Manevi topluluk, gizli örgüt değildir!

Maneviyat topluluklarında psikolojik sağlık açısından tehlike sinyali olarak değerlendirilebilecek işaretlerden ikisini (fanatik ideoloji ve lidere tapınma) geçen yazımızda ele aldık. Werner Gross, bu ikisi haricinde, manevi topluluklarda bulunması halinde dikkatli olunmasını gerektiren dört madde daha sıralıyor. Dilimiz döndüğünce, köşemiz elverdiğince onlardan bahsedelim.

Manevi topluluğun grup yapısı, bir seçkinler, seçilmişler topluluğu olma özelliklerini taşıyorsa, grup üyeleri dışarıya karşı kendilerini kapatmış, yalnızca birbirlerine güvenen, dilleri bile özelleşmiş, sınırları kesin ve keskin bir sistemin içine batmışlarsa, bu açık bir tehlike sinyalidir. Grubun yapısının bir manevi toplulukta asla olmaması gereken bir örgüt yapısını andırması, bir hiyerarşinin, emir-komuta zincirinin, istihbarat sisteminin var olması tehlikeyi iyice arttırır. Artık manevi bir topluluktan ziyade illegal bir örgüt olan yapıda grup üyeleri, kendilerini, dünyayı ve insanlığı kurtaracak olan seçkin kişiler olarak görürler. Grup bilincini misyonerlik anlayışı ve/veya kahramanlık ideolojisi belirler. Böylesine bir adanmışlık psikolojisi içinde olan insanları sömürmek çok kolaydır. Grup üyeleri, maddi açıdan veya ucuz işgücü olarak kullanılmayı çoğunlukla gönüllü olarak kabul ederler. Grup, kendilerinin yasaların üstünde yer aldığı inancıyla üyelerini (açıktan veya gizlice, gerekirse tehditle) yasadışı işler yapmaya zorlayabilir.

Manevi topluluğun asıl amacından uzaklaştığını ima eden bir diğer tehlikeli husus, üyelerini etki altına almaya, bilinçlerini kontrol etmeye çalışmasıdır. Bunun için bireyin kendisini tamamen teslim etmesi istenir. Birey değil, grup ve ortak hedefler daha önemli hale getirilerek bireysellikten uzaklaştırılır. Beslenme, giyinme, temizlik, günlük işler konusunda bağlayıcı kesin kurallar konur. Topluluğa ait mekândan çıkışlar sınırlanır ve başkalarıyla ilişkiler kısıtlanır. Telefon ve mektuplar kontrol edilir. Karşı cinsiyetle ilişkiler ve cinsellik talimatlara bağlanır. Grup üyesinin kendine ait malı veya parası olmayacağı hissi yerleştirilir. Yaptığı işler için ücret almaz, herhangi bir sigortası yoktur. Pasaport ve ehliyet gibi kişisel kimlikler topluca saklanır. Bireyin kendi ailesi, eşleri ve arkadaşlarıyla ilişkilerini koparması; okul, eğitim, meslek bağlarından uzaklaşması istenerek kişisel geçmişinden koparılır. Grup üyesine yeni bir ad verilir. Tamamen grupla birlikte ve grup içinde hareket eder, sahip olduğu değerler tamamen değiştirilir. Bu şekilde gerçeklerle ilişkiler tamamen koparılır, grup dışındaki yaşam anlamsızlaştırılır. Bu yolla psişik bağımlılık yaratılır. Tüm bunların gerekçesi, kaderle ve ilahi iradeyle açıklanır.

“Dış dünyayla ilişkiler, eski üyeler ve eleştirenlere karşı tutum ve tavırlar” da manevi toplulukların amacından saptığına dair işaretler taşıyabilir. Böyle hallerde grup, üye kazanmak için manipüle edici yöntemler kullanır; gerçekçi olmayan sözler verilerek insan avlanır. Bağlılık yemini ettirilir. Grup içi yaşantısı cennet, dış dünya cehennem olarak yorumlanır. Grubu terk eden üyeler kişiliksiz olarak lanse edilirler ve rahat bırakılmazlar. Eleştiri yöneltenler korkutulur. Tehditle, telefonlarla rahatsız etmek yoluyla, mahkemeler ya da fiziki saldırılarla susturulmaya çalışılırlar. Üyelerde takip edilme korkusu hâkimdir.

Werner Gross’un tehlike işareti olarak yorumladığı bu üç husus hakkında sanıyorum bir şerhe ihtiyaç yok. Geleneksel tasavvufi yapılarda ve kişilik olgunlaşmasını amaçlayan sağlıklı manevi gruplarda, gönül bağı ve özgür irade esas olduğundan, daha çok fanatik gizli örgütlerde görülen bu tür özellikler müşahede edilmez. Ama unutmamak lazım gelir ki, sağlıklı manevi topluluklar da en nihayetinde bir grupturlar ve bir grubun işleyişindeki dinamikler orada da geçerlidir. Grup içi dayanışma, liderin ve üyelerin birbirlerini etkilemesi, kendi grubunu dış dünyaya yeğ tutma, makul sınırlarda özveri, her grupta olduğu gibi sağlıklı manevi topluluklarda da olabilir.

Gross’un tehlikeli olabilir diye belirttiği bir hususu ise oldukça tartışmalı olduğu için en sona aldım. Gross, “Kişilik değiştirmeye ilişkin teknikler” adı altında, sürekli tekrarlanan tekerleme veya söz dizileri, meditasyon, hızlı nefes alıp verme vs. gibi, duyguları harekete geçiren, kişiyi kendinden geçirici ve bilinci değiştirici tekniklerden bahsediyor. “Yinelenen dengesizleştirme uygulamaları” dediği teknikler arasında oruç tutma, uykusuz bırakma, bedensel ve ruhsal aşırı yükleme, duyusal yoksunluğa tabi tutmayı bir arada sayıyor. Gross, hala aynı fikirde mi bilmiyorum ama bu saydıkları arasında sapla saman birbirine karıştırılmış. Duyusal yoksunluk ve uykusuz bırakmanın psikolojik sağlığı olumsuz etkilediği ispatlandı tamam da onları oruç gibi geleneksel ibadetlerle aynı yerde sıralamak çok abes. Kaldı ki bugüne kadar kişiliği değiştirebilen bir teknik henüz keşfedilmiş değil…

Gross, manevi topluluklarda tehlike sinyali olarak yorumlanmaya müsait diye bu altı hususu sayıyor. Bir topluluğun bunlardan yalnızca bazılarını karşılıyor olması onun ille de tehlikeli olduğu anlamına gelmez, bu hususlar bir grupta ne kadar çoksa tehlikelilik ihtimali o kadar artar diye de ilave ediyor.

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

Galeri

WhatsApp-Image-2020-04-24-at-09.59.43-1 EROLGOKA25-scaled EROLGOKA-1 IMG-20190810-WA0064 kitap ShowLetter1 01 09 15 13 17-1 IMG_0971-Özel