‘Selam Terör Örgütü’

Pazartesi günü gazetemiz müthiş bir habere imza attı: “Çağlayan Adliyesi”nden, Türkiye tarihinin en büyük dinleme skandalına delil olacak belgeler çıktı. Adliyede göreve başlayan yeni savcıların bulduğu ve “paralel yapı”nın şimdiye dek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı”ndan gizlemeyi başardığı 125 klasör belge, Türkiye”de binlerce yazar, çizer, sanatçı, siyasetçi ve akademisyenin an be an kayda alındığını ortaya koydu.

Binlerce isim bazen 17 Aralık-25 Aralık soruşturmaları, bazen de Gezi Parkı eylemlerine ilişkin dosyalar kapsamında dinlendi. Başbakan Erdoğan ve yakın çevresi için de “Selam Terör Örgütü” adlı bir örgüt uyduran paralel yapı, 2011 yılından bu yana her konuşmayı tapeleyip arşivledi.”

Bundan bir gün önce de ben bu köşede sağlıklı bir beden nasıl varlığını bize hissettirmiyorsa en iyi devletin de görünmeyen devlet olduğunu, devlet ne kadar milletle kaynaşırsa meşruiyetinin toplum vicdanında daha da artacağını yazmıştım. Bu yazı üzerine bir dostum uyarmış, analojilerle yazmanın risklerine dikkat çekmiş, “çoğu kanser de vücudun içinde kendisini hissettirmeden büyür” demişti. Haklıydı. Biz devleti nasıl milletle kaynaştırırız hususunda kafa yorarken kanserojen karakterli birileri boş durmamış, devletimize nasıl zeval veririz diye uğraşmışlar. Biz hala “görünmeyen devlet” tezimizde ısrarlıyız ama devletin bu kanserojen yapılarla usulünce mücadeleyi elden bırakmaması gerektiğini de görüşlerimize ekleyeceğiz.

Neyse, “Selam Terör Örgütü” kapsamında dinlenenler arasında bizim de adımız geçiyor. Bu alçaklıkla mahkemelerde hesaplaşacağız. Neler konuşmuşumdur, hangi konuşmalarımı kaydetmiştir bu melunlar diye düşünürken birden aklıma geldi. Yenidünya Dergisi”nin Ağustos 2012 sayısında selam ve selamlaşma üzerine bir röportaj yapmıştım, suç içeren tüm ifadelerim oradadır. Sunuyorum:

“Selamın, selamlaşmanın önemini bireysel ve toplumsal açıdan değerlendirir misiniz?

Sorunuz tevafuk oldu zira bir iki saat öncesine kadar bilmediğim yeni öğrendiğim bir bilgi, sorunuzla çok ilgili. Yeni öğrendiğim bilgi, “alak” kavramının Kur”ân-ı Kerim”deki anlamı hakkında. Ben “alak”ın anlamını önceden “kan pıhtısı” ya da bebeğin ana karnında yaşadığı embriyolojik bir aşama diye biliyordum. Tabi ki bu anlam doğru ama bazı tefsirciler, örneğin Mustafa İslamoğlu kelimenin başka bir anlamından daha bahsediyormuş. Bugün bir arkadaşımdan öğrendiğim bilgi, “alak” kelimesinin bu diğer anlamı idi. “Alak”ın “alaka”yla bağlantısından yola çıkarak yorumcu, insanın alaka ve sevgi üzere yaratıldığı şeklinde bir tefsir yapmış. Çok sevindim buna; sevincimin nedeni bu yorumun modern psikolojideki bazı bilgilerle çok uyumlu olmasından kaynaklanıyor.

İngiltere”de bir psikanaliz ekolü, Freud”un psikanalize bakışını yeniledi 1960″larda. “Nesne ilişkileri teorisi” deniyor bu yeni ekole. Onlara göre insanın varoluşunun belirleyicisi; Freud”un sandığı gibi dürtülerini doyurma arzusu değildir; insan daha doğumundan itibaren “ilişki” arayan bir varlıktır. Son zamanlarda insanın bu “ilişkiselliği” modern psikolojide önemli bir bakış haline geldi. Birçok psikoloji profesyoneli, artık insanın yapısı gereği ilişki arzuladığını, yani “alaka” üzere var olduğunu kabul ediyor. Sorunuzun cevabını buradan yola çıkarak verebiliriz: “Selam”, bu alakanın, sevginin çok net bir göstergesidir ya da “alaka”nın, sevginin gereği olarak diğerlerine, insan kardeşlerimize selam veririz. Yaratıcımızdan bize, bizden diğer insanlara olan bu “alaka”nın en sembolik ifadesidir selam. Bu anlamda selam, insan ilişkilerinin vazgeçilmezlerinden bir tanesidir diyebiliriz.

Ayrıca oldukça şaşırtıcı, Hiç ummadık bir yerden konuya yaklaşmak mümkün. Bu sürpriz, “evrimci psikoloji”dir. Tahmin edersiniz benim evrimci psikolojiyle hiçbir alakam olamaz; insanı ele alışta çok çarpık bir bakışı olduğunu düşünüyorum. Buna rağmen, onların bir tespitinin biraz önce söylediklerimizi tamamladığını sanıyorum. Evrimci psikolojisinin ilk araştırmacılarından “Çıplak Maymun” adlı ünlü kitabın yazarı Desmond Morris, tarih boyunca tüm insanların bir birlerine selam verdiklerini ve selam verme sırasında aynı edayı, hali tavrı aldıklarını bulmuş. Kendisi buradan yola çıkıp saçma sapan şeyler söylüyor ama insan varoluşunun ilahi kökenleri üzerine düşününce bu çok heyecan verici bir buluş aslında. Yani demek ki bizim var oluşumuzda insan kardeşlerimize bir ilgi var ve bir biçimde selamla bu ilgiyi sembolleştirmek istiyoruz.”

Selam hakkında söylediklerim bunlardı. Şu hoşluğa bakın: “Selam” nedeniyle karşılaştığımız İslamoğlu”yla, “Selam Terör Örgütü” uydurma soruşturmasında birlikte dinlenmişiz…

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

no images were found