Gençlerimizin hali nicedir?

Türkiye, 2013 yılında 15-29 yaş arasındaki 18 milyon 862 bin 319 kişi ile Avrupa ülkeleri arasında en fazla genç nüfus barındıran ülke oldu. Bizi 14 milyondan fazla genç nüfus ile Almanya takip ediyor. Türkiye”nin genç nüfusu, 29 Avrupa ülkesinin her birinin 2013″teki toplam nüfuslarını da geride bıraktı. Genç bir nüfusa sahibiz ve yaşlı Avrupa ile aramızdaki bu bariz fark, her geçen gün daha da artıyor. Ülke olarak tüm gelecek tasarımlarımız buna göre yapmak, gençlik üzerine daha çok düşünmek zorundayız. Ama maalesef bu mecburiyetimizi anlayanlarımız çok az. Bu yüzden Memur-Sen”in “Türkiye gençlik Profili Araştırması” çok büyük bir önem taşıyor. Ülke çapında yaptıkları fevkalade titiz ve kapsamlı bir araştırmayla gençlerimizin hallerinin nice olduğunu önümüze seren Memur-Sen, kocaman bir teşekkürü hak ediyor.

Gençlerimizi ve gençlik dönemini biz de çok önemsiyor, elimizden geldiği kadar onlara sahip çıkmaya çalışıyoruz. Gençliğin dönem olarak ilk kez modern zamanlarda görüldüğünü her fırsatta vurguluyoruz. Geleneksel dünyada akıl baliğ olur olmaz çocukluktan çıkıldığını, başta dini olmak her alanda yetişkinlerle aynı hak ve sorumluluklara sahip olduğunuzu anlatmaya gayret ediyor, herkesi bu iki dünya arasındaki keskin farkı anlamaya çağırıyoruz.

Modernlikle birlikte ortalama yaşam ve eğitim süresi uzamaya başladı, toplumdaki işbölümü inceldi. Gençler, giderek artan bir biçimde çalışma hayatından uzaklaştılar. Önce ekonomik sonra kişisel bakımdan ebeveynine bağımlı hale geldiler. Yetmezmiş gibi evlilik ve toplumsal sorumluluk alma yaşı da giderek uzadı. Evlenemeyen gençler, insanlık tarihinin en trajikomik görüntülerinden birisini oluşturdular. Modernler, gençler için çare diye flörtü keşfettiler. Çocuk da yetişkin de olmayan bu insanlar, kendilerini kimlik arayışı ve karmaşasının içinde buldular. Yaşadıkları yeni yaşam tarzı, beraberinde gençlik alt-kültürlerini getirdi; gençler, toplumun apayrı bir kesimine dönüştüler.

Biz yetişkinler, yaşlandıkça daha çok genç olmak istiyoruz, genç kalabilmek, görünebilmek için inanılmaz uğraşlar veriyoruz ama bu kadar özendiğimiz gençlere davranışımız pek olumlu değil. Gençlik dönemini insanın en hoş, en boş vermiş, gününü gün ettiği zamanlar, en vurdumduymaz devresi gibi göstermemiz gerçeklere uymuyor. Gençliği de gençleri de anlamaya çalışmıyoruz. Doğru, gençler, bizi imrendirecek kadar güçlü ve enerjikler ama dışı bizi içi onları yakıyor. Bu sıkıntılı, acemi insanlar, mutlu-mesut görünümlerine rağmen ne yapacağını bilemez halde kıvranıp duruyorlar çoğu zaman… Bir meslek mi edinecek, duygusal hayatını mı yoluna koyacak, kendisine bir dünya görüşü, hayat bakışı mı oluşturacak, kimlerle nasıl bir sosyal çevre teşkil edecek? Takat yetirmesi güç, tüm bu sorulara cevap vermek zorundalar. Yetişkin dünyadan üzerlerine gelen basınç da cabası. Büyüklerimiz biz gençken tüm suçları, belaları bizim getirdiğimizi, yoldan çıktığımızı söylüyorlardı. Biz de büyüyünce aynı şeyi gençlerimize yapıyoruz.

Memur-Sen”in “Türkiye Gençlik Profili Araştırması” ilk defa derli toplu biçimde gördüğümüz, tüm ilgililerin özenle incelemesi gereken verilere sahip. Bu verilerden bazıları yanlış yoruma müsait… Mesela gençlerin televizyonda en çok dizileri seyretmeleri, internete ve sosyal medyaya ilgilerinin ve akıllı telefon kullanma oranlarının sanılanın çok ama çok üzerinde olması, twitterdan 5 kat fazla facebook kullanmaları, kitap okuma oranları kimilerine göre apolitik olma işareti olarak yorumlanabilir. Biz ise asla böyle düşünmüyoruz. Gençlerimizin bizim hemen hiç bilmediğimiz teknomedyatik dünyanın içine doğduklarını ve bizden daha iyi uyum sağladıklarını görmek istemiyoruz. Onları incitici “apolitik”, “maddiyatçı” gibi sıfatlar kullanarak sorumluluğumuzu üzerimizden atmak istediğimizi sanıyoruz. Oysa suçlu aramayı, suçlamayı bırakıp bir an önce hem bu yenidünyayı hem gençlerimizi anlamanın yolunu yordamını keşfetmek zorundayız. Biraz devlet, biraz Ak Parti dışında kendileriyle pek ilgilenen kişi ve kurum olmadığını bizzat gençlerimiz söylüyor. Siyaset sınıfı, gençleri kazanmanın, onların nezdinde siyasete itibar kazandırmanın yollarını aramalı. Sivil toplum kuruluşları gençlere oltayla değil sevgi ve şefkatle, anlayıcı bir dikkatle yaklaşmalı. Ha bu arada, dünyada ve ülkemizdeki siyasi durumla ilgili sorulara verdikleri gençlerin verdikleri cevapların, yetişkinlerden farklı olmadığını belirtmeliyiz.

Gençler, her zaman maddiyatçı ve bencil olmakla suçlanıyor ama işin ilginci, gençlik döneminde insan, en yüksek adalet duygusuna sahip oluyor. Ahlakçılık ve kahramanca davranışlar gençlerde çok sık görülüyor. Onların bizim sunacağımız imkânlara bizim ise gençlerin tertemiz ideallerine ihtiyacımız var. Gençlerimizi eşit yurttaşlar olarak gördüğümüzde, başta siyasal sorumluluklar olmak üzere güvenle sorumluluk verdiğimizde, enerjilerini verimli ve yapıcı alanlara aktarılabilme konusunda rehberlik ettiğimizde, ülkemizin parlak geleceğinden daha samimi ve emin olarak bahsedebiliriz. O zaman, yaşlı Avrupa”ya karşı övüncümüz sahici bir anlam taşıyabilir.

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

no images were found