Taşlaşma

Ağaçlar, ormanı görmemize mani olmamalı. Kim ne derse desin, millet olarak çok büyük sınavlardan başarıyla geçiyoruz. Yeni cumhurbaşkanımızı yerel seçimlerin ardından gelen zorlu bir seçim koşusuyla belirledikten sonra bugün yeni başbakanı tartışıyoruz, yarın yeni hükümeti ve yaklaşan seçimleri konuşmaya başlayacağız. Siyasi zaman, çok hızlı ülkemizde; baş döndürücü bir süratle ilerliyor olaylar.

Şüphesiz bizim tarihimizde de başka toplumların tarihlerinde de siyaset gündeminin anbean değiştiği zaman dilimleri var. Toplumların çözülme, yıkım ve yeniden-inşa dönemlerinde böylesi siyasi zaman hızlanmaları olabiliyor. Belki biz de yeniden-inşa dönemindeyiz denilebilir siyasi zamandaki mevcut hızlanmayı açıklarken. Ama yine de kendimize özgülüğümüzü, özgünlüğümüzü vurgulamamız gerekiyor. Yeniden inşa dönemlerinde süreç, genellikle çok travmatik biçimde ilerler, görünür bir kargaşa ortaya çıkar; ne de olsa toplumsal dokuda ve devlet yapılanmasında büyük yer değişiklikleri olmaktadır. Hem değişikliklere bağlı yer sarsıntılarının hem de yeni inşaat çalışmalarının etkisini hissetmemek imkânsızdır.

Çok şükür, biz toplum olarak değişiklerin travmatik etkilerini küçültmeyi başarabiliyoruz. Hatta yeniden inşa halindeyken bile, çözüm sürecinde olduğu gibi, eski dönemin ağır yaralanmalarını onararak ilerleyebiliyoruz. Bu başarımız, esasen toplumsal mayamızın sağlamlığına bağlı ama demokrasi tecrübemizin giderek olgunlaşmasını da hesaba katmalıyız.

Bu kadar hızlı siyasi gündem değişikliklerine kolayca uyum sağlayabilmemizi demokrasimize borçlu olduğumuz gibi bu özelliğimiz de demokrasimizin geleceğini besliyor. Dinamik gündem ve seçimlerle değişimin mümkün olması, doğrudan doğruya şiddete karşı bir panzehir işlevi görüyor. Eğer pata küte gerilimli tartışmaları, iyi müzakere becerisine çevirebilirsek, gündelik hayatımızın demokratikleşmesine doğru adımlar da atabileceğiz.

Resmin tamamına baktığımızda, millet olarak olumlu yanları daha baskın bir tablo oluşturduğumuz kesin. Bunun için iktidarıyla, muhalefetiyle, tarafsızıyla ve protestocusuyla birbirimizi ne kadar kutlasak, övünsek azdır. Ama siyasal-toplumsal tablomuzun ahengini bozan, ileride tüm resmi kirletme potansiyeli taşıyan olumsuz özelliklerimiz de yok değil.

Son yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri, siyasetimizde acilen bir yenilenmeye ihtiyaç bulunduğunu ayan beyan ortaya çıkardı. Siyasetimiz, partilerimiz program ve kadro koreografilerini yenileyemezlerse, tortulaşma sinyalleri veriyor. Oysa durmaya tahammülümüz yok. HDP”nin başlatmayı başardığı ama devam etmesi gereken yenilenmeyi CHP ve MHP”nin de göze alabilmesi, sürdürülen taşlaşma politikasından vazgeçmeleri gerekir.

HDP”nin arzuladığı ana muhalefet koltuğuna oturabilmesi için ne yapması icap ettiği, oy veren seçmen profiliyle parti üst-yönetiminin zihniyeti arasındaki ürkütücü farklılığı nasıl gidereceği konusunu bir başka yazıya bırakalım. CHP ve MHP”deki taşlaşma tehlikesi, bu partilerimizin varlıklarını tehdit edecek boyutlarda. Şüphesiz varlıkları tehlikede derken kapılarına kilit asmalarını kast etmiyorum. Canlılıklarını yitirme, ideolojik kaygı çadırının içinde toplananlarla yetinip toplumun geneliyle bağını koparma ve yeni Türkiye”nin ayağına dolanma ihtimalinden bahsediyorum.

Taşlaşma, sadece parti ideolojisi ve yapısı etrafında tortulaşmış ilişki yumağı içinde karşılıklı birbirini yankılayıp duran statik bir hal almadır. CHP ve MHP, bu hale çok yakındır; onların başarısızlıklarını sadece Ak Parti”nin başarısıyla açıklayamayız. Ak Parti diye bir parti yarın olmasa bile bu partilerimizin alacağı oylarda bir değişiklik ortaya çıkmayacak hatta trajikomik bir biçimde, belki CHP oyları belirgin bir düşüşe geçebilecektir.

Ak Parti, kendisini yenileyebilme becerisi en yüksek olan partimizdir ama bu beceriyi karizmaya dayanmadan da yapabileceğini göstermek durumunda. Seçim sonuçları, bu partimiz için de bazı olumsuz sinyaller veriyor. Seçimlere katılım oranlarının özellikle Ak Parti”nin yüksek oy aldığı bölgelerde düşüklüğü, ciddi bir rehavet tehlikesine ve muhtemelen kadroların seçimlere yeterince asılmadığını işaret ediyor olabilir.

Oysa toplum gibi Ak Parti”nin de durmaya tahammülü yok. Koşmazsak düşeceğimizi en iyi Ak Parti kadroları bilir. Ak Parti, toplumun önemli sarsıntılar yaşamadan dönüşümünü başarabilmesinde büyük role sahiptir. Bu rolün görünmez dinamolarından birisi de üç dönem kuralı ve genç Türkiye”ye sarsılmaz güvendir. Kuralın mantığı, toplumsal dinamiklere hep kulak kabartmak, gençlerin önünü açmak, partinin taşlaşmasının önüne geçmektir. Ak Parti bunlardan vazgeçerse, itibar kazanmaya başlayan siyaset, bu itibarını yitirecek, toplumun sorunlarını çözme becerisi diye algılanmaktan ziyade profesyonelleşmiş siyasetçilerin işi olarak görülecektir.

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

no images were found