Mütref

Ekonomik adaletsizliklerin çözümünde toplumsal ve hukuki mücadelenin yanı sıra maneviyat temelli bir bakış şart. Hem haset, açgözlülük ve tamahkârlığa, israfa, istifçiliğe, faiz ve tefeciliğe karşı mücadelede ahlâkî erdemlere dayanmak hem kanaatkârlığa, infak ve dayanışmaya varoluşsal bir destek sağlamak için maneviyat gerekli.

Kur’ân-ı Kerim’deki “mütref” kavramı, sosyoekonomik bir hayat tercihiyle ilgili görünüyor. Tefsir kaynaklarında “mütref”, “bol nimet içerisinde yaşayan, bu nimetleri, Allah’ın rızasına muhâlif bir şekilde kullanmanın neticesinde O’nun gazabına çarptırılan, refah ve zevk peşinde koşan, Allah’ın verdiği çeşitli nimetler içerisinde yaşarken şımaran, iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma gibi dini görevleri terk ederek, cenneti unutup dünyayı tercih eden ve ahireti terk edip dünyanın zevk ve lezzetlerine dalan, hayatın tadını çıkarmaya çalışırken, hayatında ahlâkî endişelere pek yer vermeyen ve benzeri kişiler” olarak tanımlanıyor (aktaran Nurettin Turgay, Bilimname XII, 2007/1, 75-99). Bu tanımlardan yola çıkan kimi münevverler, İslamiyet’in zenginliğe ve zenginlere karşı tutumunun ne olduğunu ele alırken haklı olarak “mütref” kavramı çerçevesinde değerlendirmeler yapıyorlar. Bunlardan en sadre şifa olanlarından birisini geçen yıl Faruk Beşer Hocamız köşesinde yazdı. (https://www.yenisafak.com/yazarlar/farukbeser/kuranikerim-zenginlere-ve-zenginlige-karsi-midir-2044989)

Faruk Beşer Hoca, “sadece belli ayetleri bir ön yargı ile okursanız” Kuranıkerim’in zenginlere ve zenginliğe karşı olduğu sonucu çıkarabilirsiniz, diye söze başlıyor ve şunları söylüyor: “Gerçekten de Kuranıkerim’e göre yeryüzündeki fesadın çoğunun sebebi, sefahat içinde yaşayan zenginlerdir. Böyle olanlar için pek çok ayette ‘mütref’ kavramı kullanılır. Mütref, bolluk içinde sorumsuz ve şımarık bir hayat yaşayan, böylece Allah’ı ve O’na kulluğu unutan, sonuçta da insanları yoldan çıkaran varlıklı kimse demektir. Buna kapitalist de diyebilirsiniz. ‘Bizim bir ülkeyi helak etmeye karar vermemiz, oranın şımarık müreffehlerine emrimiz ulaştığı halde onların orada isyan yaşamaları sebebiyledir, böylece onlara sözümüz hak olmuş olur ve oranın altını üstüne getiririz’ (İsra/16). Bunun gibi ibadetten uzaklaşmanın, Allah’ı anmamanın/zikir, zayıfların ezilmesinin, servetin bir dûle, yani yoksulları ezen zorba bir güç haline gelmesinin baş sebebi ve aracı, hep hesabı verilmeyen, kullanılmasının bir ölçüsü ve sınırı olmayan zenginlik olarak gösterilir.

Ama Kuranıkerim’in hiçbir yerinde bizatihi servet ve zenginlik, ya da zenginler kötülenmez. Bütün kötülük servetin sağladığı imkânın zayıfları ezmede ve Allah’a isyanda kullanılmasıdır. Böyle olursa zenginlik insana fakirlikten daha çok günah işleme fırsatı vermiş, böylece de zengin fakirden daha kötü durumda olmuş olur. Oysa dünya bütünüyle insan için yaratılmıştır. Hedefini şaşırmadan kul onun hepsine de malik olabilir… Yani mal aslında Allah’ın bir lütfudur, fazlıdır. Belki en önemlisi de Kuranıkerim’in servet için ‘kıyam’ tabirini kullanmasıdır. ‘Allah’ın sizin için kıyam olarak yarattığı mallarınızı onu kötüye kullananlara bırakmayın (Nisa/5). Kıyam, hem ayağa kalkabilme, hem de ayakta durmayı sürdürebilme demektir. Yani düşmüşseniz dünyalığa sahip olmadan ayağa kalkamayacağınız gibi, ayakta iseniz, böyle kalmayı da ancak malla sürdürebilirsiniz. O halde bütün mesele serveti kazanmanın meşruiyeti, kazandıktan sonra da onun kontrolünü sağlayabilme meselesidir. Kısaca dünyayı mamur edenler de, berbat edenler de zenginlerdir.”

Bu değerlendirmelere kimsenin karşı çıkacağını sanmıyorum ama müsaade edilirse benim dünyayı berbat eden zenginlerin kimlerin olduğunun daha iyi anlaşılması için bazı söyleyeceklerim, daha doğrusu hocama sorularım olacak. Tıpatıp “mütref” tanımına uyan, çalışanlarına adil bir biçimde haklarını vermeyen ama aynı zamanda kendilerini “Müslüman” diye tanımlayan, muhafazakâr olduğunu söyleyen kimseler var. Hocanın “kapitalistler” dediklerinin muhtevasına bu kimseler de giriyor mu? Bu bir.

İkincisi, ilahiyatçı, haklı olarak üst perdeden konuşuyor ve birçok farklı şeyi aynı bohçada toplamakta bir sakınca görmüyor ama ayrıntıda bazı güçlükler var. Mesela kapitalizm ile birlikte “zenginlik” ve “biriktirme” kavramları tümüyle ve köklü bir biçimde değişti. Paranın ve ticari sermayenin önceden de olduğu biliniyor. Ama kâğıt para ve sanayi burjuvazisi, tamamen faize dayalı bir ekonomik sistem, tarihte sadece kapitalizm ile birlikte ortaya çıktı ve sistemin içinde yaşıyorsanız zenginliğiniz tamamen bunlarla ilgili olmak zorunda. İşte böyle bir sistem içinde “zengin” ve “zenginlik” derken neyi kastediyorsunuz? Mesela üretimden tamamen çıkmış, para alıp satmakla semirmiş finans-kapital unsurları bunlara dâhil mi? Bu ve benzeri sorular nedeniyle “Kuranıkerim zenginliğe ve zenginlere cevaz verir ama şu şartla…” gibi ifadelerle konuşmak yerine İslamiyetin kapsayıcı ruhunu yansıtan “infak etmek”, “kanaatkârlık” gibi başlıklar altında konuşmayı tercih ediyorum.

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

no images were found