsediliyor. O yüzden, yavaş ve temkinli gitmekte fayda var.

Paket sonrası konuşması ‘Balkon’dan da çarpıcıydı

Pakette en çok beğendiğiniz reformlar yahut maddeler hangileri oldu?

Paketteki maddelerin birini diğerinden ayırt etmek zor. Ama elbette benim de favori maddelerim var. Savcı Sayan, sosyal medyada, ‘Şapka Kanunu devrim sayılıyor da, başörtüsüne serbestlik tanınması neden küçümseniyor’ şeklinde bir açıklama yaptı. Bu serbestlik, paketin devrimciliğinin ispatı açısından benim de favori maddemdir. İkinci olarak da, paketteki birçok maddede ifadesini bulan siyasî yasakları ortadan kaldıran tavrı çok önemsiyorum. Tüm sorunların demokratik siyaset ve hukuk içinde çözüleceğinin beyanı da devrim niteliğindedir. Paketin yanı sıra Başbakan’ın paketi sunumu da dikkat çekiciydi. Paketin anlamını ortaya koyduğu bağlam, Balkon konuşmasından bile daha çarpıcıydı.

Demokratikleşme Paketi’nden Alevilere yönelik kapsamlı bir reform beklentisi vardı. Siz Alevi meselesine nasıl bakıyorsunuz?

Alevi meselesi çok önemli. Alevi meselesinde açılımı devam ettirmeyen bir zihniyet, bu paketi açıklasa bile, demokratikliği ‘Sünni’lik ile sınırlı bir zihniyettir. Bu benim onaylayabileceğim bir husus değil. Ben, önüne herhangi bir sıfat konulmadan bir demokratik zihniyetten yanayım. Çok şükür, hükûmetin bu hususta çalışma yürütüldüğünü belirtmesi, Bekir Bozdağ’ın hemen açıklama yapması endişelerimizi giderdi.

Başbakan Erdoğan tarafından açıklanan Demokratikleşme Paketi’ni bazıları ‘yetersiz’ bulurken, bir kesim de atılan adımları ihanetle eşdeğer görüyor. Sizin pakete ilişkin genel değerlendirmeniz nedir?

Aydınlar, idealler üzerinden düşünür ve ideal olanı talep ederler. Oysa sırtında yumurta küfesi olan pratik siyasetçi, neyi, ne zaman yapması üzerine kafa yorar. Dengeyi bozmadan ve fitneye sebep olmadan hareket etmek zorundadır. Demokratikleşme Paketi’nde de öyle oldu. 2010’da post-Kemalist sürece girildiğini belirttim. 2010 ilâ 2013 arası, yeni Türkiye’nin temellerinin atıldığı yıllardı. Bu dönemde görünür bir reform yapılamamasını, bazıları AK Parti’nin demokratikleşme konusunda eski ritminin gerisine düşmesine bağladı. Ama bu paketle birlikte AK Parti, bu tür iddia ve şayiaları boşa çıkardı; 2023 hedeflerinde samimi olduğunu, yeni Türkiye’nin gerçek bir demokrasi olacağını beyan etti.

Kandil Drogba gibi oynamıyor

PKK’nın geri çekilmeyi durdurma kararını ve bölgede baskıyı sürdürme politikalarını nasıl okumalıyız?

PKK, bir yandan ‘Tüm bu kazanımların benim sayemde’ diye vesayetçilerin pazarlıkçı zihniyetlerini sürdürürken bir yandan da halka ‘O kadar da umutlanmayın’ demeyi elden bırakmıyor. Çünkü örgüt, halktaki umudun artışının kendisi için pek de iyi sonuçlar vermeyebileceğini görüyor. O yüzden arada bir Çözüm Süreci’ne karşı sis yapıyorlar. Öcalan onlara, ‘Drogba gibi oynayın’ diyor. Barışçı siyaseti vurucu sözlerle yapmalarını, şiddetten uzak durmalarını istiyor. Drogba gibi oynamayınca, bildikleri usullerle seçimlere kadar zaman kazanmak istiyorlar. Düşünsenize, Diyarbakır’ı kaybetseler ne olur? Bu tür bir sonucu engellemek için eski havadaki unsurları canlı tutmaya çalışıyorlar.

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

no images were found