‘Durmak yok yola devam’ ama nasıl?

Seçimlerin Ak Parti için nispeten olumsuz neticelenmesine neden olan iki büyük sorun kaynağı vardı. Birincisi, çok lüzumlu ve cesaret gerektiren bir icraat olan açılım ve çözüm sürecinin komplikasyonu olarak etnik kimlik bilincinde yükselme olgusunun ortaya çıkması ve Ak Parti karşıtı cephenin bunu fırsat bilerek oyun kurması yüzünden Kürt oylarının etnik HDP havuzunda birikmesiydi.
Kaderin cilvesine bakın ki, 7 Haziran Seçimi’nin Ak Parti için nispi bir başarısızlıkla sonuçlanmasının ikinci nedeni de yine onun bir başka başarısında yatıyor. Ak Parti, 12 yıllık icraatlarındaki başarısının gerçek bir nişanesi olarak kurucu liderini Cumhurbaşkanlığı’na taşıdı ama bu sürecin de komplikasyonu ortaya çıktı. Liderini en yüksek devlet makamına, Cumhurbaşkanlığı’na göndermek, ister istemez yönetimde çift-başlılığa kapı araladı; fitne, fesat için fırsat kollayanların ellerine koz verdi. Elbette ülkenin, toplumun yararına göze alınmış büyük icraatları, ortaya çıkan komplikasyonlar gölgeleyemez ama durum bu…
Kürt etnik kimlik bilincinin yükselmesi, son yıllarda sadece ülkemizin değil bölgemizin görmezden gelinemeyecek olgusu. Etnik kimlik ve demokrasi konularına, önümüzdeki günlerde herkes gibi biz de dönüp dönüp geleceğiz. İzin verirseniz, şimdi seçimlerdeki Ak Parti’nin nispi başarısızlığında rol oynayan ikinci sorun dalgasına geçmek istiyorum.
Ak Parti’nin kazandığı birçok seçimden sonra, Genel Başkanı’nı, Cumhurbaşkanlığı makamına göndermesinin ardından, ilk defa yeni genel başkanıyla (ve Başbakan’la) seçime katılacak olması, 7 Haziran Seçimi’nin önemini arttırıyordu. Yeni Genel Başkan’lı Ak Parti, sadece seçimlerin önemini değil rekabetin şiddetini de arttırıcı bir etki yapıyordu. Liderini Cumhurbaşkanlığı makamına göndermiş, yeni bir genel başkanla yarışa katılacak Ak Parti, rakiplerinin iştahını kabartıyordu. Muhalefet partileri, seçim yarışında, demokrasimizin olağan seyri içinde ortaya çıkmış olan bu “iki başlılık” görüntüsünden ellerinden geldiğince yararlanmak isteyecek, hatta mümkünse bu durumu suiistimal edeceklerdi. Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın arasında çelişki varmış gibi göstermeye, görünen çelişkileri alabildiğine artırmaya çalışacak, ikisinin arasında fazlasıyla uyum bulunan hallerde ise Başbakan’ı “silik-Akbulut” olmakla suçlamaya yelteneceklerdi. Seçim sathı mailinde muhalefet bu konularda elinden geleni yaptı ama o kadar başarısızdılar ki… Sözcülerinin özellikle “yeni anayasa” ve “başkanlık sistemi” ekseninde “yeni Türkiye”yi bir türlü insicamlı bir şekilde anlatamamaları, meydanlarda ortaya çıkan iki farklı görüntü ve dilin verdiği rahatsızlık, Gökçek-Arınç sürtüşmesinde ayyuka çıkan “parçalanabilirler” endişesi, Ak Parti aleyhinde muhalefetten daha etkili oldu.
“Rekabet” sözüyle elbette esasen partiler arası rekabeti anlatmaya çalışıyorum ama ilk bakışta göze çarpmayan ama grup dinamiğinin kaçınılmaz sonucu olan parti-içi rekabeti de bu çerçevede düşünmek gerekiyor. İlk kez bu seçimde uygulanacak ve demokrasi tarihimizde önemli bir başarı olarak anılması gereken “üç dönem kuralı” da şüphesiz birçok bakımdan Ak Parti aleyhine işleyecek, bu pırıltılı karar, gri propaganda için zemin hazırlayabilecekti. Erdoğan’a karşı herkesle ama herkesle, her türlü ittifakı mubah gören paralel yapının her şeyi ama özellikle 17-25 Aralık’ı ve yolsuzlukla itham edilen bakanların Yüce Divan’a gönderilmemelerini sonuna kadar suiistimal edeceği belliydi. Ak Parti kadrolarında ve de son seçimlerde uç vermeye başlamış olan kazanmaya alışma ve rehavete kapılma eğilimi de tüm bunlara ilave edilmeliydi. Kazanmaya alışmış ve rehavete kapılmaya meyyal kadrolar ve seçmen, bu yeni rekabetçi ortamı kolay benimsemez, “oluruna bırakma” havasına girebilirdi. Ak Parti kadroları ve seçmeni, bu kez yarış-dışı kalmış eski liderini özleyecek bir haletiruhiyeye kapılırlarsa, rehavet ortamının da etkisiyle bir anafor ortaya çıkabilirdi. Tüm bu etmenlerin bir araya gelmesiyle oluşan olumsuz hava, kartopu etkisiyle, bir seçim faciasına yol açabilirdi.
Neyse ki, her şeye rağmen korkulan olmadı. Davutoğlu’nun üstün gayreti ve çalışkanlığı, hem partiler arası rekabetle baş edilmesini hem parti-içi kohezyonu sağlayabildi. %41’lik oy oranının bir başarı olmadığı ortada ama asla bir facia olmadığı, yeni bir başlangıç için sağlam bir zemin sağladığı çok daha açık.
7 Haziran Seçimi, siyasette dev icraatlara, kazanılan büyük başarılara aldanmamak gerektiğini gösterdi. “Biz geçmişte şunları yapmıştık” esasına dayalı propaganda, seçmeni sadece belli ölçülerde etkileyebiliyor. Seçmen son tahlilde, gelecekte neler yapılacağına ve bunları hangi kadroların yapacağına bakarak karar veriyor. Bu seçimlerden çıkarılacak en büyük ders, önemli olanın ilke ve idealler olduğu; kazanmak isteyenin ilke ve ideallere göre halini gözden geçirip düzelterek, azim ve kararlılıkla yola devam etmekten başka çaresinin bulunmadığıdır. Ak Parti kadrolarının “Durmak yok, yola devam!” nidasını ne kadar içlerine sindirdiklerini hep beraber göreceğiz.
Ramazan aynının feyiz ve bereketinden hepimiz alabildiğine yararlanalım inşaallah.

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

no images were found