Mehdilik iddiası ve psikolojik sağlık (II)

“Kandesin sen kande, çık ey mehdi-i sahip zuhur!

Millet-i İslamı pamal eyledi ceyş-i fütur” diye haykıran Ziya Paşa, rahatın, huzurun kalmadığı, zulüm ve matemin kol gezdiği zamanda bütün ümidini Mehdi”ye bağlıyor. İslam coğrafyasında, özellikle çok zor zamanlarda halaskar beklentisinin ve onunla birlikte mehdilik iddialarının arttığını görüyoruz. Ama bu demek değil ki, Mehdilik iddiaları sadece bu zamanlarla sınırlı. İslam diyarlarında her tarihsel dönemde Mehdilik iddiasında bulunan kimseler ortaya çıkmış, kimileri de halk üzerinde oldukça etkili olmuş. Osmanlı”nın en şaşaalı devrinde bile bu tür vakalar var. Oruç Bey Tarihi”ndeki şu ifadeleri dikkatlerinize sunarım:

“1494 yılı içinde İstanbul”da bir olay meydana geldi: Şehre Acem ülkesinden bir kişi geldi. Bu kişi Mehdi”nin çavuşlarından olduğunu iddia etti. Hayli maceralar oldu. Bu konu âlimler arasında tartışıldı. Âlimler paşalara türlü türlü cevaplar verdiler ve aralarında anlaşıp dediler ki: Her devirde bunun gibi maceralar olur. Halifeler zamanında da olurdu. Arap”ta, Acem”de halifeler bunun gibileri katlederlerdi, âlem halkı fesada varmasın diye. Hem de delile gerek duymadan. Şimdi bunun gibileri ortadan kaldırmak yeğdir dediler. Sonunda âlimlerin ittifakıyla fetva verip katlettiler.” (İşin ilginç yanı, katli gerçekleştiren makam, vatandaşların talepleri üzerine bu kişi için ileride bir türbe yaptırmak zorunda kalır.)

Bir kez daha söyleyelim, Mesihlik/Mehdilik mevzuunun ilahiyat boyutu konusunda konuşmaktan teeddüp ederiz. Özellikle tasavvuf erbabı içinde, mehdiyete çok mühim bir özellik atfeden Müslümanlar olduğunun farkındayız. Derdimiz, kardeşlerimizin ne mehdiyet inancı ne ümidi. Mehdi olduğu zannıyla hareket eden, toplumun kendisine bu şekilde inanması için envai çeşit atraksiyonlar yapan, zan”la hakikati karıştıran madrabazların ayıklanması, hepimizin vazifesi. 2 Şubat 2014 tarihli, “toplumdaki paranoid derebeyleri” başlıklı yazımızda anlatmaya çalıştığımız nedenlerle, günümüzde hem bu tür şahıslarla karşılaşma hem de insanların onları benimseme ihtimali çok daha güçlü üstelik. Bu yüzden usul ve edep dairesinde tehlikeye dikkat çekmek lazım geliyor.

Mehdilik iddiasında bulunan kimselerin önemli bir kısmı, psikolojik bakımdan rahatsızlar. Hatta çok nadir de olsa bazı nörolojik hastalıklarda da bu türden iddialar ortaya çıkabilir. Aşikâr psikiyatrik rahatsızlıkları tanımak, hepimiz için çok kolay. Bu durumdakiler ciddi bir toplumsal ve mesleki yeti yıkımı içindeler; ayrıca tedavisiz ve yardımsız gündelik hayatlarını sürdüremediklerinden ve en önemlisi sergiledikleri diğer rahatsızlık belirtileri gün gibi ortada olduğundan tuhaflıkları hemen anlaşılır. Bu rahatsızlıklara mani, şizofreni, şizoaffektif bozukluk, hezeyanlı bozukluk gibi örnekler verilebilir. Psikiyatrik rahatsızlığı olanlar, toplumun ve sağlık çalışanlarının bakımına ve tedavisine muhtaç, bize emanet edilmiş insanlardır ve haddi zatında eylemlerinden dolayı hukuki-cezai ve dini ehliyetleri yoktur.

Yine de psikiyatrik hastalık üstün bir zekâ ile birleştiğinde tıbbi otoritelerin bile teşhis etmekte zorlanabilecekleri vakalar olabilir. Bunlara bir misal yakın tarihimizdeki Mustafa Kamil Efendi”dir. Mustafa Kamil Efendi, benim de memleketim olan Denizli/Çal Kadılığı görevindeyken ikinci oğlunun Menderes ırmağında boğulması üzerine melankoliye tutulur. Görevine devam edemez ve memleketi Elbistan”a gelir. Bir süre sonra iyileşince 1906″da Haçin Kadılığı”na atanır. Ancak bu görevindeyken melankolisi nükseder ve Mehdiliğini ilan eder ve II.Abdülhamid”e de bir menşur gönderir, zaten karışık olan ortalığı bir de o karıştırır.

Topluma yönelik asıl tehlike, tanınmaları çok daha zor ama toplumu cerbezeli özellikleriyle etkilemeleri yüksek ihtimal olan, bariz bir psikiyatrik hastalığı bulunmayan kimselerin Mehdilik iddiaları. Bu kimselerde ilk bakışta kendisini ele veren bir psikiyatrik hastalık yok ama rahatsızlık onların kişilik yapılarında. Kişilikteki bozukluklar, şahsın çevresinde yaşayanları çok zor durumda bırakır lakin kendisi tarafından fark edilemez bile. Ona göre kendisi en sağlıklı, onun gibi düşünüp davranmayanlar hastalıklıdır. Böyle hastalıklı bakış açıları, her şeye kolayca inanma özelliğine sahip bazı insanlar tarafından benimsenip yayılarak toplumu da ifsat edebilir.

Mehdilik iddiasında olan kimseler, kişilik olgunlaşması açısından oldukça çocuksu, hayalle gerçeği, kendi arzularıyla dış dünyanın taleplerini ayıramayan, dürtülerini denetleyemeyen yapıdadırlar. Tasavvufa göre madde ve mana âlemleri arasında berzah vazifesi ifa eden insan-ı kamilden beklenen yüksek kişilik özellikleriyle zerre miskal alakaları yoktur. Bu şahısların kişilik yapılarındaki ortak özellik, kimi zaman sinsi biçimde seyreden “seçilmişlik duygusu”dur. Seçildiklerine inandıklarından, kendileriyle diğerleri arasında keskin ve çok adaletsiz bir ayrım yapar, ona göre davranırlar. Paranoid ve narsistik yapıda kimselerdir. Dünya onların üstün (!) maharetlerini sergiledikleri bir arena, diğer insanlar da onları hayranlıkla izleyen, alkışlayan zavallılardır. Çoğu zaman bu hasarlı kişilik yapısı, birçok başka karakter problemini örneğin psikopatlığı da barındırır. Böyle kişiler için başkalarının çekeceği acı, hiç önemli olmadığından, ahlaki değerler amaçları doğrultusunda kolayca ihlal edilebileceğinden topluma verecekleri zararlar da misliyle artar.

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

no images were found