Çözüm sürecinin şimdiki aşamasında…

Geçen hafta Başbakan Davutoğlu”nun Akil İnsanlar Heyeti”ni çağırdığı toplantının yankıları sürüyor. Heyette ve toplantıda yer alan arkadaşlar, sürekli medyaya davet ediliyor. Dilimizin döndüğünce ve kendi üslubumuzca konuştuklarımızı anlatmaya, Başbakan”ın bizden beklentilerini ifade etmeye çalışıyoruz.

Şu açıkça ortaya çıktı ki, Başbakan”ın bizi çağırma nedeni, tek başına meşum 6-8 Ekim olayları değil. Kendisi bizzat tecrübeli bir kriz yöneticisi ve çatışma çözümü uzmanı olan Davutoğlu, böyle süreçlerde sivil inisiyatife dayalı olarak ilerlenmeksizin yol alınamayacağı kanaatinde. O yüzden toplantıda uzun uzadıya, inceden sürmeye neler olup bittiğini kendisinin sürece nasıl baktığını anlattı. Güçlüklere rağmen yola devam etmedeki kararlılığını, samimiyetini gösterdi. Tarafsızlık adına objektifliğinizi yitirmeyin, hatalı olanlara karşı tavır sergilemekten çekinmeyin diye bizleri uyardı.

“Sizler, toplumsal barışın tesisinde önemli katkılarda bulunmuş insanlarsınız, lütfen bu işlevinizi eskisi gibi olmasa bile yeniden hayata geçirmenin yollarını düşünün ve yapın; bizim gönüllü danışmanlarımız olun, her fırsatta görüşlerinizi bize ulaştırın” mealinde konuştu. Yeni dönemde bizden açıkça görevler talep etmeyeceğini ama bizim düşünce ve faaliyetlerimize her zaman ihtiyaç bulunduğunu belirtti. Süreç, hakkında neler düşündüğümüzü ve özellikle 6-8 Ekim olaylarından sonra yoğunlaşan pusun dağıtılması için neler yapılması gerektiğiyle ilgili önerilerimizi duymak istedi.

Toplantı sırasında da hissetmiştim, daha sonra medyada Heyet”ten arkadaşlarımın değerlendirmelerini dinlerken bu hissiyatım pekişti: Davutoğlu, bu toplantıdan neyi murat etmişse gerçekleşti. Bizi çözüm sürecine kararlılıkla devam edeceğine inandırdı. 6-8 Ekim olaylarıyla ülkemizin üstüne düşen umutsuzluğun ve karamsarlığın gölgesi, gündemi bu toplantının doldurması ve yeniden sorunları konuşabilme yeteneğimizin harekete geçmesiyle yavaşça silinmeye başladı.

Toplantıda yaptığım konuşmada, 1,5 yıl önce Akil Heyet ilk toplandığındaki ortam ve beklentilerle şimdiki durumu karşılaştırmaya odaklandım.

1,5 yıl önce bir araya geldiğimiz ilk toplantıda çok daha endişeli bir hava vardı. Niye çağrıldığımızı ve ne yapacağımızı, nasıl çalışacağımızı hiç bilmiyorduk. Heyette yer alan üyeler konuştukça aramızdaki derin fikir ayrılıkları ortaya çıkıyor ve toplantı salonundaki endişe artıyordu. O zaman söz aldığımda, şiddetli sosyopsikolojik gerilimler yaşayan toplumumuzda demokrasinin işleyebilmesi için bir destek gücü olabileceğimizi belirttim. Toplumsal psikolojiyi altüst eden sorunlar yaşarken, siyaset dilinin gerilimi arttırıcı etkisine karşı, bir ara durakta aklın demlenmesine ihtiyaç bulunduğunu ifade ettim. Bizim heyetimiz, toplumumuzun ve demokrasimizin geçtiği bu zorlu sınavda aklın demlenmesine imkân sağlayacak, barışa zaman kazandıracak bir ara duraktı. Heyetteki siyasi görüş ve meşrep farklılıklarının ilk bakışta endişe verici görülmesine rağmen aslında öyle olmadığını tam tersine “farklılıklara rağmen şiddete başvurmadan bir arada yaşamanın ve ortak değerler uğruna çaba gösterebilme”nin toplumumuzun en temel ihtiyacı olduğunu belirttim. Biz ne kadar sulh-sükûn için şevkle, iştiyakla çalışabilirsek toplumun da Akil Heyet modelinden o kadar olumlu etkileneceğinin altını çizdim.

Bugün gelinen noktada, zorlu, yorucu çalışmalar sonucunda Akil Heyet”in sürece olumlu katkı yaptığı artık herkes tarafından kabul ediliyor. Ama görevimizin sona erdiği 15 aydan beri yaşananlar, eskisi gibi toplumun huzurunda sorunları tartışan eski yöntemimizin geçerliliğinin kalmadığını gösteriyor. Bizim aramızdaki farklılıklar, şimdi süreç aleyhtarları tarafından suiistimal edilmeye çok müsait. Geçen 15 ay boyunca Hükümet, her fırsatta süreç konusunda kararlılık sergiledi, neler yaptığını ve yapacağını dile getirdi. Bu yapılanları birçokları yeterli görmedi ve kıyasıya eleştirdi. Ama eğri oturup doğru konuşalım, Hükümet”in yaptıkları en azından ortadaydı ve eleştiriye açıktı. Oysa bir de değerlendirmemiz gereken örgüt var. Örgütün, sürecin ruhuna uygun davrandığını söyleyebilmemiz çok zor. Kandil”den sürekli tehditler geldi. Bölgede gençlik grupları her zaman şiddet soludular. Üstelik örgüt, her türlü eleştiriden münezzehti. Demokrasinin güçlenmesini ve yeni Türkiye”yi ağzına almıyor, silahsızlanmadan hiç bahsetmiyor, sempatizanlarını demokratik bir toplum için yapılması gerekenler konusunda eğitmiyordu. Bizim dışımızda gelişen Rojava ve Kobani”de olanlarla, bu sürece hep köstek olmaya çalışan tavır bir araya geldiğinde menfur 6-8 Ekim olayları ortaya çıktı.

Şimdi çözüm süreci adına uzlaşmamız gereken en birinci konu, demokrasi ve özgürlüklerden taviz vermeden, güvenlikçi politikaların şiddeti uyarıcı tuzağına düşmeden, kamu düzenini sağlamak ve şu Kandil-Öcalan farklılığı denen şeyi (neyse o?) ortadan kaldırmak…

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

Galeri

WhatsApp-Image-2020-04-24-at-09.59.43-1 EROLGOKA25-scaled EROLGOKA-1 IMG-20190810-WA0064 kitap ShowLetter1 01 09 15 13 17-1 IMG_0971-Özel