Neden birbirimize özen göstermiyoruz? (1)

Neden birbirimize özen göstermiyoruz? (1)

“Sosyal medya” denilen ortam sayesinde yüzlerce yıldır bünyemizde zaten var olan bir gerçek iyice gün yüzüne çıktı. Birbirimize özen gösteremiyor, bırakın özen göstermeyi konuşamıyoruz bile. İlk fırsatta kolayca öbekleşiyor, başlıyoruz karşımızdakine saldırmaya. Her konudan siyasi bir farklılık, karşıtlık türetme, tüm sorunların kökeninde siyaset farklılığı varmış gibi göstermede üstümüze yok. Neyimiz var neyimiz yoksa fırlatıyoruz, hakaret, aşağılama, küfür gırla gidiyor. Bu acıklı manzaramızı görüp de üstüne düşünmemek mümkün mü? Ben kendimce çok düşündüm, çok yazdım. Alın size yıllar öncesinden bir örnek…

“Bu ülkede edebiyat daha çok mizah ve şiir demektir. Elbette mizah ve şiiri küçümseyemeyiz; çok özel bir yetenek, güçlü bir söz gücü gerektirirler ama yetenek ve sözü, sabır ve özenle işlemenin şart olduğu, uzun süreli bir çabaya dayalı olan roman ve düşünce eserleri buralarda pek geçer akçe değildir. Aynı şekilde hepimizin övündüğü parlak düşünce zirvelerimiz elbette vardır ama bunların sayıları asla iki elin parmaklarını geçmez, bir düşünce geleneği oluşturmaz… Varsa yoksa mizah ve şiir! Genellikle kitleler halindeyken sağlanan beğeni; kısa ve ani kahkaha ve ışıltılar. Cümbüş. Karnaval. Ağdalı söz. Retorik. Hayranlık ve alkış…
Gazetelerimiz de ilginç; bu alkış-hayranlık silsilesine uygun olarak, dünyanın hiçbir yerinde olmayan, yalnızca bize özgü bir köşe yazarlığı politikası var burada. Kitlelerin hislerine tercüman olan, onların hissettiklerini onlardan daha parlak cümlelerle söyleyerek para kazanan, gazeteden gazeteye transfer olan yazarlar… Bu hengâmeden gündelik hayatlarımıza, insan ilişkilerine ise, ‘Falancanın bugünkü yazısını okudun mu? Müthişti’den başka, yankılanan güzel söz etme gücünden başka geriye bir şey kalmıyor.

Herhangi bir olayı okuyucu, sevdiği yazarın nasıl karşılayacağını, kendisine ne kadar benzer bir tepki vereceğini, yarınki yazısında neyi tema edineceğini biliyor aslında ama bir de onun cafcaflı sözlerinde nasıl durduğunu görmek istiyor kendi cılız hissiyatının. Yazarın aynasında büyüyor okuyucu hissiyatının ve hoş duygusunun gücü; okuyucu kitlesinden aldığı alkış ve hayranlık dolu bakışlarla kendi söz söyleme gücünü keskinleştiriyor yazar… Farklı yazarları sevenler karşılaştıklarında, ellerindeki yazarlarından almış oldukları enerjiyle dolu çıplak kabloları değdiriyorlar birbirlerine…

Buradaki gündelik hayatta bireysel yönelimler, ince-yüksek, sabır isteyen uğraş ve beğeniler temel rolü oynamıyorsa, parlak yazarlarımızı gencecikken gazete köşelerinde katletmemizin payı büyük. Bu katliamı durduramazsak ülkemizdeki düşünce hayatının yoksulluğundan kurtulamayız.”

Allah aşkına, bugün farklı mıyız? Sosyal medyada da çoğumuz bunun için bulunmuyor muyuz zaten. Bizimkilerin yanına sotalanıp diğerlerine Allah ne verdiyse girişmiyor muyuz? Hep aynı acıklı manzaranın değişik görünümleri, her yerde karşımıza çıkmıyor mu?

Yıllardır Türklerin psikolojisi üzerine düşünüyorum. Bu adla bir kitap bile yazdım. Sorunların nedenlerini segmenter toplum oluşumuza bağladım. “Segmenter toplum” derken neyi kast ediyorsun? Diye soruyorsan, biraz sabır kardeş. Sabrı, sabretmeyi de bu nedenle bilmiyoruz. Biraz sabır…

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

Galeri

WhatsApp-Image-2020-04-24-at-09.59.43-1 EROLGOKA25-scaled EROLGOKA-1 IMG-20190810-WA0064 kitap ShowLetter1 01 09 15 13 17-1 IMG_0971-Özel