Sahih muhafazakârlığa doğru

Her toplum, insanının omurgasını bir arada tutan, muhafaza etmek istediği ana değer hattına sahip. Bu ana değer hattı, hayatın olağan akışı, toplumsal, siyasal ve manevi alanların etkileşimi içinde, kendiliğinden bir tarzda oluşuyor. Toplumun içindeki insanların büyük çoğunluğunun birbirleriyle ilişkilerini, hayatın ve olayların algılanma biçimini bu hat belirliyor. Toplumun ana değer hattına uygun biçimde yaşantılarını düzenleyen insanlar, toplumun merkezini teşkil ediyorlar. Toplumun merkezini oluşturan insanlara muhafazakâr, toplumsal merkezde kendiliğinden ortaya çıkan ana değer hattına göre hayatın tanziminden yana olmaya ise muhafazakârlık diyoruz. Muhafazakâr insanın ve muhafazakârlığın alâmetifarikası, kimden gelirse gelsin dayatmacılığa, toplum mühendisliğine karşı olması…
Toplumun var olma tarzının, hayat akışlarının her gelenekte farklı biçimlere bürünmesi yani hayatın (toplumsalın) her gelenekte değişik olması, muhafazakârlığın her geleneğe özgü biçimlerinden söz etmemizi zorunlu kılıyor. Muhafazakârlıklar gelenekleri nispetinde farklılaşıyor, birbirlerine rakip olabiliyor ve hatta kimi zaman karşı karşıya gelebiliyorlar. Bu nokta, muhafazakâr düşünceyi sosyalizm, liberalizm gibi diğer düşüncelerden belirgin olarak ayırıyor. Muhafazakârlıkta bir evrensellik, enternasyonal bir dayanışma pek mümkün görünmüyor.
Bu tespitlerimizde bir gerçeklik payı varsa, şunu söyleyebiliriz: Türkiye’deki muhafazakârlığı anlayabilmemiz için, dikkatimizi buradaki ana değer hattına yoğunlaştırmalıyız. Hayatı burada belli bir hoşnutlukla yaşayan ve çocuklarının da aynı değerlerle ve hoşnutlukla yaşamasını isteyen, ideolojilerin değil hayatın daha önemli olduğunu bilen sessiz çoğunluğa bakmalıyız. İnsanımızın neyin muhafazasından yana olduğunu, yani buradaki temel, merkezcil değerleri anlamalıyız. Bunun için de insanlığın buradaki hikâyesini bilmemiz şart. Ana değer hattında neler bulunduğunu daha sonra ele alacağız ama önce bir hususu daha belirtmeliyiz. Buraya kadar söylediklerimiz, “toplumsal muhafazakârlık”la ilgili. Bir de “siyasi muhafazakârlık” var; işi asıl bu alan, karıştırıp zorlaştırıyor.
Kelimenin hakiki manasında bir siyasi heyete “muhafazakâr” diyebilmemiz için, o heyetin amacının ve programının toplumda üretilmiş ana değer hattına sahip çıkma ve politikalarını ona göre şekillendirme arzusunda olması icap eder. Ama gelin görün ki, kendisini siyaseten muhafazakâr olarak niteleyen heyetler, hiç de bunu göz önünde bulundurmuyorlar. O yüzden birbirlerinden oldukça değişik, muhafazakârlık iddiasında siyasi heyetler ortaya çıkıyor. Ayrıca toplumun siyasi tercihleri de çoğu zaman değer sistemine birebir karşılık gelmiyor. Toplumsal merkez dediğimiz, muhafazakâr çoğunluk pekâlâ adı ve programı “muhafazakâr” olmayan siyasi tercihlerde bulunabiliyor. Toplumun merkezini, muhafazakârlığı oluşturan ana değer hattında değişim çok yavaş olurken siyasi tercihler, nispeten çok daha kolay değişebiliyor.
Biz burada, Osmanlı İmparatorluğu’nun bakiyesi topraklarda, emperyalizme karşı bir var kalma mücadelesinin ardından devletini Cumhuriyet olarak yeniden biçimlendirmiş, yine imparatorluk bakiyesi bir toplumuz. Yüzyıllar boyu ana değer hattımızı İslamiyet belirledi. Yine öyle ama toplumsal ve siyasal alanda hatırı sayılır değişiklikler ortaya çıktı. Modernlik, bizim iç dinamiklerimizden köken almadı, emperyalizmle birlikte dışarıdan bize doğru geldi ve yaşantımıza katıldı. Emperyalizmin bir görünümü olarak karşımıza çıktığında onu sevmedik, tavır aldık. Ama yönetme tarzının, ekonominin, üretimin, bilimin ve sanatın yeni biçimi olarak nispeten tarafsız yüzüyle göründüğünde, onu kendimize özgü bir biçimde benimsemeye, değer sistemimize katmaya gayret ettik.
Burada pratik siyaset de gelenek ve modernliğin kesişim alanındaki etki ve tepkiye göre kendisine bir program ve söylem inşa etti. Muhafazakâr diye bilinenler, hem modernliğe hem emperyalizme karşı ideolojik bir söylem geliştirdiler ama hayatın ve reel-siyasetin baskısı karşısında belli bir esneme payıyla birlikte… Modernliğe daha sıcak yaklaşanlar ise başlangıçta sadece emperyalizme karşı olmakla yetindiler; daha sonra geleneği ve buradaki hayatı küçümsemeleri ağır bastı, giderek emperyalizmin adını bile anmaz oldular.
Halk, rey sahibi olduktan itibaren, hemen her zaman, kendisini temsil hakkını, muhafazakâr diye bilinenlere verdi. Onlar da iktidar olmanın gereğini yaptılar, pragmatik oldular. İslamcı, Türkçü, nostaljik emperyal bakış ideolojide hep varlığını korudu. İdeolojiyle hayat, ideallerle gerçekler arasında tatsız bir boşluk mütemadiyen varlığını hissettirdi. Sahici muhafazakârlık için toplumsal olanla siyasal olan, ideallerle gerçekler arasındaki farkın minimize edilmesi gerekiyor. 1 Kasım’dan sonra öyle bir sürece girdik.

Kaynak: Yeni Şafak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

Galeri

WhatsApp-Image-2020-04-24-at-09.59.43-1 EROLGOKA25-scaled EROLGOKA-1 IMG-20190810-WA0064 kitap ShowLetter1 01 09 15 13 17-1 IMG_0971-Özel