Öfkemizi kontrol etmek mümkün ama biraz uğraşacağız (II)

Öfkemizi kontrol etmek mümkün ama biraz uğraşacağız (II)

Öfke denetiminde sorunu olan insanların ayrıca düşünme biçimlerinde de bazı değişikliklere gitmeleri gerekir. Sakın ha, yapılacak ne çok iş varmış deyip vazgeçmeyin, dünyanın en zorlu düşmanını, öfkeyi alt etmeye çalışıyorsunuz. Biraz sabır, ne kolay olduğunu göreceksiniz.

Korkunçlaştırmayın! Öfkeli denetiminde sorunu olan insanlar, her olumsuz, küçük hayal kırıklığını, bir felaketmiş gibi yaşarlar, korkunçlaştırırlar. Oysa “büyütülecek bir şey yok”tur. Onlara böyle zamanlarda kendilerine soracakları şu iki soruya cevap vermeleri önerilir. Görecekler ki daha soruyu sorarken yatışmaya başlayacaklardır. Soru bir: “Bu yaşadığım son gün olsaydı, felaket olarak gördüğüm böyle bir şey ne derece önemli olurdu?” Soru iki: “Daha önce yaşamış olduğum büyük hayal kırıklıklarımla karşılaştırırsam, bunu kaçıncı sıraya koyabilirim?”

Şeytanlaştırmayın! Öfkeli insanlar karşılarındakileri her haliyle kötü, kendilerini kusursuz ve masum görmeyi, insanları şeytanlaştırmayı bırakmalılar. Çünkü bu düşünceleri sayesinde öfkelerini meşrulaştırıyorlar. Öfkelenince şeytanı yok etmeye çıktığını düşünen bir insan öfkesinden neden vazgeçsin? Oysa dünyada yalnızca siyah ve beyaz iki renk yok, hiçbirimiz tamamen masum değiliz ve dahası birisi sizinle aynı görüşü paylaşmıyorsa, bu onun kötü olduğunu göstermez.

Öfkenize bahane bulmak için aklınızı kullanmayın! Öfkelenmemizi haklı çıkaracak birçok şablon düşünce vardır kafamızda. Her öfkelendiğimizde dünyayla, kendimizle ilgili bu düşüncelerden birini devreye sokuveririz. Allah aşkına bakın şu şablon düşüncelerimize, hangisinin normal zamanda elle tutulur bir yanı var: “Kimseye güven olmaz.”, “Dünya çok acımasız.”, “Ben öfkeli mizaçtayım, değişmeme imkân yok.”, “Ailem de öfkeliydi zaten, genetik bu huy bizde.”, “Ben Karadenizliyim, o yüzden elimde olmadan öfkeleniyorum”… Öfkemizi mazur gösterecek düşünceler sadece dünyayla ve kendimizle ilgili değil, bazen çaresizliğimizi (“Öfkem üstün geliyor, karşı koyamıyorum.”), bazen alkolü (“İçtiğimde kendimi kontrol edemiyorum.”), bazen âdet düzenimizi (“Âdet-öncesi dönemdeyim, ondan öfkeliyim.”) mazeret olarak kullanıyoruz. Öfke mazeretleri sınır tanımıyor, kimi zaman da “Bir alkolikle yaşamak herkesi böyle öfkeli yapar.”, “Ben taciz kurbanıyım, öfkem onların suçu…” örneklerinde olduğu gibi başkalarını öfkemize kalkan yapıyoruz.

Öfkelenmenize yol açan düşünceleri değiştirin! Öfkemizi başlatan birçok düşünce vardır ve bunları saptayabilirsek ve yerlerine sağlıklı olan düşünceleri koyarsak öfke denetiminde hayli yol alabiliriz. Mesela birçok öfkeli insanda “Ne hakla bana ne yapmam gerektiğini söyleyebilir?” şeklindeki bir düşünce kalıbı, öfke başlatıcısı olabilir ve kavgalara yol açabilir. Oysa bu düşünce geldiğinde, bu kez tuzağa düşmeyip uyanık olabiliriz. Artık eskisi gibi değil de “O nasıl söylerse söylesin benden bir şey istiyor, ‘evet’ ya da ‘hayır’ diyerek geçip gidebilirim.” diye düşünebiliriz.

(Bu yazı, Doç. Dr. Murat Beyazyüz ile birlikte yazdığımız Kapı Yayınları’ndan çıkan GEÇİMSİZLER kitabından alınmıştır.)

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

no images were found