‘Anam bile bilmez/Kaç ışık söndü içimde’

‘Anam bile bilmez/Kaç ışık söndü içimde’

Sağlıklı bir kişiliği, bir bakıma “annemizle iç içe yapışık bir hayattan kendi başımıza var olmayı, hissedip düşünebilmeyi, karar verebilmeyi başarabilecek bir organizasyona ulaşma” diye de tarif edebiliriz. Durmadan ilerlemek, kendi ömür yürüyüşümüzü tamamlamak zorundayız. Hayat yürüyüşümüzü nasıl yapacağımız büyük ölçüde annemizin bizi yetiştirme biçimine bağlıdır. “Yeterince iyi anne”, evladının bağımsızlığını destekleyip onu kendisi olmadan yürümeye hazırlayan, hayatı öğreten annedir. O yüzden Türkçemizde hayrı şerden ayırt ettiren, hikmetle meşgul olan akıl olan “ög”, hem öğrenmeye kaynaklık eder hem “anne” manası taşır. O yüzden “annesiz” kalana, “ög-süz” deriz.

Attığımız her adımda senden biraz daha uzaklaşır, uzaklaştığımızı fark ettikçe seni daha çok özleriz anne. Hele ki biz erkek evlatlar…

Ne zaman erkek evladın annesine iç dünyasında ayırdığı müstesna yeri anlatmak istesem, gençlik yıllarımdan beri, hemen aklıma, Merhum Ahmet Erhan’ın şiiri gelir. “Bugün de ölmedim anne” şiiri, annemizle ilişkimizdeki sırrın derinliğini anlatmak için muhteşemdir. “…Üstüme bir silah doğruldu sandım/ Rüzgâr, beline dolandığında bir dalın/ Korktum, güldüm, kendime kızdım/ Bugün de ölmedim anne/… Bana böylesi garip duygular/ Bilmem niye gelir, nereye gider?/ Döndüm işte; acı, yüreğimden beynime sızar/ Bugün de ölmedim anne.”…

Annelik, buraların erkek evlatları için biricik ve en sahici dertlenme makamı. Acımıza, ıstırabımıza hakikaten sadece annemizin ağlayacağına inanır, kimseye diyemediğimiz sıkıntılarımızı, korkularımızı, onunla, onun hayaliyle paylaşırız. 12 Eylül öncesi, gençlik sokak savaşlarının yaşandığı zamanlarda, kimselere diyemediğimiz ölüm korkumuzu, her gün onlarca arkadaşımız başka gençler tarafından öldürülürken hayatta kalabilmenin tuhaflığını, acıyla karışık sevincini annemizden başka anlatacağımız kimimiz vardı? Böyle dediğime bakmayın, annemize de anlatamazdık tabii ki; üzülecek diye ödümüz kopardı. “Hayalimizdeki annemizden başka kimsemiz yoktu” demek daha doğru. Nedendir bilinmez, burada biz erkek evlatlar, yalnızlığın, korkunun alacakaranlığında kaçıp sığındığımız bir hayal, bir imge de inşa ediyoruz annemizin sevgisinden, kokusundan.

Dertleştiğimiz anne hayalimiz, öylesine umut bağladığımız bir makamdır ki, sözümüzü ona da diyemezsek, kahroluruz. Hele merhum şair Fikret Demirağ gibi “Anam bile bilmez kaç ışık söndü içimde” diyecek bir durumdaysak vay halimize. “Ötme keklik, ölürüm” çizgisinde, annemizin bile bizi duyamadığı uçurumun başında, düşmemek için çabalıyoruzdur. Bu yüzden bizim buralarda erkek evlat olmak, anandan emdiğin sütü helal ettirebilmek için çalışmaktır. Anamızı, vatanımızı, ana-vatanımızı korumak için gerekirse canını feda edebilmektir. “Asker ocağı” bile bize “ana kucağı”dır.

Çok uzattım. Bugüne Anneler Günü diyorlar. Kutlayayım ve onlara Ahmet Erhan’ın “Anne” şiirini hediye edeyim, en iyisi. “Bırak kalsın masada ekmek/ Testide su/ Ayna puslu, pencere camı kirli/ Bırak kalsın saçların dağınık,/ Gözlerin uykulu./ Saksıdaki çiçek susuz, kedi/ Yalını bekler bir köşede/ Bırak kalsın meyve ağaçta,/ Kırlangıç havada/ Dama düşen ince yaz yağmuru…/ Yoruldun artık, bütün gün/ Didinip durdun/ Toprak bile, gök bile, deniz bile/ Bir yerde yorulur/ Bırak kalsın süpürge duvarda,/ Sabun kovada/ Anne, gel yanıma otur.”

BU YAZI İÇİN ŞU KAYNAKLARDAN FAYDALANILMIŞTIR. DİLEYEN ONLARA DA BAKABİLİR

http://www.erolgoka.net/otme-keklik-olurum/

http://www.erolgoka.net/anne-ne-yaptin/

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

no images were found