AK Parti ve Aleviler

Toplumumuz hakkında herkesin kimliklerine göre öbekleştiğine dair çok yaygın bir kanaat var. “Biz” duygusunun parçalandığından “biz” dediğimizde yalnızca kendi tarafımızı kast ettiğimizden bahsediliyor. Bazıları, iyice abartıp paramparça olduğumuza, kutuplara bölündüğümüze kadar vardırıyor işi.

Benim henüz böyle tespitlerim, böylesine kaygılı düşüncelerim yok. Vesayet sistemini kaldırmayı başardık, adeta sessiz bir devrim yaparak eskiden yeniye yöneldik. Bu süreçte ortaya çıkan kimi manzaraların büyük ölçüde yanlış yorumlandığını düşünüyorum. Toplumumuz, kendine özgü bir ritimle sorunların üstesinden gelmeye gayret ediyor, bunca değişimi sindirmeye çalışıyor. Basireti ve feraseti nedeniyle alkışlanacağı yerde, hiç hak etmediği değerlendirmelere maruz kalıyor. Çözüm süreci gibi muazzam bir meseleyi bile neredeyse halletmek üzere olduğumuz bir türlü fark edilmiyor.

Siyasi duruma ilişkin analizler de toplumsal analizlerden pek farklılık göstermiyor. Bekir Ağırdır bile, siyaset dünyamızın kimlikler tarafından belirlendiği kanaatinde: “Dindarların, Kürtlerin ve Alevilerin kendilerince haklı talepleri var. Bu talepler üzerine siyaset şekillenmeye başladı. Ancak partiler kendini temsil ettiği bir kimliğe kilitlemiş durumda” diyor. Sadece söylemlere ve pratik siyasetteki aktörlerin tavırlarına bakarsanız, partilerimizi “etnik ve dini kimliklere göre siyaset yapıyorlar” diye algılamak için epey delil bulabilirsiniz gerçekten. Ama ben toplumumuzdaki devasa bölünmüşlük endişelerine katılmadığım gibi siyasetimizle ilgili bu değerlendirmeye de katılmıyorum.

Yalnızca kimlik siyasetlerine, kimlikle ilgili söylemlere dalmak, ağaçlardan ormanı görememe riskini barındırıyor. Genel akışı görmek için Türkiye”de yıllardır neler olduğuna, değişimin hangi dinamiklerden kaynaklandığına odaklanmak gerekli. Siyasette kimlik temalarının eskisine göre daha yoğunluk kazanması bize özgü bir durum değil. 1980″lerden beri tüm dünyada sınıf ve eşitlik siyasetinden fark ve kimlik siyasetine doğru bir geçiş söz konusu. Bunun yanı sıra sadece ülkemize özgü durumlar da var. 2010″a kadar süren Kemalist sistem, ağır hayal kırıklığıyla neticelendi. Pandoranın kutusu açıldı, bastırılmış kimlikler kendilerini ifade şansı buldular. Susturulanların geçmişi çatlatmak istercesine konuşmaları, yoğun kimlik siyaseti algısına katkı yapıyor olabilir. Ama telaşa mahal yok.

Özal ANAP”ıyla Türkiye”nin yenilenerek dünyadaki değişime ayak uydurma çabasını, eski Türkiye yanlıları, koalisyonlar ve darbe girişimleriyle durdurdular. Ama en nihayetinde toplum, Ak Parti iktidarlarında karar kılarak aslında değişimden yana olduğunu, daha çok özgürlük ve demokrasi istediğini ilan etti. Özal ANAP”ında nispeten örtük olan bu ülkede değişimin ana taşıyıcısının mütedeyyinler olduğu gerçeği, Ak Parti iktidarlarında mütebariz hale geldi. Bu ülkede değişimin dinamosu, mütedeyyinlerdir. Orta sınıfı genellikle onlar oluşturur, kalıcı değerlerin yeniden üretimini onlar üstlenirler. Tarihi hafıza, özellikle Osmanlı mirasının izleri daha ziyade mütedeyyinlerin zihinlerinde kazılıdır. Ak Parti, siyasal sistemi esasen mütedeyyinlerin muharrik gücüne dayanarak değiştirmek istedi. 10 yılı aşkın bir süredir toplumu demokratikleştirmeye, daha önce kimsenin el atmadığı dev sorunları çözmeye çalışıyor. Hataları, eksiklikleri elbette var ama büyük ölçüde başarılı.

Ak Parti, devletin ve toplumun demokratik dönüşümüne önderlik ederken bu süreçte diğer partiler, toplumdaki farklı endişelere göre kendilerine bir hareket planı çizmek istiyorlar. Bu sürecin sonunda yaşama tarzlarının tehdit edileceğini, Türk kimliğinin ve devletin bekasının riskle karşılaşacağını düşünenlerin endişelerini CHP ve MHP dillendiriyor. CHP ve MHP, kimlik siyasetinden ziyade endişe siyaseti yapıyor, bu yüzden siyasi program üzerine yükselen bir muhalefet geliştiremiyorlar. Pür etnik kimlik siyaseti sürdüren, Kürtlerin kimlik talep ve endişelerinin siyasi temsilcisi olduğunu ileri süren BDP de bu yolun çıkmaz sokak olduğunu gördü, HDP uygulamasıyla Türkiye partisi olmaya, sol muhalefet ihtiyacını karşılamaya çalışıyor.

Ak Parti”yi söylemindeki dini tema yoğunluğuna rağmen yalnızca dini kimliğin seslendiricisi olarak görmek hem hata hem insafsızlık. Elbette mütedeyyinler bu partinin dinamosu ama gerek başta demokratikleşme paketleri, çözüm süreci olmak üzere icraatlarına gerek kendisini destekleyen kitlelerin profiline baktığımızda Ak Parti”nin toplumun her kesiminden destek alan bir merkez partisi gibi davrandığını görüyoruz. Bunun tek istisnası partinin Alevilerle bağlantısı. Yazımızın başlığını “Ak Parti ve Aleviler” diye koyduk çünkü bu istisnaya dikkat çekebilmek istiyoruz. Sırf “Ak Parti, örgütlenmesine Alevi vatandaşlarımızı, icraatlarına Alevi kimliğini özgürleştirmeyi daha güçlü biçimde katabilmiş olsaydı, muhtemelen CHP de kendisini buna göre yeniden konumlandırır ve bugün farklı dertler konuşuyor olurduk” diyebilmek için bu başlığı koyduk. Zararın neresinden dönülse kar ya da hiçbir şey için geç kalınmış değil…

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

Galeri

WhatsApp-Image-2020-04-24-at-09.59.43-1 EROLGOKA25-scaled EROLGOKA-1 IMG-20190810-WA0064 kitap ShowLetter1 01 09 15 13 17-1 IMG_0971-Özel