Aydın aydınlatamazsa!

Bu ülkenin en mühim meselesi nedir?” sorusuna, epeyce bir zamandır tereddüt etmeden “aydınlarımızın hali” diye cevap veriyorum. Sürekli üzerinde konuşup durduğumuz problemler, aydın meselemizin yanında, öylesine küçücük kalıyorlar ki… Ne ahlaki meselelerde gösterdiğimiz zafiyetler, ne gösteriş ve şatafat merakımız, ne dört dörtlük şiddet kültürü özelikleri taşımamız ne de siyasetçimizin demokrasinin ihtiyaç duyduğu nitelikleri haiz olmayışı, cesamet ve önem açısından aydın meselemizin eline su dökebilir.

Hangi taşı kaldırsak karşımıza aydın problemi ortaya çıkar. Sorun yaşadığımız hangi konuyu ele alsak, görüşlerimizin sonuna “eğer aydınımız üzerine düşenleri layıkıyla yapmış olsaydı, bu durumda bulunmazdık” diye bir bitiriş cümlesi koyabiliriz. Mesela milletimizin demokrasi mücadelesinin ağır aksak ilerleyişinden, güçlü bir sivil topluma sahip olamayışımızdan, böylesine lider-merkezli halet-i ruhiyemizden yegâne değil ama asıl mesul, aydınımızdır. Ama onların bir kısmı, sorunlardaki kendi paylarını görmek yerine, halkı küçümseyen tavırlar takınmayı, toplumun dertlerini çözsün diye öne çıkarıp karizma yüklediği kişileri alaya almayı, “diktatör” vs. gibi kulplar takarak itibarını zedelemeyi tercih ederler. Bilginin iktidar demek olduğunu söyler dururlar ama gelgelelim vesayet sisteminin bizatihi kendilerinden kaynaklandığını anlamaz, anlamak istemezler. “Asker, sivil aydın zümre” üzerine çok konuşurlar ama her türlü oligarşik yapının meşrulaştırıcısının bu zümre (kendileri) olduğundan bahsetmezler.

Kimdir bu aydın, nedir onu bu kadar önemli, değerli, vazgeçilmez kılan? “Aydın”ı doğru tanımlayamazsak, sonraki değerlendirmelerimiz de hatalı olacaktır. Aydını en kısa biçimde “toplumun en yüksek kolektif zihinsel ürünü” diye tanımlayabiliriz. Hepimizin geçmişimize dair güçlü duygusal bağlarla belirlenen bir hafızamız, geçmişimizden ve şimdimizden yola çıkarak geleceğimize dair beklentilerimiz, ufukta gördüklerimiz var. Aramızda entelektüel olanlar, hatıralarını, umutlarını, bilgilerini dünyada olup bitenlerle bağlantılandırarak kavramlaştırmakta daha becerikli. Ama her entelektüel, aydın demek değil. Aydın, entelektüel kapasitesini kendisinden ziyade içinde yaşadığı, ait hissettiği toplum için, onun adına da harekete geçirebilen insandır.

Aydın, düşünme faaliyetini varlığı anlamak için sürdüren düşünürden de, maddi ilişkilerin belirlenimlerini keşfetmeye çalışan bilim insanından da farklı bir kimse. O, daha ziyade siyasetçiye yakın; siyasetçinin pratik akılla yaptığını teorik akılla yapan kişi. Aydın, biraz siyasi liderleri andırır; o hem kendisidir hem de toplum adına söz alması, zihinsel yeteneklerini, sezgilerini toplum için kullanmasıyla kendisinden daha fazlası olan bir kişiliktir.

Aydın, toplumun bir parça önünde olduğu, kısmen ondan ayrıştığı için toplumla bağı, bir yandan olmazsa olmaz nitelikteyken bir yandan da çok naziktir. Zor bir kimliktir aydının taşıdığı, çok ağır sorumluluklarla doludur; üstlendiği yükü taşıyamıyorsa vazgeçiverir; toplumla bağını koparıp atar.

Toplumla bağının kopuk olup olmamasına göre aydınları “organik” olanlar ve olmayanlar diye ikiye ayırabiliriz. Aydının yol gösterici niteliği, toplumla bağı koptuğunda yani organik vasfını yitirdiğinde o, kendisinden başkasıyla ilgilenmeyen, kendini beğenmiş bir sinik ya da topluma benim dediklerimi yapmıyor diye kızıp köpüren bir despot haline dönüşebilir.

Millette somutlaşan geleneğe karşılık gelen yanlar, aydınların organik yanını oluşturur ve kendilerini milletten üstün görerek despot kesilmelerinin önüne geçer. Milletle olan bağdan yola çıkarak, kendi dünya görüşünü entelektüel ve siyasi bakımdan üretenler ise “milletin organik aydını” denmeyi hak ederler. Milletin organik aydınları, kendilerini hep milletin bir parçası olarak hissetmelerinin yanı sıra milletle devlet arasındaki köprü işlevi de görür, devletin tabiatı icabı toplumdan yabancılaşmasını en aza indirirler. Milletle organik bağları olan aydınların düşünce dünyasında açtıkları ufukların siyasi programlara yansıması sayesinde, milletle devlet arasındaki suni duvarlar kalkar…

Aydın meselemiz, üniversitemiz üzerine daha söyleyeceklerimiz var. Bu arada savunmaya da söz vermeliyiz. Üniversitenin suskunluğu üzerine tespitlerimiz oldukça ses getirdi. Telefonla arama nezaketi gösteren rektörlerimiz, hocalarımız oldu. Üniversitenin son dönemde girdiği itibar kaybı girdabından, genç akademisyenlerin dertlerinden bahsettiler. Görüşlerimizi haklı bulan genç akademisyenler, “suskunuz ama mazeretimiz var” dediler, sosyal medyada hali pür melallerini anlattılar. Çok haklılar; özellikle genç akademisyenlerimizin yaşam koşulları gerçekten çok zor, aldıkları maaş adeta “hayat zorluklarından başka bir şey düşünmeniz yasak” demek ister gibi. Siyasetçilerimizi, ilgili bakanlıklarımızı, yöneticilerimizi, her anlamda geleceğimiz, özellikle demokrasimizin geleceği demek olan genç akademisyenlerimizin durumlarına el atmaya çağırıyorum.

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

Galeri

WhatsApp-Image-2020-04-24-at-09.59.43-1 EROLGOKA25-scaled EROLGOKA-1 IMG-20190810-WA0064 kitap ShowLetter1 01 09 15 13 17-1 IMG_0971-Özel