Gençler ve Depresyon

1) Depresyon, üzerine şarkılar yazılmış ve insanların diline pelesenk olmuş bir kelime. Fakat “hakkında çok konuşulan kavram, bilinmeyen kavramdır” şeklinde düşünmekteyim. Bu anlamda, hakikati sizin katkınızla bulmak maksadıyla soruyorum: Depresyon nedir ve depresyon ile genç olmak arasında bir orantı kurmak mümkün müdür/ilişki var mıdır?

Depresyon “ruhsal çökkünlük” ile seyreden bir ruhsal rahatsızlık. Her insan zaman zaman depresif olabilir ama depresyon hastalığından bahsedebilmemiz için uykusuzluk, iştahsızlık, keyifsizlik, mutsuzluk, kederlilik, suçlu hissetme, kolay ağlama gibi belirtilerin en az bir hafta sürmesi gerekiyor. Yoksa günlük hayatımız sırasındaki moral bozukluklarımız ya da canımızı sıkacak bir şey olduğunda ona verdiğimiz tepkiler hastalık demek değil. Gençler de depresyon hastalığına yakalanabilir. Gençlerin depresyonu genellikle çok tipik seyretmez, öfke patlamaları ve sinirlilik tabloya eşlik edebilir. Hastalık olarak depresyon ile genç olmak arasında hiçbir alaka yoktur ama gençlerin daha hüzünlü, sıkıntılı insanlar olmaları sanki böyle bir bağlantı varmış gibi bir görüntü ortaya çıkarır.

2) Depresif veya pesimist yaşamak/görünmek, gençler arasında favori olan iki tane hayat tarzı… Gençler böyle ‘takılarak’ neyi amaçlıyor, ne yapmaya çalışıyor?

Yok yahu böyle mi gerçekten? Gençlik dönemi çok zordur; insan bir yandan çocukluktan kurtulmaya, yetişkin olmaya çalışır bir yandan da yetişkinlerin baskılarını hisseder. Yapılacak birçok iş onu beklemektedir. Bir meslek sahibi olmak, cinsiyet kimliğini geliştirmek zorundadır. Sanıyorum hayatın zorlukları gençlerin belini büküyor, onları hüzünlü, sıkıntılı yapıyor. Yani onların “depresif”, pesimist takıldıklarını sanmıyorum, mutlu olmayı beceremedikleri için öyle olduklarını düşünüyorum.

3) En ufak bir acıya, sıkıntıya bile tahammül edemeyen; dünyayı adeta kusursuz cennet olarak vehmeden bir modern insan tipolojisi var. Oysa acı, bizim gerçeğimiz değil mi? Hayattaki acıları kabullenmek mi yoksa kabullenmemek mi bir hastalıktır?

Önce bir anlaşma yapalım. Beğenmediğimiz her tavra ruhsal rahatsızlık demeyelim. Depresyon hastalığını anlatırken söylediğim gibi ruhsal hastalık hekimin tanı koyabileceği bir durum. Sorunun cevabına gelince, hepimizin hayatın güçlüklerine karşı takındığımız bir tavır var. Ben sizin gibi düşünüp ona göre davranıyorum. Hayatı acılarıyla birlikte kabul etmeye çalışıyorum.

4) “Prozac Toplumu” denilen hiçbir ızdırabın, acının, sıkıntının olmayacağı, ütopik bir toplum tasarımı yapılıyor. Gerekirse sürekli olarak ilaç ve uyu(ş)tucu kullanmak da, acısız bir hayat için mazur görülüyor. Prozac Toplumu ile ilgili çeşitli makaleler var ve aynı adı taşıyan bir de film var. (Kemal Sayar da, “Ruhun Labirentleri” adlı kitabının kısa bir bölümünde bahsediyor-yanılmıyorsam-) Velhasıl bu mümkün müdür? Daha doğrusu böyle bir durum, biz insanların yüce hedeflerinden biri mi olmalıdır?

Maalesef modernler böyle bir yanılgı içinde. “Ağrısız acısız sünnet” gibi bir hayat tasavvur ediyorlar. Modernler, geleneksel toplumun hikmetinden mahrumlar, hayat bilgisinden sınıfta kalıyorlar. Kemal ve benim gibi insanlar, modern takıntıları olan meslektaşlarımıza varoluşun nasıl bir şey olduğunu, varoluşsal sorunların hastalık demek olmadığını anlatmaya çabalıyoruz.

5) Kader inancı ve kabullenme, başa gelene razı olma şeklindeki tutumların, psikolojik iyi olmaya nasıl bir tesiri var? Neden?

Kardeş, dini kavramsal çerçeveden biraz çıkmama izin ver lütfen. Sanki iki tür kadercilik var gibi görünüyor. Bir tanesi kendi tembelliğine, pasifizmine bir çare olarak üretilmiş, hayatı mücadele olarak göremeyenlerin kaderciliği; diğeri ise elinden geldiği, gücünün yettiği kadar mücadele ettiği halde başına gelenlere rıza gösterebilme hali. Bizi olgunlaştıran, nefsimizi hamlıktan kurtaran ikinci tip kadercilik. Olan her şey de bir hayr görebilme hali…  Hayatı olduğu gibi kabul edebilen nefisler psikolojik bakımdan oldukça dayanıklı ve sağlamdırlar…

6) Gençlerdeki kronik mutsuzluk halinin, ruhsal karmaşaların ve psikolojik sıkıntıların çoğalmasında; Freud’un vurgu yaptığı cinsellik dürtüsünün rolü büyük müdür? Bir modern zaman vakası olan, “ertelenmiş cinsellik” ne gibi problemler doğuruyor?

İnsan, içinden gelen dürtüleri, öfkeyi, cinsel arzuyu erteleyebildiği ölçüde insandır. Önemli olan ertelemek değil, ideallerin olmaması, içimizdeki yaşam enerjisinin bir hedefe yöneltilememesi…

7) Özellikle vahyi referans alan gençler âşık olma, sevme-sevilme ama flört etmeme arasında sıkışıp kalmış durumda… Gemsiz yaşayan bir kısım gençlik, özgür bir flört dönemi geçiriyor ve cinsel deneyim yaşıyorken, dindar gençler bunu yapmak istemiyor. Fakat sosyolojik çitler (diploma, ev, meslek gibi) nedeniyle meşru birliktelik yani evlenmek de pek mümkün olmuyor. Bu cenderede ne yapılabilir?

Bence dindar gençlerin en büyük problemi bu. Her fırsatta insanlara bunu anlatmaya çalışıyorum. İnsanlığın her döneminde gençler vardı ama “gençlik” tamamen modernliğe özgü. Geleneksel toplumlarda gençlik dönemi yoktu. İnsan akıl baliğ olduğunda toplumun bir üyesi de oluyor, evlenip bir iş kurabiliyordu. Şimdi akıl baliğ olduktan sonra yaşamının en az 10 yılı işsiz ve eşsiz, muhtemelen tahsil hayatını sürdürmek zorunda kalan bir zümre var. Bu genç insanlar için birçok  proje geliştirmek, hiçbir şey yapamıyorsak bu insanları anlamak zorundayız. Gençlere ise diyecek bir şeyim yok. Onlara yaşattığımız güçlükler nedeniyle özür diliyorum yetişkinler adına ve sabır diyorum biraz daha sabır…

8) Ülkemizde yıllardır “Gençlik manevi boşlukta…” şeklinde bir anonim önerme atılır ortaya. Teşhis yapılır ama tedavi sunulmaz. Peki efendim, sizden çözüm yolunda birkaç tüyo istesek? Yani gençler; hangi yöntem yardımıyla, nasıl bir yol-yordam izleyerek, tam anlamıyla hayata “ayak basabilirler”? Mevcut boşluğu doldurup, yaşama kuvvetle sarılabilirler?

Gençliğin insanlığın karşılaştığı yepyeni bir dönem olduğunu kavrayamazsak hiçbir soruna çözüm bulamayız bu bir. Bunu kavramışsak sıra gençleri anlamaya gelir. Onlara hem bir yetişkin gibi davranmayı, saygı göstermeyi, onlardan dinlemeyi öğrenmeliyiz hem de onları ne de olsa acemi ve sıkıntılı kimseler olduklarını bilip alabildiğine anlayışlı olmalıyız. Biz yetişkinler gençlere iyi davranıp sağlıklı örnekler olabilirsek, zaten mesele önemli ölçüde çözüme kavuşmuş demektir.

9) Gençler neden eğlence söz konusu olduğunda bir topluluk/cemaat haline gelebiliyor da ülke yararına, insanlık namına çalışmalar söz konusu olduğunda son derece bireysel davranıyor? (Bakınız; stadyumların, konserlerin tıklım tıklım olması fakat nerde faydalı bir iş yapılıyorsa orada bir elin parmakları sayısınca insan olması…)

Muhteşem bir gözlem ve saptama, kutluyorum. Gençlerin coşkuyla ve enerjiyle dolu olmaları eğlence zamanlarında bir araya gelmelerini kolayca açıklar ama asıl sorun söylediğiniz gibi toplumsal sorumluluk projelerinde gençlerin ortalıkta görünmemeleri… Liberal bireycilik ideolojisini ve yaşantısını gençlerimize “en iyisi bu’” diye boca edenler artık bayram edebilirler. Tam onların istediği gibi tüketen ve hep isteyen bir gençlik oluştu nihayet. Ben yine de gençlerimize kıyamam. Onların insaniyetin yetişkinlerden daha yüksek olduğunu düşünürüm, onlardan hep umutlanırım. Onların kabuk bağlamamış yüreklerine hep güvenirim.

10) Özellikle liseli/üniversiteli çağlarda görülen “takım tutma fetişizminin” veya fanatizanlığın psikodinamiği nedir?

Kardeş, bunun cevabı çok uzun. Meraklısına “Türklerde Liderlik ve Fanatizm” kitabımı öneririm. Bu konuda söyleyeceğim yegane şey, fanatiği olduğumuz her şeyin aslında bizi sorumluluktan kurtardığıdır.

11) At yarışının kumarcası olan “iddaa” gençler için neden zararlıdır? “İdda, basit bir kumar oyunudur” denilerek üstünden atılabilecek bir problem midir yoksa iddaa oynamadaki yüksek oranlar, gençlerin psikolojisi üzerine bize veriler sunabilir mi? Hangi verileri sunar?

Hani daha önce sorduğunuz yaşamın acılarıyla birlikte kabul edilmesi meselesi var ya, şans oyunlarının en büyük zararı, insanı yaşamın gerçekliğinden koparması… Bir toplumun gençleri şans oyunlarından medet ummaya başlamışsa, onlara sunulan hayat bilgisi tamamen yanlıştır; o toplumun yetişkinleri iyi örnek olamamaktadır.

12) Uluslar arası ilişkilerin psikolojisini bilen bir yazar olarak size soruyorum, peki yürekler arası ilişkilerimiz nereye gidiyor?

Cebe gidiyor kardeş, nereye gidecek. Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki tüm yollar cebe çıkıyor. Çok utanç verici ama maalesef öyle…

13) Sosyolojik DNA’larımızın, toplumsal genom haritamızın çıkarıldığı bir eseriniz var: Türklerin Psikolojisi. Orada, Türk’ü Türk yapan şeyin İslâmiyet olduğu mealine ifadeleriniz var. Diğer yandan ülkemizde, dini yalnızca camide yaşanılan bir kavram olarak gören bir sekülerleşme algısı yayılıyor. Gençliğin dine bağlı olması, Allah’la irtibat kurması ile milletimizin bekâsı ne denli ilişkilidir?

Çok teşekkür ederim güzel sözleriniz için. Evet, Türk, İslam’la şereflenmesi sayesinde “Türk” kalabilmiştir, tarihimizden bu sonuç çıkıyor. Sorunuzun ikinci kısmı bununla çok bağlı değil ama çok zekice ve çok enteresan… Gençlerin sağlıklı bir din ve Allah algısı geliştirmesi, toplumun geleceğini gerçekten garanti altına alır. Türkiye’nin her şeye rağmen batı’dan bu bakımdan üstün olduğunu, dolayısıyla daha parlak bir gelecek imkanına sahip olduğunu Batılı düşünürler (örneğin Alain Touraine) yeni yeni anlıyor. Ama bir kez daha altını çizerek söylüyorum, sağlıklı bir din ve Allah algısı… Şimdi bana “sağlıklı”sı nasıl oluyor diye sorma, sayfalar yetmez anlatmaya…

14) Türk’ün çabuk efkarlandığı, çabuk sinirlendiği gibi karakteristik özellikleri olduğu söyleniyor halk arasında… Depresyona girmeye yatkın mıyız? Neden? Duygusal millet olmamız’ın buna ne gibi bir tesiri olabilir?

Evet böyle sözleri çok duyuyorum ama on yıldan fazladır Türklerin psikolojisini inceleyen birisi olarak benden böyle bir söz duyamazsın. Bizim duygusal repertuvarımızın diğer toplumlardan bir farkı yok, farklılık duygularını ortaya koyuş biçiminde. Biz, dürtülerimizi de duygularımızı da fazla denetime tabii tutmadan salıveriyoruz. Bu daha ziyade göçebelik mirasımızla ilgili… Bu durumun iyi yanları da var, kötü yanları da…

Genç Dergi, Erol Göka ile Söyleşi

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

Galeri

WhatsApp-Image-2020-04-24-at-09.59.43-1 EROLGOKA25-scaled EROLGOKA-1 IMG-20190810-WA0064 kitap ShowLetter1 01 09 15 13 17-1 IMG_0971-Özel