Kuşak tartışmaları gerçeklerden kopuk

Kuşak tartışmaları gerçeklerden kopuk

Psikiyatr yazar Prof. Dr. Erol Göka Hoca ile kuşak tartışmalarını, İ Nesli’ni, teknoloji kuşağını, bugünü ve geleceğimizi nasıl gördüğünü konuştuk.

Kuşaklar arası benzerlikler ve farklılıklar hayli tartışmalı bir konu biliyorsunuz hocam. 68, 80, 90 ve 2000 sonrası olarak adlandırılan ve dünyaya geldikleri tarihlerle ilişkilendirilen kuşak tanımları söz konusu. Ayrıca X, Y, Z kuşaklarından bahsediliyor. Burada genel geçer yakıştırmalar sizce ne kadar doğru? Yani 90 nesli dediğimizde hepsine uyacak tanımlamalar yapmaya çalışıyoruz ama bazen hiç oturmuyor o elbise.

Bazen mi, hemen hiç oturmuyor. Bu hatalardan gösteri toplumu ve onun medyası sorumlu büyük ölçüde. Medya, tabiatı icabı has bilime değil de “pop-bilim”e ilgi duyuyor, onun tarafından üretilen bilgileri kitleselleştiriyor, yaygınlaştırıyor. Son dönem medyada arzı endam eden, bilimselliği tartışmalı kavramlardan birisi de “kuşak kavramı”. Gerçeklerden kopuk, “kuşak falı” diyebileceğimiz şu tür bilgilere her medya vitrininde rastlanıyor: Sessiz Kuşak: 1927-1945 arası doğanlar. Özellikleri: Uyumlu. Kentlileşen kuşak: 1946-64 arası doğanlar. Özellikleri: Kuralcı. X Kuşağı: 1965-1979 arasında doğanlar. Özellikleri: Rekabetçi. Y Kuşağı: 1980-1999 arasında doğanlar. Özellikleri: Yaratıcı. Z Kuşağı: 2000’den sonra doğanlar. Kristal çocuklar. Özellikleri: Derin duygusallık… Elbette her insan zamanın çocuğu, yaşadığımız zamanlar psikolojimizi biçimlendiriyor ama böylesi genellemeler, bırakın bilimsel olmayı falcılıktan bile kötü.

Her insan yaşadığı zamanın çocuğu dediniz, peki “İ Nesli”, “teknoloji kuşağı” gibi bugünkü genç nesli tanımlayan ifadeler de gereksiz genellemeler mi?

Gençleri değerlendirirken en çok ciddiye aldığım araştırmacılar, “App Kuşağı” ve “İ Nesli” kitaplarının yazarları. Onların çıkış noktaları internet ve akıllı aygıtlardaki uygulamalar… Bu aygıtlar yüzünden hepimizin özellikle kimlik gelişimi sürecinde olan gençlerin psikolojileri allak bullak oldu. Hazırlopçu, empati bilmeyen, sosyal yönden beceriksiz, daha kolay endişe ve depresyon yaşayan, özellikle erkekleri ideallerini, çalışma şevkini yitirmiş bir gençlikle karşı karşıyayız ve üstelik de gelecek ümit verici değil. Gençlerimize söz söyletmem normalde ama bu tespitlerde haklılık payı çok.

Türkiye’de 30 yaş altı 20 milyona yakın genç olduğunu düşündüğümüzde bu olumsuz özellikleri de taşıyan ama diğer taraftan pek çok imkanla donanımlı kuşağın oluşturacağı gelecek konusunda umutlu musunuz?

Araştırmalar, daha çok gençlerdeki olumsuz gelişmelere dikkat çekiyorlar. Biz de haklı olarak oraya yöneliyoruz hem ebeveyn olarak hem de mesleki bakımdan. Ama tecrübemle söyleyebilirim ki, umutsuzluk ve kıyamet teorileri insanları çok yanıltır. Ben 12 Eylül öncesi yani 78 kuşağıyım. Bizim kuşağımız için denilenler hâlâ kulaklarımda. Ama 1955-1975 arası doğanlar şimdi ülkemizi sırtlayıp götürüyorlar. Endişe iyidir, üzerine düşünülür, önlemler alınmasına vesile olursa bizi dik tutar. Bu kadar olumsuz görünümler oluyorken eminim bu tabloyu baştan başa değiştirebilecek yetenekte birçok genç de arada görülmeden kaynayıp gidiyordur. Yarın onlar çıkar gelirler. Yani enseyi karartmayalım hemen…

Dindar çevrelerde din yorgunluğu olarak tanımlanan ve tartışılan bir olgu var, aileler çocuklarının üzerindeki etkilerini kaybediyorlar deniliyor, siz nasıl okuyorsunuz bu durumu?

Çok değil daha 10 yıl öncesine kadar dindar ailelerle, en çok gençlere baskı yapmamaları gerektiği, zira gençlik döneminin modernlikle birlikte ortaya çıkan yepyeni bir durum olduğunu, eski bilgilerimizle gençlerimizi anlayamayacağımızı konuşuyorduk. Onlar bize pek hak vermek istemiyorlardı. Şimdi hayat onları bizim çizgimize getirdi. Hem gençleri kırmak istemiyorlar hem de onlara ulaşamıyorlar.

Gençlerimiz cıva gibi elimizin altından kayıp gidiyorlar endişesi çok hakim dindar ailelerde. Bu kez onlara sakin olun diyorum, sakin olun, onlar bizim gençlerimiz, bir anda buharlaşıp uçuvermezler. Mümkün olduğu kadar onlara zaman ayırın, sohbet edin. İbadetlere zorlamayın ama öğretin de. İbadetleri yerine getirme, ahlaklı olma, sözünün eri olma konusunda örnek olun özellikle. Çünkü gençleri değişik yerlere sürüklüyormuş gibi görünen rüzgarlar geçici ama bizden görerek öğrendikleri kalıcıdır.

Kaynak: Genç Dergisi

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

no images were found