İnsan nereye giderse gitsin, anavatanında kalır

İnsan nereye giderse gitsin, anavatanında kalır

Prof. Dr. Erol Göka ve Rıdvan Tulum, Çabuk Konuşma’da bu ay “İnsan gidince ne kalır?” sorusundan hareketle, insanın ölümünden sonra geride bıraktıklarını ve son yıllarda konuşulan “insan sonrası dünyanın” mümkün olup olmadığını konuştular. Rıdvan Tulum sordu, Erol Göka Hoca yanıtladı.

Merhaba hocam, şuradan başlayalım bu ay: İnsan gidince geriye ne kalır?

Çok iyi konu, konuşalım elbette ama iki yolu var bu konuyu konuşmanın. Birincisi, insan teki, bu dünya hayatını terk ettikten sonrası, ikincisi basbaya insan türünün yok olmasından, başka bir şeye evrilmesinden konuşmak… Biliyorsun “posthuman” yani insan-sonrası gibi kavramların da bahsedildiği zamanlardayız. Hangisini konuşalım?

Tercih sizin hocam, ikisi de birbirini tamamlayacaktır bir yerde zaten konuların…

Evet, insan-sonrası kavramını çok duyacağız bundan sonra da. Adamlar ciddi ciddi insan bitti, artık tarihin öznesi olabilecek bir türden de hatta tarihten de bahsedemeyiz diyorlar. Biliyorsun epey zamandır aile bitti, sanat bitti, toplum bitti diyorlardı, tarihin sonuna gelindiğini söylüyorlardı. Şimdi açıkça insanın da bittiğini, artık bir felsefe ve dinler tarihinden bahsetmenin komik olduğunu da dile getiriyorlar. Yapay zekâ, robot ve akıllı aygıt gibi kavramların aslında buraya gelmek için olduğunu çok söyledik ama dinletemedik. Bazı kafası kalınlar, bunları basit teknolojik ilerleme, bilimin insanlığa bahşettikleri sanıyordu…

Bu durumda, insan gidince geriye ne kalır sorusu da yürürlüğe giriyor haliyle…

Rıdvan’ım canım, insan hiçbir yere gitmeyecek, avuçlarını yalayacaklar… İnsan meleklerden üstündür, emanet insana verilmiştir. Beşerin çok hâkim olduğu, cehenneme benzer bir hayata doğru gittiğimiz doğru ama insan kalubela’da verdiği sözü hatırlayacak, titreyip kendine gelecektir.

Önümüzdeki zamanlar hem daha çok cehenneme benzer manzaralar gündeme getirecek hem de yanan ormanlardan yeni sürgünlerin filizlenmesi gibi insanlığın küllerinden doğduğunu göreceğiz. Beni bilirsin belagati sevmem, boş söze, ideolojik efelenmelere prim vermem ama inancım gerçekten böyle…

Eyvallah hocam, yine de insansız bir dünya olsa bile, yani bahsedilen insan sonrası dünya… Bu dünyada insanın izlerini silmek nasıl mümkün olur ki…

Diyorlar ki, evrim sürecinde insanın tarihi pek kısa bir yer tutar, insan-sonrasını da ona göre düşünmek icap eder. Silinip gider eski tarihin izleri, yepyeni bir bakış gelir… Ben de senin gibi düşünüyorum oysa insanlık tarihinde her olup biten Hz. Adem’de aslı bulunan ontolojinin değişik bir görünümüdür, temel asla silinmez… Bunu bildikleri için benim gibi insanın temelinden bahsedenlere, küçümseyerek “özcü” diyorlar. Kesinlikle ben “özcü”yüm. İnsanın da izlerinin de asla silinmeyeceğini düşünüyorum. İnsanın asıl izi, ahlaklı, erdemli bir varlık oluşundadır, estetik duyarlılığa ve hakikat arayışına sahip olmasındadır. Bir gün bu izler hatırlanacak, sahneyi robotlara, yapay zekâya bırakmak, bizi tüketim aptalları haline getirmek isteyenlere “inin oradan, vakit tamam” denecektir.

“İnsan ırkı ya satıcıdır ya da müşteri, üçüncü imkansızdır.” Osman Konuk’un bu dizeleri geldi aklıma… Sanırım, hareket noktası bu anlattığınız meselenin…

Kızmış bu alçaklara Osman Konuk, üçüncüsü var aslında, Osman’ın kendisi, sözün direnci…

Eyvallah hocam… Bir de tabii, insanın ölümüyle birlikte geride kalan şeyi konuşmak lazım. Aklıma hep düşer, anneannem vefat ettikten 2-3 yıl sonra, dayım, “iş-güç, geçim derdi derken annemin yüzünü hatırlamıyorum” diye ağlamıştı. İnsan, gidince geriye ne kalır sorusunu bir de bu yönden konuşsak…

Aynı şeyden bahsediyoruz aslında kardeş… Bir hayal alemi burası, o yüzden “yalan dünya” diyorlar ya zaten… Hayalleri çekiliyor buradan ebediyete intikal edenlerimizin… Geriye anılarımız kalıyor, dayın da annesini hiç olmadık yerlerde, rüyasında capcanlı hissediyordur eminim. Aşk yaşantısında çok barizdir insan sevdiğinin yüzünü tam olarak hatırlayamaz. Dikkati aynı zamanda hem zerrelerde hem bütünde olduğu için tam canlandıramaz gözünde. Sevdiğimiz, Allah’ın rahmetine emanet ettiklerimizde de aynı şey olur…

Aynı şeyden bahsediyoruz derken şunu kastettim: Biz ölsek de insan öldü deseler de insani öz kalacak. Anılarımız kalacak, hatta yaptığımız iyilikler, bıraktığımız eserler…

Hayallerin çekilmesi… Tam olarak bu açıklıyor galiba hocam mevzuyu. Bir de daldan dala atlıyorum belki ama; takip etmişsinizdir, Türkiye’de gençlerin çoğu yurt dışına göç etmek istiyor gibi bir algı ya da gerçek var. Yine aynı soruyu 3. kez buradan cevaplasak… İnsan, ülkesinden gittikten sonra geriye ne kalır? Mesela, şu durum bana ilginç geliyor: Türkiye’den giden gazeteciler ya da yurt dışında yerleşik bir hayata geçenler, Türkiye ile ilgili meseleleri ana gündemlerinde tutmaya devam ediyorlar. Hem gençler hem de ikinci olarak gidenlerin, burayı ana odak halinde tutmasını da bu soru etrafında biraz konuşalım derim.

Nereye gidersek gidelim biz ana yerde, anavatanda kalırız çünkü dilimiz oraya bağlıdır, kendimizden kaçamayız, hep kendimize varırız. Biz su zerreleriyiz, okyanusta kavuşacağız eninde sonunda. Önemli olan buraların bizi nasıl hatırlayacağıdır. Söyle o terk etmek isteyenlere, onlar buradan kurtulamayacaklar ama buralar onlardan kurtulacak giderlerse…

Eyvallah hocam. Nereye gidersek gidelim anavatanda kalırız, belki de son iki yüz yılın özeti bir bakıma…

Öyle galiba…

Yine de gençlerin bu gitme isteğini de konuşmak gerekmiyor mu? Onlar anavatanda kalacaklarını bilmedikleri için mi bu istekte bulunuyorlar?

Haydi Althusser’in sözleriyle bitirelim: “Sevmek, özgür bırakmaktır.” Gençlerimizi seviyorum ama gitmek isteyene “kal” demem, varacakları yere varsınlar, hâlâ buralardan konuşmak isterlerse memnuniyetle…
Kaynak: Cins Dergi, Eylük 2021 sayısı

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

no images were found