‘Bana baba demeyin!’

Vesayet sistemini alt etmeyi başarmış, demokratik bir sistemin inşasına çabalayan yeni Türkiye, hak etmediği bir otoriterlik-diktatörlük suçlaması girdabına sokulmaya çalışılıyor. Madem öyle sakince konuşalım, meseleleri aydınlığa kavuşturmaya gayret edelim. Geçen yazıda “otoriter kişilik” diye bir kişilik tipinin olmadığını, otoriterlik-diktatörlük konusunu siyasi bir görüşe ve bireysel psikolojiye indirgememek gerektiğini anlatmaya çalıştık. “…Pek çok çalışmada, önyargı ve ayrımcılığa eşlik eden normatif, tek biçimli zihniyet yapısının ideolojilerin sözüyle değil, dünyayı kavrayış biçimiyle ve hayata geçiriliş pratikleriyle oluştuğu, solcuların da en az sağcılar kadar önyargılı ve ayrımcı olabilecekleri”nin gösterildiğinden bahsettik. (Bkz: Göregenli M. “Temel kavramlar: Önyargı, kalıpyargı, ayrımcılık” http://www.aciktoplumvakfi.org.tr/pdf/ayrimcilikanakitap.pdf -s.27)

Gazetemiz yazarları, değerli dostlarım Bayramoğlu ve Esayan otoriterlik-diktatörlük iddialarına karşı bir tez olarak siyasetimizdeki ataerkil yapıyı gündeme getirdiler. Bizce de “otoriterlik-diktatörlük” gibi gerçekle uyuşmayan, bazı söylemler ve üsluplar dışında hukuki kanıtları gösterilemeyen bir tevatürdense “siyasetteki ataerkillik” başlığı çok daha ilerletici. En azından bir kültür eleştirisi imkânı ve demokrasi bilincimizi yükseltici bir ufuk taşıyor.

Ama öyle anlaşılıyor ki, Başbakan kendisi için ataerkil (pederşahi) nitelemesini de kabullenmeyecek. Meydanlarda kendisine “Tayyip Baba” diye bağırılmasına “Bana baba demeyin. O babalar geçti. Biz size baba olmaya değil hizmetkâr olmaya geldik. Bizim farkımız bu” ifadeleriyle karşılık veriyor. Parti ve devlet kademelerinde, kadınlara sorumluluk verilmesi için canhıraş biçimde çabalıyor. Ataerkil bir tutumla asla açıklanamayacak biçimde gençlerin seçme-seçilme hakkı için uğraşıyor.

Weber”e göre her toplumda otorite, kendisini meşrulaştırmak için başvurduğu kaynaklara göre geleneksel, yasal-akılcı ve karizmatik diye üçe ayrılıyor. Geleneksel otorite, meşrulaştırma gücünü geleneklerden alıyor. Ataerkillik (patriyarki) bu otoritenin aile içindeki biçimi. Hane içinde aile reisi babanın karısı, çocukları, hizmetçileri üzerindeki şahsi iktidarını ifade ediyor. Ataerkil kültür hiyerarşik, kimin kime itaat edeceği önceden belli. Babanın hane halkının ihtiyaçlarını karşıladığı ve onları tehditlere karşı koruduğu fikri, ataerkil otoriteyi meşrulaştırıyor. Geleneksel otorite anlayışı aileden daha geniş topluluklara doğru yayıldıkça, babanın gücünü, aşiretin, devletin reisi temsil etmeye başlıyor. Ataerkil anlayışın bu devlet yönetimine yaygınlaşmış haline “patrimonyal otorite” deniyor.

Karizmatik otorite de geleneksel otorite gibi kişisel ama elde ediliş biçimi açısından ondan çok farklı. Karizma, lidere yönelik toplumdan gelen atıflardan oluşuyor. Toplum tüm ihtiyaçlarının karizmatik lider tarafından karşılanacağına inanıyor ve ona insanüstü bir güç atfediyor. Lider de sergilediği tutumlarla, bu atıfları hak ettiğini her seferinde gösterip otoritesini meşrulaştırıyor. Karizmatik liderle toplum arasındaki bağlar akılcı olmaktan ziyade duygusal.

Yasal-akılcı otorite ise diğerleri gibi kişisel değil, akli esaslara, hukuki bir zemine dayanıyor. Yetkiyi elinde bulunduranlar da kurallara uymak zorunda. Kurallara, geleneklere uyduğu ya da liderin arzusu olduğu için değil, akla ve hukuka dayandıkları için riayet ediliyor.

Weber”in bu üçlü otorite analizi, ülkemizdeki durumu açıklamak ve siyasette ataerkillik tartışmaları için çok elverişli. Evet, bizim kültürümüzde, çok kendine özgü olmakla birlikte ataerkil özellik var ve bu özellik iktidarlara ister istemez patrimonyal bir nitelik veriyor. Lütfen buradaki “kendine özgü” ifadesini es geçmeyelim. Bizde gerek İslam öncesinde, gerek İslam dairesine girildikten sonra hiçbir zaman Batılı tarzda bir katı ataerkillik, “baba hukuku” olmamış, anacıl-kadınsı özellikler de otorite içinde hep yer almış. Neyse, bunlar ayrı tartışma konuları. Devam edelim. Doğru; geç modernleşme nedeniyle burada otoritenin patrimonyal bir yanı var. Bu yüzden lidere hep babalık, atalık atfediyor, onlardan babalık tutumları bekliyoruz.

Ama tablo bundan ibaret değil. Bu toplum aynı zamanda modernleşiyor, iktidarın meşruiyetinin yalnızca yasal ve akılcı yollardan sağlandığı demokrasi için çabalıyor. Hem devletin patrimonyal nitelikler göstermesini talep ediyor hem de vesayetçilerin “Ben sizin babanızım!” diye sonsuza kadar ensesinde boza pişirmesine karşı çıkıyor. Bunun için arasından karizmatik liderler çıkarıyor ya da liderine bu açmazı halletmesi için karizma atfediyor. Vesayetçilerle mücadeleyi esasen onlar aracılığıyla yürütmek istiyor. Menderes ve Özal”dan sonra karizmatik misyon bayrağını Erdoğan devraldı. Üstelik Erdoğan, diğerlerinden daha güçlü ve bayrağı akla ve hukuka dayalı demokratik düzene devretme misyonunun tamamen farkında. Bu yüzden vesayetçilere, eski düzen savunucularına karşı gözü çok daha kara.

Erdoğan, ne toplumun babası, ne de böyle olmak istiyor. O, bir misyonu yerine getirmeye, gerçek demokrasiyi inşa etmeye çalışan karizmatik bir lider!

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

Galeri

WhatsApp-Image-2020-04-24-at-09.59.43-1 EROLGOKA25-scaled EROLGOKA-1 IMG-20190810-WA0064 kitap ShowLetter1 01 09 15 13 17-1 IMG_0971-Özel