Saatlerle oynamayı bırakabilecek miyiz?

Sözünü dolandırmadan söyleyen, lafı gediğine koyan insanları seviyoruz. “Dobra” sıfatını hak etmeyi hepimiz istiyoruz. Ama dobralık hem bazılarımızda yaratılış gereği mümkün olmuyor hem de sanıldığı gibi kolay değil. İnsan ilişkisinde her tavrın, her tutumun denge ve ahenk içinde olması, sınırlarını taşmaması gerekiyor. Nasıl olsa dobralık iyi diye, neyi ne zaman söyleyeceğimize dikkat etmezsek, ağzımızda bakla ıslanmazsa, bu kez bizi çiğ, patavatsız insan olma tehlikesi bekliyor. İnsan ilişkisinin adeta bir müziği var, yanlış nota bastın mı, zırt diye kendini ortaya atıvermiş ve tabii komik de olmuş oluyorsun. Ölçüye, dengeye, zamanlamaya, usule, adaba ve erkana hep dikkat etmeye mecburuz.

Sözü dolandırmayalım, usulü dairesinde derdimizi arz edelim. “Yaz saati” uygulamalarından mustarip epey insanımız var. Çok faydamıza değilse ve üstelik yaşam kalitesi, insani gelişme umurumuz haline gelmişse, uygulandığı tüm ülkelerde tartışılan “yaz saati”ni düşünmeliyiz.

Bizim gibi düşünen Enerji Bakanlığı 2008″den beri bu konuyu ciddi biçimde ele aldı, anketler, çalışmalar yaptı. (Meraklısı, bu fevkalade çalışmalara http://www.enerji.gov.tr/tr/anket_dokuman/Ileri_Saat_Uygulamasi.pdf adresinden ulaşabilir.) Doğusu ve batısı arasında 1 saat 16 dakika gibi muazzam bir zaman farkı bulunan Türkiye”nin, yaz saati uygulayan Avrupa ülkeleri arasında ekvatora en yakın ülke olması gerçeği baz alınarak, şu sonuçlara varıldı: “Referans meridyenin batıda olması, özellikle doğu bölgemizde, kışın güneşin erken saatlerde batmasına; güneş ışığından yeterince faydalanılamaması, sosyal, psikolojik ve ekonomik olarak olumsuz etkilenmelerle birlikte elektrik tüketiminde artışa neden olmaktadır. Ayrıca, uzmanlara göre yaz saati uygulaması, insanın vücut saatindeki ani değişiklik nedeniyle uykusuzluk, yorgunluk, esneme, konsantrasyon eksikliği, stres, karamsarlık ve adaptasyon gibi problemlere yol açmaktadır.”

Enerji Bakanımızın geçen yıl yaptığı açıklamalardan bu durumda “sürekli yaz saatinde kalmak” şeklinde bir öneri geliştirilerek Bakanlar Kurulu”na sunulduğunu öğrendik. Ama hemen o günlerde, bu uygulamanın hayata geçirilmesi halinde, ekonomi ve finans çevrelerinin Avrupa ülkeleriyle saat farkımızın üç saate kadar çıkacak olmasının mahzurlarını ifade eden görüşleri de basınımıza yansıdı. Öyle anlaşılıyor ki, bu konuda son kararı vermesi gereken Bakanlar Kurulu”nun işi hayli zor.

Mevcut uygulamayı sürdürmekteki ısrarımızın millet yararına olan yanları varsa ve biz bilmiyorsak hata yapmış olmayalım, kaş yapalım derken göz çıkarmayalım diye yazının başında üslup üzerinde durduk. İkna edici bir açıklama karşısında susmaya hazırız ama vatandaşlarımızın saat oynamalarından kaynaklanan şikayetlerini bir kez daha gündeme getirmek istiyoruz.

Her şeyden önce bu uygulama, canlıların gün ışığı ve beyin arasındaki mucizevi etkileşiminin sonucu olan biyolojik ritme aykırı. Kuzey ülkelerinde durum daha farklı olabilir ama bizde saatler geri alındıktan sonra gün boyu şaşkın sepelek dolaşanların sıklığı araştırılsa, hayretler içinde kalırız. Haydi sağlam, sağlıklı insanların saat değişiminden yakınmalarını “Alışırsın kardeşim” deyip geçiştirelim ama ya çocuklar, yaşlılar, hastalar, başta zihinsel olanları olmak üzere engelliler… Onların büyük çoğunluğunun saat oynamalarından hiç haberleri olmadığı gibi, olanlarının da değişikliğe ayak uydurmaya mecalleri yok. Saatleri ne yaptığınızla hiç meşgul olmayıp her zaman kalktıkları saatlerde uyanmaya devam ediyorlar. Olan, onlara bakım verenlere oluyor. Çocuğuyla, bakımını üstlendiği annesiyle birlikte sabah yedide kalkan çalışan bir kadın, siz saatleri geri alınca artık mecburen altıda uyanmaya başlıyor.

“Yaz saati” uygulamasının fayda ve zararlarını masaya koyalım. Şüphesiz uygulama milletin hayrına olacaksa, her türlü zahmete katlanalım, ama halimiz budur, bilesiniz.

Hazır, “sözü dolandırmak”la başlamışken, pek muhterem Karatay hocamızın “dolandırılması” ile bitirelim. Geniş eylem repertuarımızda, sözü dolandırmakla kıyas edilmeyecek kadar kötü bir tanesi daha var: İnsanı dolandırmak… İnsanın bizatihi kendisi dolandırıldığında ona bahşedilen tüm şeref ve haysiyet de hiçe sayılmış olduğundan, fevkalade aşağı bir eylem dolandırıcılık. Beslenme tuzaklarına karşı bizi uyarıp duran hocamız, hesap edemediği insan aldatmasına maruz kalmasını, “Akıl paraşüt gibidir” diye mazur göstermeye kalkıyor ama hiç lüzum yok buna. İnsanın karakterini yüzünden okuyabildiğimizi söyleyemeyiz ama hocamızın çehresindeki safiyetin kilometrelerce uzaktan anlaşılabileceği konusunda çoğunuzun benimle hemfikir olacağınızdan eminim. Ayrıca hiç üzülme hocam; önemli olan “dünya hayatının aldattıklarından” olmamak zira ” onlar bilinçsizce yalnızca kendilerini aldatıyorlar.”

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

Galeri

WhatsApp-Image-2020-04-24-at-09.59.43-1 EROLGOKA25-scaled EROLGOKA-1 IMG-20190810-WA0064 kitap ShowLetter1 01 09 15 13 17-1 IMG_0971-Özel