Mısır”dan gelen âlim-siyasetçi

Ne çok derdimiz var ama bunları hak ettiği ölçüde ciddiye alıp çözmeye çalışan düşünce insanlarımızın gözle görülür bir gayretleri yok diye hayıflanırken, Tezkire Dergisi yeniden yayınlanmaya başladı. 2007 yılında yayın hayatından çekilmesi, bize o sıralarda, “İslamcı aydınlar, eleştirel aydınlatma görevlerinden firar ettiler” dedirten nedenlerden bir tanesiydi. Çok şükür, kimse bir yere firar etmemiş, eski muhalefet dilinin artık aynı biçimde sürdürülemeyeceğini görüp iktidar olma durumunda ne yapılacağını enine boyuna düşünebilmek için mola vermişler. (Yasin Aktay, son sayıda “İslamcılığın iktidar ve muhalefet halleri” başlıklı yazısında bu konuda ayrıntılı bir değerlendirme yapıyor.) Mart 2014″te Tezkire, kaldığı yerden 48. sayısıyla, hem de “İslamcılık-İmkân ve Muhasebe” başlığıyla düşünce hayatımızın çölünde, olanca tazyikiyle fışkırdı. Yeni sayıyı doğumunun 150. yılı anısına Said Halim Paşa”ya hasretti.

Said Halim Paşa… Şimdi “Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı” vazifesini deruhte eden kardeşimiz Kudret Bülbül, aynı zamanda bir Said Halim Paşa uzmanı. 2006 tarihli “Bir Devlet Adamı ve Siyasal Düşünür Olarak Said Halim Paşa” kitabının da yazarı. Tezkire Dergisi”nde Paşa hakkındaki düşüncelerini güzel bir yazıyla bir kez daha dile getirmiş. Paşa, Kavalalı Mehmed Ali Paşa”nın torunu, yani bir prens, 1864 Kahire doğumlu. Babası, Halim Paşa”nın Mısır Hidivi ile arasının açılması üzerine, ailesi ile birlikte 6 yaşındayken İstanbul”a gelmiş. Özel hocalardan Arapça, Farsça, Fransızca ve İngilizce eğitimi almış. İsviçre”de siyasal bilimler öğrenimi görmüş.

“Gerek eğitim döneminde ve gerekse daha sonra Jön Türkler ile ilişki kurduktan sonra Said Halim Paşa sürekli olarak Mısır, İstanbul ve Avrupa ülkeleri arasında mekik dokumuş, düşünce dünyası da doğal olarak içerisinde bulunduğu geniş coğrafyaya paralel olarak gelişmiş.” Eğitimini Batı”da almasına rağmen batıcılaşmayan, Jön Türkler ve İttihadçılarla yakın ilişkilerine rağmen, izanını yitirmeyen, milletine asla yabancılaşmayan, nasıl Batı”da kaybolmadıysa siyasetin içinde de kaybolmayan bir düşünür.

Kudret Bülbül, Osmanlı son dönem düşünürlerinin Batı”ya karşı üç tür tepki verdiklerini söylüyor. İlki yegâne medeniyet olarak Batı”yı gören Abdullah Cevdet ve benzerleri, ikincisi Batı emperyalizmiyle birlikte insan hakları ve demokrasiyi reddedenler ve son olarak sağduyu yaklaşımı. Sağduyu yaklaşımının simge temsilcisi Sadi Halim Paşa. Nostaljiye de ütopyaya da mesafelidir. Eskiden Doğu, Haç adına tecavüze uğrarken şimdilerde medeniyet ve beşeriyet uğrunda düçar-ı taciz oluyor der Paşa ama bir yandan da Doğu”nun ve Batı”nın birbirlerini tanımaları gerektiği fikrinden vazgeçmez.

Ona göre sorunlarımızın kökeninde, kendi toplumunu tanımayan aydın sınıfı vardır. Batı hayranı aydınlar, hastalıklardan korunmak için tıp kitapları okuyan kimselere benzerler. Kendilerini bütün hastalıklara tutulmuş olarak gören bu kimseler gibi aydınlar da vatanlarını bir elem ve ıstırap kaynağı, halkı hakir görür, geçmişimizin görkeminden şüphe ederler. Düştüğümüz yerden kalkmamız için erbab-ı faziletten mürekkeb bir sınıf-ı mümtaze teşkil etmesi lazım gelir.

Osmanlı toplumunda sınıflar yoktur dolayısıyla Batı”daki her türlü değişimin temsilcisi burjuva sınıfı da bulunmaz. Avrupa”da soylular ve burjuvazi bağımsız ve girişimci bir sınıf olmasına rağmen bizdeki memurlar, kayıtsız, sorumluluktan kaçınan, fedakârlık ve girişimcilikten yoksundurlar. Hürriyetçi görünümleri bencilcedir, sahtedir; devlete ve millete karşı kendilerini koruyabilmek içindir.

Maddi vatanımızdan ayrı olarak milletimizin sahip olduğu toplumsal, kültürel ve dini değerlerden oluşan manevi vatanımız vardır. Asıl sahip çıkılması gereken ve tehlike altında bulunan yer orasıdır. Osmanlı toplumu, din, dil, ırk, siyasi yapı ve anlayış bakımından Batı”dan çok farklıdır. Taklitçiliği bırakıp kendimize özgü çareler bulmamız, İslamlaşmamız, “İslamiyet”in inanç, ahlak, yaşayış ve siyasete ait esaslarının tam olarak tatbik edilmesi” icap eder.

Said Halim Paşa…1899″da II. Abdulhamid tarafından sivil paşalık verilerek Şurayı Devlet azalığına atanmasına rağmen Jön-Türklerle ilişkisi nedeniyle jurnallenerek Paris”e yerleşmek zorunda bırakıldı. İttihad ve Teraki”ye katıldı. II. Meşrutiyet”in ilanıyla yurda döndü. Mahmut Şevket Paşa Kabinesi”nde Hariciye Nazırlığı yaptı. 1913-1917 arasında sadrazamlık makamındaydı. Divanı Harp”te yargılanarak Malta”ya sürgüne gönderildi. İki yıl sürgünün ardından Roma”ya yerleşti. 5 Aralık 1921″de bir Ermeni komiteci tarafından şehit edildi. Tüm bunlar yaşanırken birçok kıymetli eser verdi. Hayatı ve siyaseti basit kalıplarla, önyargılarla anlamaya çalışanların asla anlayamayacağı kadar derinlikliydi. Mekânın cennet olsun, “Filozof Prens”.

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

Galeri

WhatsApp-Image-2020-04-24-at-09.59.43-1 EROLGOKA25-scaled EROLGOKA-1 IMG-20190810-WA0064 kitap ShowLetter1 01 09 15 13 17-1 IMG_0971-Özel