Modernlik ve Müslümanlar

Eğri oturup doğru konuşalım, aslında yaşadığımız dünyada tek bir uygarlık var: Modern Batı uygarlığı. (Modern Batı uygarlığını yekpare görmediğimizi, siyasi projelerdeki değişiklikleri hesaba kattığımızı, Museviliği, Ortodoks coğrafyaları ve Güney Amerika Katolisizmini nispeten ayrı tuttuğumuz belirtelim.) Batı-dışı modernlikler de var şüphesiz ama onlar da o kadar modernler ki, ancak Batı modernliğinin farklı bir versiyonu olarak ele alınabilecek durumdalar. Çin ve Hint, kısmen Japonya geçmiş uygarlıklarına ilişkin köklü bir mirasa sahipler ama modern Batı uygarlığı karşısında her geçen gün giderek sıradan bir kültür mesabesine doğru savruluyorlar. İtiraf etmeliyiz, İslam medeniyetimiz de bu bahiste ancak “köklü bir miras” düzeyinde bulunuyor ama diğer Batı-dışı modernlikler gibi savrulmuyor, apayrı bir incelemeyi hak ediyor.

Osmanlı”nın gerilemesinin hızlandığı, modern Batı uygarlığının meydan okumalarına cevap üretemez hale geldiğimizden beri, biz de artan bir ivmeyle modern Batı uygarlığının etki dairesi içinde yaşıyoruz. (İran”ın hikâyesi de bizden pek farklı değil.) Lakin Müslümanların olanca zayıflıklarına ve adeta sorunlara gark olmalarına rağmen, Batı karşısında silinmeye yüz tutuş Batı-dışı diğer modernliklerden bir farkları var, asla teslim olmuyor, sürekli yeni direniş hatları oluşturuyorlar. Modern Batı, her yere yayılıyor, katı olan her şeyi buharlaştırarak, kendi rengine boyuyor ama Müslümanlar bir yandan modernlikten paylarını alırlarken bir yandan da inançlarına, medeniyet iddialarına sarılıyorlar. Modern makinenin her şeyi ezip geçen dişlileri arasına bir elmas gibi takılıyor, bir türlü tamamen sindirilecek hale getirilemiyorlar.

Bugün daha iyi anlıyoruz ki, gerek Nazizm gerek Komünizm modern makinenin ilerleyişine mani olmak bir yana onun ideallerine tamamen sadık ve onları mükemmel hale getirmenin arayışlarından ibarettiler. Modern Batı ideallerinin, düşünme ve hayat tarzının tamamen işgal edemediği tek yer olarak Müslüman inanç dünyası kaldı. Bu yüzden Batılı hegemonlar ne yapıp edip Müslüman zihne sızmanın, haydi işgal demeyelim ama onu da kendisine benzetmenin hesaplarını yapıyorlar. Ama bu hesapları, Müslümanların direnci karşısında hala çok zayıf ve çocuksu kalıyor. Sanıyorlar ki Hıristiyan dünya modernleşirken neler yaşadıysa bunun bir simülasyonunu Müslüman dünyada da yapabilirlerse, mesela kapitalizmi, Protestanlığa benzer bir dini düşünme tarzını burada yaygınlaştırabilirlerse işler hallolacak.

Kapitalizm üretim ilişkilerine dair bir süreç; üretici güçlerle birlikte dünya kapitalist ağına bir biçimde dâhil oluyor, nefes alış verişlerinizi piyasaya, finans merkezlerine göre ayarlamak zorunda kalıyorsunuz. Modern proje bu konuda çok başarılı, dolayısıyla düşünme ve hayat tarzlarımıza etki etme konusunda da epeyce mahir. Fakat ne kapitalist ağa yerleşen Müslüman birey ne de sadece sosyal sermaye olarak tasarlanmaya çalışılan yeni dini telakkiler, bir türlü özledikleri Protestanlaşmayı sağlayamıyor. Ne yaparlarsa yapsınlar Müslümanlar, modern dünyada müthiş bir bambaşkalık olarak kalıyor. Modern mükemmellik ideali, her bir Müslüman zihinde deliniyor, yırtılıyor.

Tamam direniyoruz ama direnişimiz esasen inançlarımızın direncinden kaynaklanıyor, modern Batı uygarlığına karşı bir alternatif ortaya koyamadığımız gibi bu hedeften şimdilik çok uzaktayız. Başta bilim ve teknoloji, bireyleşme ve rasyonalizasyon olmak üzere modern yaşama ve düşünme tarzının birçok şartını karşılıyoruz adeta modernliğin Müslüman bir versiyonunu oluşturuyoruz. Sergilediğimiz manzara, modernliğin insanın hallerinden bir hal olduğu, her yerde kendisini gösterebileceği tezini doğrular nitelikte.

Mademki bir biçimde modernlik denizinde yaşıyoruz, mücadele tarzımızı da bu tespitten yola çıkarak yapmalıyız. Fanatik bir modernlik karşıtı tavır yerine inancımızdan köken alan direncimizi modernliği dönüştürmenin hizmetine vermeliyiz. Modernlik, tüm insanlığı homojenleştiriyor; o halde biz de inançlarımızı ve dünya görüşümüzü herkesin anlayabileceği bir dille ifade etmeliyiz. Modern yönetim, hukuk ve insan-insan ve insan-tabiat ilişkilerinin ana damarları olan demokrasi, özgürlükler ve insan hakları fikriyatını Müslümanca dillendirmeye çalışmalıyız.

Modern dünyada Müslümanca bir rota belirlemeye çalışırken, siyasetçiye, din büyüklerine, hepimize bir görev düşüyor. Modern dünyada yaralı bir bilinçle yaşamak zorunda kalan Müslümanları bu girdaptan, insanlığı modernliğin açmazlarından çıkarma konusunda en büyük sorumluluk da milletin organik aydınının sırtında. Modern bilginin müthiş karmaşık yapısı nedeniyle bilerek din âlimleri demiyor, milletin organik aydınlarından bahsediyorum.

“Milletin organik aydını, kendi düşünce ufkunu besleyen kültürel-tarihsel bağlamın ürünü olduğunun farkındadır ve bu yüzden kendisini onun bir parçası olarak algılamaktadır. Bilginin iktidar için bir araç değil, varlığı aydınlatan bir ışık olduğunun, içinde yaşadığı geleneği anlamadan kendisini anlamanın imkânsızlığının bilinci içerisinde, geleneğin ihyasına yönelik çabalarını, varoluşsal bir kaygıyla sürdürmektedir.”

Dini geleneğimiz yalnızca modernliğe direnmiyor, modernliği dönüştürecek organik aydınları da üretiyor.

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

no images were found